Çok ilginç bir bilgilendirme.
Uzun demeyin, izleyin lütfen.
Hakan Kısa: Genetik yazılım değişse bile bu tanrı kavramı değişecekmi. Aslında burada insanın fiziki durumundan söz ediliyor zeka gen ile ilgilimi sorusunu sormak lazım bu iki kadın belki genetik bozukluğa sahip olabilir ama zeka genetik mi veya bilgi insanın genetik yapısında mı vat yoksa öğrenme duygusu veya duygular hisler maneviyat ta insan genetiğinde mi var.

https://www.haberturk.com/yazarlar/prof-dr-temel-yilmaz/2827698-dunya-artik-pandemi-politikalarini-ve-yasaklari-sorguluyor

Suudi Arabistan’ın Derdi Ne? – I –

Bu soruya cevap vermeden önce gelin beraber isterseniz 1744 yılına, ilk Suudi devletinin kuruluşuna şöyle bir bakalım.

Suud kabilesi o zamanlar Riyad yakınlarında bulunan Der’iyye denilen bölgede küçük bir emirliktir. Hayvancılık birincil kaynakları, zaman zaman otlaklara göçüyorlar ama bu da yetersiz. Bulundukları bölge ekonomik olarak o kadar değersiz ki Osmanlı, bu bölge için askeri bir garnizon kurma gereği bile duymamış. Osmanlı bunların ne etlisine karışmış ne de sütlüsüne karışmış.

Bu sürece kadar her şey normal. Ancak bir yabancının bölgeye gelmesi ve düşünceleri ile kabile liderlerini etkilemesiyle her şey değişiyor. Peki, kimdi bu yabancı? Vehhabilik ideolojisinin müessisi, kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb. Çok dik başlı ve ayrık fikirlere sahip olan bu zat zamanla Suud ailesine tesir etmeye başlıyor. Aslında günümüzde de böyle; Dik ve ayrılıkçı fikirler birilerine hoş gözüktüğü ve farklılık uyandırdığı için beğeni toplamıştır her zaman. Bu da böyle bir durum.

Her ne kadar İbn-i Teymiye’nin fikirlerine tabi olduğu söylense de farklı bir görüş açısına sahip. Aslında Uyeyne’de (yaşadığı bölge) Hanbeli kadısı olarak görev yapmaktaydı. Muhammed b. Abdülvellah’ın ameli bir mezhep kurduğunu iddia etmek bu açıdan yanlış olur. Zira o zaten amelde Hanbeli mezhebine tâbi idi. Kendisinin oluşturduğu düşünsel akım ise her ne kadar Selefilik ile bağlantılı şekilde ifade edilse de aslında şahsına münhasır bir akım olan “Vehhabilik İdeolojisi”. Altını çizmekte fayda var; bu bir mezhep değil, ideolojik bir yaklaşım. Düşünce-siyaset karışımı hastalıklı bir ideoloji. Burada şu tespiti yapmakta fayda var: O günler kabileler arası gerginlikler var. Suud ile Muhammed Bin Abdülvehhab ortak bir paydada buluşuyorlar. Her iki tarafın menfaatleri var bu buluşmada. Vehhabi ideolojisi çevresinde (din odaklı) bir kabile birliğinin kurulması her iki tarafında yararına olduğu kesin. Suud, kabileler arasında söz sahibi olacak, Muhammed bin Abdülvehhab da ideolojisini, fikirlerini bu şekilde yaymış olacak. Tablo net aslında.

Osmanlı ile sorun yaşamasına sebep olan düşünceleri arasında, kabir ve türbelerin yıkılmasını savunan bir eylem planını dillendiriyor olması da yer alıyor. Bu fikirler, görünüşte Kitap ve Sünnette olmayan her şeyi (bid’atları – dinde olmayan, dine sonradan sokulan her şeyi) reddediyor gibi gözükse de aslında temelde Suudilerin güçlenmesini sağlayan siyasal bir araç oluyor. Suudilerin o zamanki reisi Muhammet bin Suud bu görüşleri dinliyor ve benimsemeye karar veriyor. İşte tarihin en büyük kırılma anlarında biri de o an gerçekleşmiş oluyor.

Tekrar etmekte fayda var. O döneme kadar Osmanlıya karşı kayda değer bir başkaldırı yok. Zira hilafet makamı Osmanlıdaydı ve Halife’ye başkaldırmak söz konusu olmazdı. Ancak Muhammed b. Abdülvehhab’ın görüşlerine uymayan herkes kafir olarak değerlendirilirdi. Bu nedenle Osmanlıya başkaldırmakta bir sakınca görülmedi. Zira Osmanlı tasavvufi fikirlerin çok yaygın olduğu bir ortamın içerisinde bulunuyordu. Bu da Muhammed b. Abdülvehhab’ın düşünce dünyasının karşısında yer alıyordu.

Der’iyye emirliği yani ilk Suudi devleti bu ideolojik akım sayesinde bulundukları bölgenin dışına taşmaya başladı. Bid’atlarla savaşmak adı altında Muhammed b. Suud, bölgedeki kabilelerle savaşarak nüfuz alanını genişletti. Sonraki süreçte kabile liderine dini bir nitelik kazandırmak ve çevredeki kabileleri etkilemek adına “İmam” unvanı verilmeye başlandı. Yaptıklarını meşrulaştırmak adına bunun çok iyi bir taktik olduğu kesin.

Bu süreç Kavalılı Mehmet Ali Paşa’nın Oğulları Tosun ve İbrahim paşaların yönettiği harekâta kadar bu şekilde devam etti. (Eylül 1818) Harekat neticesine Suudiler tekrar Der’iyye’ye çekilmek zorunda kaldılar. Dördüncü Der’iyye emiri olan Abdullah bin Suud (Muhammed bin Suud’un torununun oğlu) ve adamları Mescid-i Nebevi’de bulunan Hücre-i Sadeti tahrip ettikleri gerekçesiyle tutuklanarak, önce Mısır’a, ardından da İstanbul’a getirildiler. Abdullah bin Suud, Mekke ve Medine’de gasp ettikleri mallara dair sorgulandıktan sonra 17 Aralık 1818’de İstanbul’da idam edildi.

Tekrar başa dönecek olursak, Osmanlı, Suud kabilesinin neşet ettiği Necid coğrafyasına dokunmamış. İç meselelerine karışmamış. Sömürgeci bir anlayış gütmediği için o bölge ahalisine her hangi bir baskı, tahakküm kurmamış. Fakat, ideoloji ile ayaklanan bu unsurlar zamanla Osmanlı’nın başına bela olmuşlardır. Dini açıdan samimi olmadıkları İngilizlerle yaptıkları kirli pazarlıklarla ortadadır. Halifeye baş kaldırmayı, Müslüman’a karşı gayrimüslimlerin yanında yer almayı meşru gören bu unsurların dünü de, bugünü ile aynı minval ve eksen üzerinde devam etmektedir. Bundan sonra kurulacak olan iki Suudi devleti/emirliği de bu şeklide devam etti. İngilizlerin garantörlüğünde topraklarını tescillediler. Şerif ailesi ve Suudiler İngilizler sayesinde Osmanlı’ya karşı savaştılar. Ama işe bakın ki Suud bu sefer de Şerif Ailesine arkasını dönerek, onlara karşı da savaştı. Osmanlı Suudilerin güvensizlik göstermeleri yüzünden, son dönemde Raşidiler’e destek verdi. Zira sülale olarak güven duyulmayacak bir karaktere sahip oldukları tarih sahnesinde defaten sergilenmişti. Kendi hanedanında bile sürekli iktidar mücadeleleri, kavgaları yaşanmıştır.

Üç bölümden oluşacak makalemin, birinci bölümünü böylelikle tamamlamış olduk. Diğer bölümleri de sizle gün be gün paylaşacağın inşallah. Olabildiğince özetle aktarmaya çalışıyorum. En azından karşımızdakini iyi tanımak adına bu bilgilerin öğrenilmesi çok büyük önem az ediyor. Umarım faydalı olur.

Ömer AHU
[12:04, 19.10.2020] Hakan Kısa: Tüm savaş yapan ve savaş ve sişahlı kuvvetleri ile bir şeyler elde etmeye çalışan tüm devleti yöneten iktidarlar artık ulus içinden çıkan silahlı kuvvetleri kullanmıyor. Bunun yerine paralı veya özel şirket askerliği adı altında kuvvetler olulturarak dünyada çeşitli operasyonlara girişiyorlar veya ülkelerinde bu kuvvetler ile iktidar sağlıyorlar. Bunu en güzel yapan Fransa lejyoner birlikleri ile her türlü uzak yakın çatışmanın operasyonun içinde parayı ver Fransayı kirala ABD zaten paralı askerlik sistemini kurmuş ve düzenini oluşturmuş. Sovyet yani Rusya wagnerler ile sahnede İngiltere kendi küçük dominat devletleri ile yerel paralı askeri güçlerini kurmuş ve bunlarla sistemini devam ettiriyor. Askeri düzene ve sisteme kimse karışmıyor yani bu işin siyasi politika ve ekonomi düzeni ile bu devletler uğraşıyor. Ordu yönetimini yine bu işi bilen askere bırakıyorlar. Askerlik işini bu işi yapan bilir diyorlar.
[14:10, 19.10.2020] Hakan Kısa: Gülümser Heper bir tv programında kızım sana söylüyorum gelinim sen anla tarzında bir konuşma ile tarz değişiminden bahsetti gülümseyelim asık suratlı olmayalım konuşmaları soruları tepkileri güleryüz ve soğukkanlılıkla göğüslemeye çağırdı.
Bugün ülkemizde ufakta olsa ben yarınlara ve bakışımı daha iyi bir şekle çevirmekte olacağım ile başlayan konuşma ile hafta başladı.
Ancak Türkiye de misyonlar ve bunların başındaki kişiler buna tarikatlar cemaatler de dahil bir miras yolu ile bunları devralmak durumunda icazet ve liyakat bu misyonlarda pek uygulanmaz. Buna uymayan tarikatlar alevi tarikatlar ki bu siyasi ortamda sunnileşmeyen alevi tarikatlarında bu durum söz konusu olmayıp bu siyasal ortamda uzak durmayı tercih edip kullanılma mecralar ına sürükleniyorlar. Tabi bu ve bunun gibi tüm bu görüşe hakim olan teolojik yapıdaki düzene sahip bu cemiyetler dünya kültürüne bir nefes ve yeni bakış açısı getirmedikleri gibi kendi dünya görüşlerinin de diğer din olmayan sosyal ve kültürel etkisi diğer din etkilerinin altında kalarak çeşitli aktivitelerini kendi dünya görüşleri ile birleştirerek sanki kendi fikirleri gibi savundukları dini görüş altında birzamanlar meşhur olan ve hala tutulan yöntem ile araya ingilizce kelimeler sokarak anlatmaya aktarmaya çalışıyorlar. Neden. Şimdi bu cemiyet sahiplerinin başında bulunan kişiler artık yaşlanmıştır. Çocuk etkisi altında bakıma muhtaç hale gelip teolojik anlamda bir deper üretememekte hatta kendi yetiştirdikleri genç nesil dahi kendi dünya görüşünü yenileyememiştir. Hiyerarşik düzenin mirasını yiyecekleri günü bekledikleri için kaos etksini unutmuşlardır.
Bugün yeni nesilin bunu sağlayacağını söyleyen nasıl bunu toplumun tamamına bu devley içerisinde kalıcı olarak yapacağını açıklayamamıştır. Çünkü bu devletin geçmiş ile geleceğinin birleştiği bie şimdiki zaman düşüncesinim hakim olduğu bir Atatürk düşünce yapısı veya misyonu vardır. Bu düşünce yapısı içerisinden bir ucu çekilerek üniversite vakıf parti işyeri kurarak çağın prenslikleri derebeylikleri yaratılmaya çalışarak devlet içerisinde misyon sahibi olamazsınız. İki çift de özlü söz gerekir. Bilim gerekir ilim gerekir. Kesinlikle savaş olmayıp kültür sanat seviyesinin yükselmesinin ortaya çıkarılması gerekir. Güleryüzün maske olmaması lazım. Çünkü bu topraklarda tarihin en eski tiyatroları var.
[14:44, 19.10.2020] Hakan Kısa: Azerbaycan durumu Türkiye ilk defa kendi dış savunmasını kendisinin eğittiği bir ulus orduya devretti. Suriyede ırakta bunu başaramadık veya bu vizyona sahip değildik yada içimizdeki karmaşa bu oluşumların kurulmasını engelledik. Libya politikası en başarılı çözümdü. Herkes Türkiye nin Libyada duruşunu sen ne arıyorsun durumuna getirmedi. İsrail bizim tarihimizde ve israelin tarihinde en fazla desteklediği mız devlettir. İsrail üstüne daha değişik birliktelik içeren şekilde çalışmaları yapmalıyız. Bizim bugün anlaşamadığımız bazı arap devletleri ki bunların tarihine baktığımızda birer ingiliz dominyon devlet olarak karşımıza çıktığını görürüz bunları arap sınıfından çıkarıp bir ingiliz diplomasisi ile çalışmalıyız. Buna Suudi Arabistan da dahil olmak zorundadır. Bu coğrafyada Türkiye için kemdi bekası için tehlike olarak gören bunun tatihten gelen husumet işe devam ettiren tek devley var ki oda İran. Tabii bunuda bir ince ingiliz dominyon devleti olarak görmek ve kendine has beğeni davranışını alışarak bu devletin yine yarım bir devley olarak kalması Türkiye için çok daha iyi olacaktır. Kürtler ve Ermeni halkları Türkiyede yaşayan veya çevresinde kurulan küçük devletler ile bunların her yaptırımına cevap verecek her türlü argümanı elinde bulunduracak olan Türkiye bu devletler işe ve bunların yılanvari akrep davranışlarına karşı hep tedbirli olmak zorunda kalacağı politikaları uygulamaj zorunda kalacaktır. Yunanistan bugğn Türkiye sayesinde zaten ticaretini en güçlü olduğu sahada yapacaktır. O da deniz ticareti ve turizm dir. Bulgaristan zaten Türkiye ile bir şekilde hayal olmayacak zaman içerisinde kendisine ab nin biçtiği bekçi rolünden vazgeçecektir.

Hakan Kısa: Suriyede sesizlik hakim. Azerbaycan işinden sonra Rusya burada bir olay çıkaracak gibi. Her zamanki gibi yine Türk Rus savaşı olacak yine Rusya batının işini farkında olmadan yapacak. O nedenle Türki cumhuriyetler ses çıkarmıyor taraf belli etmiyorlar. Libya yoluna girdi. Biz kol saati aldık. Kolin limak cengiz makyol inşaat yapar.
Hakan Kısa: Bu kadar düşman fazlası savaş sebebi olacak. İçteki HDP lileri temizlemek lazım arka tarafta sağlam durmamız lazım. Bu arada Suudi Arabistan’a gelen Abd F 16 filosu. İran Azerbaycan dan korkuyor. Bu kartı çok iyi oynamalıyız.
Hakan Kısa: Herşey bence 3 kasımdan sonra Abd kararını verecek.
Hakan Kısa: Yalnız Suriye de Rusya ve Suriye ordusu ile iran bize iyi bileniyor. Hapisten çıkam deaşlıları da koy tam büyük bir kara savaşı olacak. Yunanistanı bunu görüyor duyuyor izliyor keza Fransa da aynı durumda onlarda duruma gaz veriyorlar. Mısır belli olmaz. Tarafsız kalabilir. Rusya bu sefer kantarın topuzunu bozacak. Rusya biraz da bozulacak burada.
Hakan Kısa: Bu durumda rusyada işler ne durumda olur

1 – “Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.”
~ Emile Zola ~

2 – “Seyahat için yaptığın yatırım kendin için yaptığın en iyi yatırımdır.”
Matthew Karsten

3– “Uzaklara gittikten sonra tamamen değişmiş biri olarak dönmek gerçek bir mucize.”
~Kate Douglas Wiggin ~

4 – “Gezgin bir yere varmak için değil, keşfetmek için seyahat eder.”
~Goethe

5 – “Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur.”
St. Agustine

6 – “Gezgin önüne ne çıkarsa onu görür, ama turist neyi görmek istiyorsa onu.”
G.K. Chesterton

7 – “Senede bir defa daha önce hiç görmediğin bir yere git.”
Dalai Lama

8 – “Her şey kötüye gittiğinde kendine bir tatil ısmarla.”
Betty Williams

9– “Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.”
Andre Gide

10 – “Turistler nereye gittiklerini, gezginler nereye gideceklerini bilemezler.”
~ Paul Theroux~

11– “Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir.”
~Bosna Atasözü

12 – “Para harcayarak sizi zengin yapacak tek şey seyahat etmektir.”
– Anonim

13 – “Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.”
~ Andrew McCarthy~

14 – “Yaşa, seyahat et, maceraya atıl, şükret ve asla pişman olma.” Jack Kerouac

15 – “En uzun yolculuklar bile tek bir adımla başlar.”
Laozi

16– “Bilmediğin bir yola gitmek bilmediğin bir yönünü keşfetmektir.”
~ Martin Buber~

17- “Seyahat insanı alçak gönüllü yapar. Size dünyada ne kadar küçük bir yer işgal ettiğinizi görmenizi sağlar.”
~Gustave Flaubert~Soner Oğuz
BİLİYORMUYDUNUZ MUTLAKA OKUYALIM MÜTHİŞ…
Dünyada ilk kumaş dokumacılığının iplik boyama ve keçeciliğin Mardin’de başladığını

Dünyada ilk dericilik sanatının debbağlık adıyla Mardin’de başladığını

Mardin’de buzdolabının olmadığı yıllarda bozulmasın diye yiyeceklerin kuyulara sarkıtıldığını

Karakoyunluların lideri Cihanşahın 1405 te Mardin’de doğduğunu

Dünyada ilk rasathanenin Mardinde kurulduğunu

Mardin’de muslüman ve hristiyan annelerin birbirinin bebeklerini emzirdiğini

Dünyada altın ve Gümüş işlemeciliğinin ilk kez Mardin’de MÖ–4500-3500 yılları arasında sityaniler döneminde görüldüğünü

Dünyada ilk helva üretiminin Mardin’de yapıldığını

10.yy’dan 13.yy’a kadar Mardin’in Artuklu beyliğinin başkenti olduğunu ve 18 hükümdar gördüğünü

Dünyada en fazla kavim ve medeniyete ev sahipliği yapan ilin Mardin olduğunu

1932 yılınana kadar bütün Süryanilerin dini merkezinin Mardin olduğunu

Süryani Katolik merkezinin 1853-1910 Mardin’de olduğunu

İlk mecliste Mardin’i temsil eden milletvekilinin Yakup Kadri Karaosmanoğlu olduğunu

Mardin’in UNESCO tarafından Venedik ve Küdüs’le birlikte Dünya Mirasına aday kent olduğunu

Dünya’da ilk diş tedavisinin Mardin’de yapıldığını

İlk İncil’in Mardin’de Deyrulzafaran Manastırında olduğunu

Hz.Ömer’in Süryanilere zarar verilmemesi yönündeki emirlerini içeren ahidnamesinin Mardin’de Deyrulzafaran’da olduğunu

Peygamberimizin postası Şeyh Çabuk’un kabrinin Mardin’de olduğunu

Dünya’nın en güçlü hamallarının Mardin’de olduğunu

Dünya’da ilk altın madenlerinin Mardin’de bulunduğunu

Mardin kalesi çok yüksek olduğu için Süriye’den 100 km öteden görüldüğünü

Doğu ve Güneydoğu Anadoludaki ilk matbaanın Mardin’de kurulduğunu

Dünya’nın ilk Üniversitesi nisibis akademi Mardin’de kurulmuştur
BİLİYORMUYDUNUZ …

Neler yaşamışız….

Evlere su getiren Sakaları,
Mahalle yoğurtçularını,
Eşek sırtında sebze satanları,
Yazlık sinemaları,
Yemeklerin konduğu Tel dolapları,
Suyun saklandığı Su küplerini,
Gaz ocağını,
Mutfak Kuzinesini,
Cumbalı ahşap konakları,
Lambalı Radyoyu,
Alaturka tuvaleti,
Tramvayı,
Kömürlü Lokomotifi,
Buharlı Vapuru,
Havagazlı Termisifonu,
Havagazlı yemek fırınını,
110 akımla çalışan elektriği,
İlk Fast Food restoranını ( Ömür- Atlantik)
Siyah beyaz filmleri,
Teksas Tommiks Pekosbill okumayı,
Jikletten çıkan resimleri,
Merdaneli Çamaşır Makinesini,
Transistörlü Radyoyu,
Salonlara konulan müzik dolaplarını,
İlk sinemaskop renkli Amerikan filmi seyretmek için karaborsa bilet almayı,
45 ilk- 33 lük plakları,
Philips marka makaralı teypleri,
Evde oynatılan film makinelerini,
Cadillac, Desoto, Chevrolet Amerikan arabalarını,
Sokaklarda ankesörlü telefonu,
Postaneye gidip mektup atmayı, Postanede telefon yazdırmayı,
Eve gelen telgrafı,
Sarıyer’e muhallebi, kanlıcaya yoğurt yemeye gitmeyi,
Diskoları,
Ayni statda rakip takım taraftarıyla maç izlemeyi,
Avrupa’dan gelen Sirklere gitmeyi,
Eve telefon gelsin diye yazılıp on yıllarca telefon sahibi olmayı beklemeyi,
Müsvette olarak sarı kağıt kullanmayı,
Sevgiliden aileden mektup beklemeyi,
Terziye gidip ceket pantolon diktirmeyi,
Annenin öreceği kazak için prova yaptırmayı,
Jivago dik yaka kazak giymeyi,
İlk renkli Türk filmi Hıçkırığı seyretmeyi,
Pul kolleksiyonu yapmayı,
Aya seyahati radyodan naklen dinlemeyi,
Boğaz köprüsünün açılışını,
İlk çevre yollarını hayretle izlemeyi…
Vs……

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy