Müslüman EU ve Charlie Hebdo

Fransa’da İslama Karşı Savaş

Charlie Hebdo dergisinin yayınlarına ilişkin görüşlerimle ilgilenenler burada “Ben Charlie Değilim” başlıklı makalemi okuyabilirler: https://thesaker.is/i- am-not -…
Ama basit bir soru sormak istiyorum: Fransız liderlerin aptal mı, intihara meyilli mi yoksa saf mı olduğunu düşünüyorsunuz? Aptal olmadıklarına eminim, intihara meyilli ya da saf değiller. Aslında, aşağıdaki bileşenlere sahip köklü bir teknoloji kullanıyorlar : Sahte İslami haydutlardan oluşan bir çeteye cahil islam gençlerini kulaniyor olabiliri mi? (kelimenin tam anlamıyla!)
Onu, Görünüşte terörizmle mücadele amacıyla yakın gözetim altında tutabilirz.
Grup içindeki isimsiz eğitimli muhbirleri tutun ve : “Bu psikopatları kanlı bir terör eylemine nasıl teşvik edersiniz?” Uzman İnsan Psikoloğu olarak soru ve çozüm Proje üzerinde çalışan bir analitik grup oluşturun.

Plan onaylandıktan sonra, saldırgan karikatürler (ya bir anti-din doğa * açıklamalarda) gönderilmesine düzenleyerek Grubu Çalışır hale getiirn ve çalışışmalarında planlı ve programlı organizasionu etap olarak yönetin
İnsanlık dışı bir terör saldırısı ortaya çıktığını görebilirsiniz ve suçlusu ve sonuç kısa sürede suçlu İslam ve zan altına alır kısa sürede gerekli baskın ve kontrol altına alma işlemleri başatırsınız ve alırısınız benzer operasuonla çok hızlı neticenize iki katına çıkartırsınız.
Yani hedefinize ulaştınız, engin Müslüman dünyasının çoğunu çileden çıkardınız ve sürecin başladığından ve kendi kendine devam edeceğinden emin olabilirsiniz. Artık patlamış mısırı gevşetip çiğneyebilirsiniz.

Şimdi propaganda makineniz İslam’ın Batı değerleriyle (Conchita Wurst ve diğerleri gibi) uyumsuz olduğunu beyan etmelidir. Haydutlar masum bir Hıristiyanı öldürdüğünde timsah gözyaşları dökün.
Ve “İslamcılığa” karşı yeni bir haçlı seferi ilan edin (aynı zamanda belirsiz ve anlamsız bir terim!) Ve gerçek Müslüman toplulukları yıkarken, şimdi kendi haydutlarınız olan “iyi teröristleri” sevgiyle silahlandırın, eğitin, finanse edin ve yönetin.
Bundan kim faydalanır?
Fransa’daki siyasi gerçekler hakkında en azından bir şeyler bilen biri, tüm bunların kimin çıkarına olduğunu ve arkasında kimin olduğunu hemen anlayacaktır. Bu, Fransa’daki Siyonist güç yapısıdır (CRIF, UEJF vb. Yanı sıra İsrailliler). Macron’u ve Marine Lepen dahil tüm siyasi sınıfı tamamen kontrol ediyorlar.
“Güzel” “İslamofaşizm” terimini başka kim bulabilirdi ?!
Burada uzun uzadıya yazı analitik bir sesli düşünce olarak taşları döktüm… Bu yeni bir fenomen, yeni ideoloji ve Alain Soral “Milli-Siyonizm” adlı yeni strateji, şöyledir: https://thesaker.is/the- harika …
https://en.wikipedia.org/wiki/Types_of_Zionism
Başlangıçta (Ahad-Haam, Theodor Herzl, Zeev Jabotinsky, vb.) Siyonizm büyük ölçüde laik ve milliyetçiydi, ancak daha sonra II.Dünya Savaşı’ndan sonra daha radikal ama yine de laik hale geldi (Ben-Gurion , Shlomo Lavi, Golda Meir). Bununla birlikte, çağdaş Siyonizm hem aşırı derecede ırkçı hem de “dinsel” – ABD neoconları mükemmel bir örnek. Gerçekten orijinal bir şey yaratıdı acımasız ve soykırımcı bir ideolojidir: Tanrı tarafından onaylanmış (onların Tanrıları *) ırkçılık. Bu, bildiğim kadarıyla başka hiçbir dinin iddia etmediği. Ulusal Siyonizm, Siyonizmin bir sonraki aşamasıdır. O çılgınca “muhafazakar” (neo-muhafazakar anlamda, tabii ki!) Ve asalak bir şekilde her milliyetçi ideolojiden besleniyor,
Fakat bütün bunların şeytani “güzelliği” de bundan ibarettir: Fransızlar gibi bir toplumda, Siyonistlerin, yeterince eğitimsiz ve kana susamış sözde Müslüman haydutlar (daha basit haydutlar *) varsa sahte bayraklarını (sahte Yahudiler *) kullanmalarına gerek yoktur. inananlar – böyle elverişli koşullar altında, şiddetli bir patlama * kaçınılmaz olarak * olacaktır!
Son Aylarda Fransa Ekonomi ve Sosyal politikalar Hükümetin başarılarını gölgeledi ve halkın hoşnutsuzluğu sokağa döküldü – sarı yelekliler hareketi ile zorda ekonomi çöküşe başlaması olan ekonomi, adaptif olmayan göçmenlerin kitlesel akını ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyal gerilimler arasında kalan Fransız rejiminin başı büyük belada. Buna sadece kaos ve Kiliselerde ekleyen öfke, dış politikada tam bir başarı eksikliğiyle sonuçlanan neticelere Yeni COVID 19 Pandemi de eklendiğinde, bu rejimin neden “Vatansever tepki” denebilecek bir şeye çaresizce ihtiyaç duyduğunu hemen anlayabilirsiniz.
Son olarak, “güvenlik” adına her şeyi ve her şeyi panik bir şekilde kabul etme durumuna kişinin kendi nüfusunu korkutması için zaman içinde test edilmiş bir yöntem var.
Geçmişte denmiş ve çalışan yöntemler bugün hepsini Fransa’da görüyoruz, daha önce İngiltere’de ve Belçika’da gördük. Ve emin olun, gelecekte bu tür daha pek çok cinayet göreceğiz. Bu “terörist” saldırıları gerçekten durdurmanın tek yolu, sponsorlarına bu “terörist saldırıların” arkasında kimin olduğunu bildiğimizi ve neden yapıldığını anladığımızı göstermektir.
Dünya bunu bilmiyorsa saldırılar devam edeceğini tahmin edebilecek (c) Şahin
Çevri Kaynak https: //aftershock.news/? q = nod …
Charlie DEĞİL |


Avusturya Kuriyer gazete baskısı ve Kanal Beş haberine göre, Viyana’da yaklaşık 50 Türk kökenli genç Padua Katolik Kilisesi’ne saldırdı. Saldırganlar, tanrının evinde bir arbede düzenlediler.Gazeteye göre, sıraları ve günah çıkarma külübesine ve görevlilerini tekmelediler. Aynı zamanda “Allahu Ekber” diye bağırdılar.
Hepimiz bunun sadece başlangıç olduğunu anlıyoruz.


Açıktır ki, on milyonlarca Müslüman Avrupalı arasında sadece binlercesi radikal İslamcı olama ihtimali üzerinde düşünmeye başliyoruz. Fakat Fransa, Almanya ve Avusturya’yı sade EU değerleri sabit tutmak için yeterli olmayabilir. EU kendi değerlerini gözden geçirme sırası geldiğini gözle görülür olmaktan gözden kaçmiyor.Hz.Muhammed’in takipçileriyle barış içinde yaşamanın bir yolu bulmaları ve Evrensel Höşgöru Kavramı nasıl Dünya Venus Mars bir arada Güneş sisteminde kalabiliyorsa oyle de tüm varlıkların Güneşten yararlanma hakkı bulunmakta.

Ancak Avrupalıların kendileri değişime hazır mı? Emin değilim. Bunu yapmak için, AB ülkeleri eski kolonilerinden gelen göçmenlere sadece Ağaç dallarında yaşayan, beyaz adamdan korkan güçlü evcil hayvanlar muamelesi yapmayı bırakmalıdır.
Ancak Avrupalıların çevrelerindeki dünyaya karşı tutumlarını değiştirebileceklerinden şüpheliyim.Macron, Müslüman ayrılıkçılığına savaş ilan ettiğinde Dünya EU medenyetine şaşkın bakışları ile EU Demokrasi sorgulamay başladı.Bu Demokrasi Anlayış sade Fr sınırınlı ihtimali olabilir mi soruları sorabilir anlayışına kapılmalı mı yoksa tüm EU kapsayabilir mi… Geçtiğimiz on yıllarda EU ülkelerinde ne gibi değişiklikler olduğunu açıkça İnsanlar anlamıyor.
Nüfusun yüzde onu İslam’ı kabul eden Fransa’nın artık tamamen Hıristiyan bir ülke olarak adlandırılamayacağı anlamına geliyor. Ancak kendisini uzun süre böyle görmüyor.Fransa cumhurbaşkanı yalnızca ortak Avrupa değerlerini değil, aynı zamanda Müslüman değerlerini de paylaşmaya hazır mı?
Bence sorunun kendisi meraklı görünüyor. Hıristiyan değerleri bile artık Avrupa değerleri listesinde yer almıyorsa, İslam nerede?Nedense Avrupalı liderler, “Charlie Hebdo” çizgi filmlerinin yalnızca bıçak alıp “şehit kemerleri” hazırlayanları rahatsız ettiğine inanıyor. Peygamber karikatürlerinin istisnasız tüm Müslümanları aşağıladığının ve her yeni karikatürün ya da okulun “hoşgörü dersi” nin radikallerin saflarını artırdığını açıkça anlamıyorlar.
Benzer Hristiyan dini değerlerini ayak altı alan Çizgi Filmi ve Karikatür konu eden İslam Musevi Budizm ve ya bezer dinler konu almiyor diye sormak elde değil. İnsani Değerler ayak altı alma sade Fransa medenyetine ait olabilir mi sorusu geliyor akıllara… Avrupa, diğer insanların değerlerini kabul etmeye hazır olmadığı için mahkumdur, ancak kendi bakış açısından en önemli ve doğru olanı agresif bir şekilde ısrarcıdır. Peki farklı inanç ve kültürden insanları davet etmek neden çılgıncaydı? Özgürlüğün ve müsamahanın keyfine vararak, kendi liberal özleriyle boğmaya devam etmek gerekiyordu.Bunu da yapamadılar. Modern Avrupa dini, bir kişinin yalnızca tüketim için yaratıldığını varsayar ve eğer bir Afgan, Türk veya Arap rahat bir yaşamın zevklerini tatarsa, inancını kesinlikle yeni ve ilerici bir yaşam için değiştirecektir.
Ve o da Muhammed’in karikatürleriyle gülmeye başlayacak.

Elbette inanılmaz aptallık. Ancak Avrupalıların bir uçurumla karşı karşıya olduklarını bile anlamamaları daha da aptalca.
https: //pavel-shipilin.livejou …

Lübnanlı “Hizbullah” lideri Hassan Nasrallah, Fransa’da neler olup bittiğini ve Fransa ile İslam arasındaki çatışmayı anlatıyor.

Fransa’da hükümetin eylemlerine bakarken çoğu Müslümanın karşılaştığı sorundan sakince ve yapıcı bir şekilde bahsedeceğim.

Tüm Müslümanların ve İslam’ın Nice saldırısını reddettiğini çok açık bir şekilde belirterek başlıyorum; ve masumlara herhangi bir saldırı
İkinci olarak, hiç kimse bir ulusun tamamını bir kişinin eylemleriyle suçlama hakkına sahip değildir, tüm Müslümanları veya Fransızları kendi gruplarından bir kişinin eylemleriyle suçlayamayız; ahlaksız ve haksız. Bir Hıristiyan saldırıya uğradığında, İsa’yı suçlamak mantıksızdır.

Milyonlarca kişi ABD tarafından Irak, Afganistan, Suriye ve diğer ülkelerde öldürüldü; Sırf cumhurbaşkanı veya askerler Hıristiyan olduğu için bu suçlardan İsa’yı (barış ona) veya Hıristiyanlığı suçlamak mantıksız olur. Fransız yetkililer bunu şimdi durdurmalı.
·
Dürüst olmalıyız, bazı Müslümanlar İslam’ı kötüler ve peygamberimizi cinayet, kafa kesme gibi eylemlerle gücendirir. Bu suçları topraklarımızda gördük, kınadık ve savaştık. Fransızların ve Batı’nın bu suçları nasıl desteklediğinden bahsedelim.

50 yıl önce ne olduğuna bakmayalım, sadece 10 yıl öncesine bakalım; Batı, topraklarımızdaki kafa kesmelerini destekledi, onlara pasaport, para ve silah verip üzerimize indirdin. Diğer dini mezheplerin ülkelerinize göç etmesini, seyahat etmesini veya örgütlenmesini engellersiniz; Ama bizim toprağımızdaki faaliyetlerini kolaylaştırıyorsun.

2012 performanslarıma geri dönelim. Amerika’nın çok uzakta olduğunu, üzerimize salıverdiğiniz bu canavarların, yamyamların sizi Avrupa’da ısırmak için geri döneceğini söyledik; ama yine de devam ettin. Şimdi bir şeyler öğrenecek misin?

Ama dürüst olmak gerekirse, bunu kim başlattı? Küfür eden karikatürler yayınlamaya karar veren şüpheli bir dergi. Ve nedense Fransa’daki siyasi sınıf, bu konuyla siyaset oynamak istediğine karar verdi ve başka bir milletin Peygamber’e yönelik saldırılarını desteklemeye karar verdi.

Bunun bir ifade özgürlüğü sorunu olduğunu savunuyorlar; Bu ifadeyi ele alalım. Avrupa’da pek çok durumda, hiçbir peygamberin veya dinin saldırıya uğramadığı daha az hassas durumlarda, bazı insanların hapsedildiğini biliyoruz. Avrupa’da ifade özgürlüğü sınırsız değildir.

Dolayısıyla, bunun bir ifade özgürlüğü sorunu olduğuna dair ileri sürdüğünüz tüm öneriler geçersizdir. İkinci soru etik bakış açısı ile ilgili, ifade özgürlüğü ırkçılığı da içerebilir mi? Yahudi karşıtı protestolara izin veriyor musunuz? Ulusal güvenlik ne olacak? Bilgi sızdıracak mısınız (Assange durumunda olduğu gibi)?

Müslümanlar yeni savaşlar ve çatışmalar beklemiyorlar; biz onun ana kurbanlarıydık. Fransa’daki yetkililerin, teröre teslim gibi görünmemesi için pozisyonlarını değiştirmeyeceklerini söylediklerini duydum. Size neye dikkat etmeniz gerektiğini söylüyorum – onlara zarar vermiyorsunuz.

Müslüman ülkelerdeki liderlere sizinle çalışması için rüşvet verebileceğinizi düşünüyorsanız ve veriyorsanız Fransız yetkililere söylüyorum; yani, bu liderlerin size yardımcı olamayacağı tek sorun; halk peygambere ve dine saldırdığınızda sizi koruyamazlar bile.
https: //twitter.com/LaithMarou … – konuşmanın tezleri buradan

(c) Hassan Nasrallah

Hakan Kısa: Çok ilginç bir bilgilendirme.


Uzun demeyin, izleyin lütfen.

Hakan Kısa:
Çok ilginç bir bilgilendirme.

Uzun demeyin, izleyin lütfen.

Hakan Kısa: Genetik yazılım değişse bile bu tanrı kavramı değişecekmi. Aslında burada insanın fiziki durumundan söz ediliyor zeka gen ile ilgilimi sorusunu sormak lazım bu iki kadın belki genetik bozukluğa sahip olabilir ama zeka genetik mi veya bilgi insanın genetik yapısında mı vat yoksa öğrenme duygusu veya duygular hisler maneviyat ta insan genetiğinde mi var.

Hakan Kısa: Genetik yazılım değişse bile bu tanrı kavramı değişecekmi. Aslında burada insanın fiziki durumundan söz ediliyor zeka gen ile ilgilimi sorusunu sormak lazım bu iki kadın belki genetik bozukluğa sahip olabilir ama zeka genetik mi veya bilgi insanın genetik yapısında mı vat yoksa öğrenme duygusu veya duygular hisler maneviyat ta insan genetiğinde mi var.https://www.haberturk.com/yazarlar/prof-dr-temel-yilmaz/2827698-dunya-artik-pandemi-politikalarini-ve-yasaklari-sorguluyor Hakan Kısa: Tüm savaş yapan ve savaş ve sişahlı kuvvetleri ile bir şeyler elde etmeye çalışan tüm devleti yöneten iktidarlar artık ulus içinden çıkan silahlı kuvvetleri kullanmıyor. Bunun yerine paralı veya özel şirket askerliği adı altında kuvvetler olulturarak dünyada çeşitli operasyonlara girişiyorlar veya ülkelerinde bu kuvvetler ile iktidar sağlıyorlar. Bunu en güzel yapan Fransa lejyoner birlikleri ile her türlü uzak yakın çatışmanın operasyonun içinde parayı ver Fransayı kirala ABD zaten paralı askerlik sistemini kurmuş ve düzenini oluşturmuş. Sovyet yani Rusya wagnerler ile sahnede İngiltere kendi küçük dominat devletleri ile yerel paralı askeri güçlerini kurmuş ve bunlarla sistemini devam ettiriyor. Askeri düzene ve sisteme kimse karışmıyor yani bu işin siyasi politika ve ekonomi düzeni ile bu devletler uğraşıyor. Ordu yönetimini yine bu işi bilen askere bırakıyorlar. Askerlik işini bu işi yapan bilir diyorlar.
Hakan Kısa: Gülümser Heper bir tv programında kızım sana söylüyorum gelinim sen anla tarzında bir konuşma ile tarz değişiminden bahsetti gülümseyelim asık suratlı olmayalım konuşmaları soruları tepkileri güleryüz ve soğukkanlılıkla göğüslemeye çağırdı.
Bugün ülkemizde ufakta olsa ben yarınlara ve bakışımı daha iyi bir şekle çevirmekte olacağım ile başlayan konuşma ile hafta başladı.
Ancak Türkiye de misyonlar ve bunların başındaki kişiler buna tarikatlar cemaatler de dahil bir miras yolu ile bunları devralmak durumunda icazet ve liyakat bu misyonlarda pek uygulanmaz. Buna uymayan tarikatlar alevi tarikatlar ki bu siyasi ortamda sunnileşmeyen alevi tarikatlarında bu durum söz konusu olmayıp bu siyasal ortamda uzak durmayı tercih edip kullanılma mecralar ına sürükleniyorlar. Tabi bu ve bunun gibi tüm bu görüşe hakim olan teolojik yapıdaki düzene sahip bu cemiyetler dünya kültürüne bir nefes ve yeni bakış açısı getirmedikleri gibi kendi dünya görüşlerinin de diğer din olmayan sosyal ve kültürel etkisi diğer din etkilerinin altında kalarak çeşitli aktivitelerini kendi dünya görüşleri ile birleştirerek sanki kendi fikirleri gibi savundukları dini görüş altında birzamanlar meşhur olan ve hala tutulan yöntem ile araya ingilizce kelimeler sokarak anlatmaya aktarmaya çalışıyorlar. Neden. Şimdi bu cemiyet sahiplerinin başında bulunan kişiler artık yaşlanmıştır. Çocuk etkisi altında bakıma muhtaç hale gelip teolojik anlamda bir deper üretememekte hatta kendi yetiştirdikleri genç nesil dahi kendi dünya görüşünü yenileyememiştir. Hiyerarşik düzenin mirasını yiyecekleri günü bekledikleri için kaos etksini unutmuşlardır.
Bugün yeni nesilin bunu sağlayacağını söyleyen nasıl bunu toplumun tamamına bu devley içerisinde kalıcı olarak yapacağını açıklayamamıştır. Çünkü bu devletin geçmiş ile geleceğinin birleştiği bie şimdiki zaman düşüncesinim hakim olduğu bir Atatürk düşünce yapısı veya misyonu vardır. Bu düşünce yapısı içerisinden bir ucu çekilerek üniversite vakıf parti işyeri kurarak çağın prenslikleri derebeylikleri yaratılmaya çalışarak devlet içerisinde misyon sahibi olamazsınız. İki çift de özlü söz gerekir. Bilim gerekir ilim gerekir. Kesinlikle savaş olmayıp kültür sanat seviyesinin yükselmesinin ortaya çıkarılması gerekir. Güleryüzün maske olmaması lazım. Çünkü bu topraklarda tarihin en eski tiyatroları var.
Hakan Kısa: Azerbaycan durumu Türkiye ilk defa kendi dış savunmasını kendisinin eğittiği bir ulus orduya devretti. Suriyede ırakta bunu başaramadık veya bu vizyona sahip değildik yada içimizdeki karmaşa bu oluşumların kurulmasını engelledik. Libya politikası en başarılı çözümdü. Herkes Türkiye nin Libyada duruşunu sen ne arıyorsun durumuna getirmedi. İsrail bizim tarihimizde ve israelin tarihinde en fazla desteklediği mız devlettir. İsrail üstüne daha değişik birliktelik içeren şekilde çalışmaları yapmalıyız. Bizim bugün anlaşamadığımız bazı arap devletleri ki bunların tarihine baktığımızda birer ingiliz dominyon devlet olarak karşımıza çıktığını görürüz bunları arap sınıfından çıkarıp bir ingiliz diplomasisi ile çalışmalıyız. Buna Suudi Arabistan da dahil olmak zorundadır. Bu coğrafyada Türkiye için kemdi bekası için tehlike olarak gören bunun tatihten gelen husumet işe devam ettiren tek devley var ki oda İran. Tabii bunuda bir ince ingiliz dominyon devleti olarak görmek ve kendine has beğeni davranışını alışarak bu devletin yine yarım bir devley olarak kalması Türkiye için çok daha iyi olacaktır. Kürtler ve Ermeni halkları Türkiyede yaşayan veya çevresinde kurulan küçük devletler ile bunların her yaptırımına cevap verecek her türlü argümanı elinde bulunduracak olan Türkiye bu devletler işe ve bunların yılanvari akrep davranışlarına karşı hep tedbirli olmak zorunda kalacağı politikaları uygulamaj zorunda kalacaktır. Yunanistan bugğn Türkiye sayesinde zaten ticaretini en güçlü olduğu sahada yapacaktır. O da deniz ticareti ve turizm dir. Bulgaristan zaten Türkiye ile bir şekilde hayal olmayacak zaman içerisinde kendisine ab nin biçtiği bekçi rolünden vazgeçecektir.Suudi Arabistan’ın Derdi Ne? – I – المملكة العربية السعوديةBu soruya cevap vermeden önce gelin beraber isterseniz 1744 yılına, ilk Suudi devletinin kuruluşuna şöyle bir bakalım.Suud kabilesi o zamanlar Riyad yakınlarında bulunan Der’iyye denilen bölgede küçük bir emirliktir. Hayvancılık birincil kaynakları, zaman zaman otlaklara göçüyorlar ama bu da yetersiz. Bulundukları bölge ekonomik olarak o kadar değersiz ki Osmanlı, bu bölge için askeri bir garnizon kurma gereği bile duymamış. Osmanlı bunların ne etlisine karışmış ne de sütlüsüne karışmış. Bu sürece kadar her şey normal. Ancak bir yabancının bölgeye gelmesi ve düşünceleri ile kabile liderlerini etkilemesiyle her şey değişiyor. Peki, kimdi bu yabancı? Vehhabilik ideolojisinin müessisi, kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb. Çok dik başlı ve ayrık fikirlere sahip olan bu zat zamanla Suud ailesine tesir etmeye başlıyor. Aslında günümüzde de böyle; Dik ve ayrılıkçı fikirler birilerine hoş gözüktüğü ve farklılık uyandırdığı için beğeni toplamıştır her zaman. Bu da böyle bir durum. Her ne kadar İbn-i Teymiye’nin fikirlerine tabi olduğu söylense de farklı bir görüş açısına sahip. Aslında Uyeyne’de (yaşadığı bölge) Hanbeli kadısı olarak görev yapmaktaydı. Muhammed b. Abdülvellah’ın ameli bir mezhep kurduğunu iddia etmek bu açıdan yanlış olur. Zira o zaten amelde Hanbeli mezhebine tâbi idi. Kendisinin oluşturduğu düşünsel akım ise her ne kadar Selefilik ile bağlantılı şekilde ifade edilse de aslında şahsına münhasır bir akım olan “Vehhabilik İdeolojisi”. Altını çizmekte fayda var; bu bir mezhep değil, ideolojik bir yaklaşım. Düşünce-siyaset karışımı hastalıklı bir ideoloji. Burada şu tespiti yapmakta fayda var: O günler kabileler arası gerginlikler var. Suud ile Muhammed Bin Abdülvehhab ortak bir paydada buluşuyorlar. Her iki tarafın menfaatleri var bu buluşmada. Vehhabi ideolojisi çevresinde (din odaklı) bir kabile birliğinin kurulması her iki tarafında yararına olduğu kesin. Suud, kabileler arasında söz sahibi olacak, Muhammed bin Abdülvehhab da ideolojisini, fikirlerini bu şekilde yaymış olacak. Tablo net aslında. Osmanlı ile sorun yaşamasına sebep olan düşünceleri arasında, kabir ve türbelerin yıkılmasını savunan bir eylem planını dillendiriyor olması da yer alıyor. Bu fikirler, görünüşte Kitap ve Sünnette olmayan her şeyi (bid’atları – dinde olmayan, dine sonradan sokulan her şeyi) reddediyor gibi gözükse de aslında temelde Suudilerin güçlenmesini sağlayan siyasal bir araç oluyor. Suudilerin o zamanki reisi Muhammet bin Suud bu görüşleri dinliyor ve benimsemeye karar veriyor. İşte tarihin en büyük kırılma anlarında biri de o an gerçekleşmiş oluyor. Tekrar etmekte fayda var. O döneme kadar Osmanlıya karşı kayda değer bir başkaldırı yok. Zira hilafet makamı Osmanlıdaydı ve Halife’ye başkaldırmak söz konusu olmazdı. Ancak Muhammed b. Abdülvehhab’ın görüşlerine uymayan herkes kafir olarak değerlendirilirdi. Bu nedenle Osmanlıya başkaldırmakta bir sakınca görülmedi. Zira Osmanlı tasavvufi fikirlerin çok yaygın olduğu bir ortamın içerisinde bulunuyordu. Bu da Muhammed b. Abdülvehhab’ın düşünce dünyasının karşısında yer alıyordu. Der’iyye emirliği yani ilk Suudi devleti bu ideolojik akım sayesinde bulundukları bölgenin dışına taşmaya başladı. Bid’atlarla savaşmak adı altında Muhammed b. Suud, bölgedeki kabilelerle savaşarak nüfuz alanını genişletti. Sonraki süreçte kabile liderine dini bir nitelik kazandırmak ve çevredeki kabileleri etkilemek adına “İmam” unvanı verilmeye başlandı. Yaptıklarını meşrulaştırmak adına bunun çok iyi bir taktik olduğu kesin. Bu süreç Kavalılı Mehmet Ali Paşa’nın Oğulları Tosun ve İbrahim paşaların yönettiği harekâta kadar bu şekilde devam etti. (Eylül 1818) Harekat neticesine Suudiler tekrar Der’iyye’ye çekilmek zorunda kaldılar. Dördüncü Der’iyye emiri olan Abdullah bin Suud (Muhammed bin Suud’un torununun oğlu) ve adamları Mescid-i Nebevi’de bulunan Hücre-i Sadeti tahrip ettikleri gerekçesiyle tutuklanarak, önce Mısır’a, ardından da İstanbul’a getirildiler. Abdullah bin Suud, Mekke ve Medine’de gasp ettikleri mallara dair sorgulandıktan sonra 17 Aralık 1818’de İstanbul’da idam edildi. Tekrar başa dönecek olursak, Osmanlı, Suud kabilesinin neşet ettiği Necid coğrafyasına dokunmamış. İç meselelerine karışmamış. Sömürgeci bir anlayış gütmediği için o bölge ahalisine her hangi bir baskı, tahakküm kurmamış. Fakat, ideoloji ile ayaklanan bu unsurlar zamanla Osmanlı’nın başına bela olmuşlardır. Dini açıdan samimi olmadıkları İngilizlerle yaptıkları kirli pazarlıklarla ortadadır. Halifeye baş kaldırmayı, Müslüman’a karşı gayrimüslimlerin yanında yer almayı meşru gören bu unsurların dünü de, bugünü ile aynı minval ve eksen üzerinde devam etmektedir. Bundan sonra kurulacak olan iki Suudi devleti/emirliği de bu şeklide devam etti. İngilizlerin garantörlüğünde topraklarını tescillediler. Şerif ailesi ve Suudiler İngilizler sayesinde Osmanlı’ya karşı savaştılar. Ama işe bakın ki Suud bu sefer de Şerif Ailesine arkasını dönerek, onlara karşı da savaştı. Osmanlı Suudilerin güvensizlik göstermeleri yüzünden, son dönemde Raşidiler’e destek verdi. Zira sülale olarak güven duyulmayacak bir karaktere sahip oldukları tarih sahnesinde defaten sergilenmişti. Kendi hanedanında bile sürekli iktidar mücadeleleri, kavgaları yaşanmıştır. Üç bölümden oluşacak makalemin, birinci bölümünü böylelikle tamamlamış olduk. Diğer bölümleri de sizle gün be gün paylaşacağın inşallah. Olabildiğince özetle aktarmaya çalışıyorum. En azından karşımızdakini iyi tanımak adına bu bilgilerin öğrenilmesi çok büyük önem az ediyor. Umarım faydalı olur. Ömer AHUHakan Kısa: Suudi Arabistan’ın Derdi Ne? – II – Geçtiğimiz yazımızda Suudilerin Osmanlıya başkaldırmalarını ve bu isyana teşvik eden faktörlere değinmiştik. Bu, Türkiye’ye karşı bakış açılarının temelini oluşturan ilk sebepti. Burada şunu da söylemek gerek: Suud bir hanedan, aşiret ya da kabile diye tanımlayacağımız bir topluluğun adı. Yani Ceziretü’l Arab denilen Arap yarım adasının tamamı bu kabile mensuplarından oluşmuyor. O bölgedeki kabilelerden yalnız birisi bunlar. Kökenleri hakkında çok değişik iddialar atılsa da aslı itibarıyla Adnanilerin kollarından oldukları kesin. Yok Yahudi idi, yok bilmem neydi diye bir ifade bu bağlamda yanlış. Ama bir durum var ki bu pek dillendirilmiş değil. Bugün Suudilerce kullanılan Âl-i Suud (Suud Ailesi) ismi, Suud bin Muhammed bin Mukrin bin Merhan’dan gelir. Bu zat da bugün Katif-Hubar ve Riyad yakınlarında yaşayan Beni Hanife kabilelerinden olan Bekir bin Vâil ailesinden Mâni‘ bin Rabîa el-Müreydi soyundan gelir. Burada isimleri aklınızda tutmanızı istemeyeceğim. Ancak bir isim var ki bunların içinde “Beni Hanife” denilen kabile ismi. İşte bu isime dikkat edin. Beni Hanife, Müseylemet’ül-Kezzab ismindeki yalancı peygamberin kabilesidir. Bu kabile ile Suud aşireti aynı soydan. Beni Hanife’nin İslam tarihinde yaptıklarını, ridde olaylarındaki tutumlarını düşünürsek pek güvenilen bir kabile olmadığını söylemek yanlış olmaz. Tabi ki bu kabileden olup da iyi olan birçok zatında varlığı bir hakikattir. Etnojenezi açısından durum böyle. Şimdi günümüze gelelim. “Bu düşmanlık nereden geliyor?” sorusuna verilecek tek bir cevap ne yazık ki yok. Çok farklı nedenler ve cevaplar karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet dönemiyle Arap-İslam devletleri ile olan bağ kopma noktasına geliyor. Darbeler sonrası tamamen bu diyalog yok gibi bir şey. Aslında bu dönemede nüfuz etmek, ayrıntılı açıklamak gerek. Ama bilimsel bir makale yazmadığım için sadece yüzeysel değiniyorum bu kısmına. Yoksa Suudi Hükümetini 1932 de ilk tanıyan devletin Türkiye oluşuna ve arkasındaki aktörlere değinmek elbette güzel olurdu ama dediğim gibi bu kadarı ile iktifa etmeyi uygun görüyorum. Neyse konumuza dönecek olursak bu süre zarfında Suud’la bir etkileşim pek yok. Ta ki 2002 ile Ak partinin iktidara gelmesi ile durum değişiyor. Hükümetin Arap-İslam devletleri ile ilişkileri güçlendirme çabaları başlıyor bu dönemde. 2003’de Abd’nin Irak’ı işgal etmesinden sonra bu ilişkiler daha da hız kazanıyor. 2006 yılında Kral Abdullah Türkiye’yi ziyaret ediyor. 1966’dan beri Suud devleti kanadından Türkiye’yi ziyaret eden ilk Suudi Kralı da bu oluyor. Buna mukabil, Recep Tayyip Erdoğan 2009-2011 yılları arasında Suudi Arabistan’a dört defa ziyaret gerçekleştiriyor. Yoğun diplomatik görüşmeler devam ederken, iki ülke arasında yatırım ve ticaret anlaşmaları da yapılıyor bu süreçte. Öyle ki resmi bir veri olarak şunu paylaşabilirim: 2012 yılında Türkiye’den Suud’a ihracatlar 3.6 milyar dolara kadar çıkmıştı. Arap Baharı ve Suud’un Kışı Arap baharının patlak vermesiyle, coğrafya da siyasal değişiklik çanları çalmaya başladı. Suud bu tabloyu pürdikkat ve endişeli gözlerle izlerken, ilk yaptığı iş halkın içine saldığı istihbarat ekipleri. Sokaktaki konuşulanı ve konuşanı iyi tespit etmek krallıklarının selameti için önemli bir şey sonuçta. Sistem değişiklerinin başını Arap coğrafyasının merkez ekseninde olan Mısır çekince, Suud’un endişeleri daha da artmaya başladı. Müslüman Kardeşler kanadının Mısır’da yönetime gelmesi korkularını daha da körükledi. Türkiye’nin de Mısır’da seçilerek başa gelen Mursi ve Kabinesinden yana tutum sergilemesi Suud’u daha fazla endişeye sevk etti. Türkiye ile ilk ayrılık fısıltıları böylelikle yayılmaya başladı. Bu endişe ile Suud ve Birleşmiş Arap Emirlikleri, Abd ve İngiltere’nin de telkinleri ile Mısır darbesine çanak tuttular. Tuttular demek yetersiz bir kelime. Bu işi koordine ettiler ve Sîsî yönetimi ele geçidi. Sisi’nin Suud ve Emirliklerin desteği ile yönetimi ele almasıyla kraliyetin kâbusunu bitirmiş oldu. Temmuz 2013 te ihvan devrildi. Bu süreçte Ankara ile Riyad arasındaki uçurum bir daha kapanmamak üzere açıldı. 2015 başında Selman tahta oturdu. Selman’ın başa gelmesi Abd’nin esas aktörü olan Emirliklerin Suudun siyasetine dahil olması demekti. Birleşmiş Arap Emirlikleri, Abd ve İsrail’in bölgedeki adamı. Suud’a Abd ya da İngilizler direk karışsa, toplum ve çevre halklardan tepki çekecekleri kesindi. Bunun için Emirlikler biçilmiş kaftan durumda. Zira arabın araba akıl vermesi normal karşılanırdı. Kral Selman’ın yaşça yetkin olmayışı, abd’yi ikinci meşru bir adam arayışına soktu. Yarın-bugün kralın ölmesi işleyen planın aksaması olacağı için sırada olmayan, gayrimeşru Prensi, Muhammed b. Selman’ı ön plana çıkarttı. Halbuki Suud’da Selman’dan sonra başa gelecek adam Muhammed b. Naif idi. Bu kişi daha İslamî düşüncede, daha ılımlı ve Türkiye ile bağları düzeltme hedefi olan birisiydi. Riyad’da yapılan görüşme sonrası Muhammed bin Selman – Trump’un kızı ve Yahudi olan damadı da vardı bu görüşmede – meşru olan veliahtın yerine kendisinin geçmesi şartıyla gizli antlaşmalar gerçekleşti. 2017 yılına gelindiğinde Suud, Birleşmiş Arap Emirliklerinin yönlendirmesi ve koordinasyonu ile Abd ve İngiltere güdümüne gimek, Türkiye’ye karşı tavır almak için beraber hareket etme girişiminde bulundular. Ardından Suud, Bae, Mısır ve Bahreyn ortak bir kararla Katar’a ambargo uygulayacaklarını açıkladı. Bu süreçte Türkiye ile Katar arasında yapılan askeri anlaşmalar da var. Onlara girmeyeceğim. Şimdilik burada kalıyorum. Son parçasıyla konuyu toparlayacağız. Siyasal-İdeolojik-Partizan güdümlü bir yazı olarak kaleme almadım. Olayları objektif olabildiğince aktarmaya çalıştım. Kendi topladığım bilgi ve belgelere dayalıdır. Umarım coğrafyanın durumunu anlama adına bilmeyenler için aydınlatıcı olur. Ömer AHU
BİLİYORMUYDUNUZ MUTLAKA OKUYALIM MÜTHİŞ…
Dünyada ilk kumaş dokumacılığının iplik boyama ve keçeciliğin Mardin’de başladığınıDünyada ilk dericilik sanatının debbağlık adıyla Mardin’de başladığınıMardin’de buzdolabının olmadığı yıllarda bozulmasın diye yiyeceklerin kuyulara sarkıtıldığınıKarakoyunluların lideri Cihanşahın 1405 te Mardin’de doğduğunuDünyada ilk rasathanenin Mardinde kurulduğunuMardin’de muslüman ve hristiyan annelerin birbirinin bebeklerini emzirdiğiniDünyada altın ve Gümüş işlemeciliğinin ilk kez Mardin’de MÖ–4500-3500 yılları arasında sityaniler döneminde görüldüğünüDünyada ilk helva üretiminin Mardin’de yapıldığını10.yy’dan 13.yy’a kadar Mardin’in Artuklu beyliğinin başkenti olduğunu ve 18 hükümdar gördüğünüDünyada en fazla kavim ve medeniyete ev sahipliği yapan ilin Mardin olduğunu1932 yılınana kadar bütün Süryanilerin dini merkezinin Mardin olduğunuSüryani Katolik merkezinin 1853-1910 Mardin’de olduğunuİlk mecliste Mardin’i temsil eden milletvekilinin Yakup Kadri Karaosmanoğlu olduğunuMardin’in UNESCO tarafından Venedik ve Küdüs’le birlikte Dünya Mirasına aday kent olduğunuDünya’da ilk diş tedavisinin Mardin’de yapıldığınıİlk İncil’in Mardin’de Deyrulzafaran Manastırında olduğunuHz.Ömer’in Süryanilere zarar verilmemesi yönündeki emirlerini içeren ahidnamesinin Mardin’de Deyrulzafaran’da olduğunuPeygamberimizin postası Şeyh Çabuk’un kabrinin Mardin’de olduğunuDünya’nın en güçlü hamallarının Mardin’de olduğunuDünya’da ilk altın madenlerinin Mardin’de bulunduğunuMardin kalesi çok yüksek olduğu için Süriye’den 100 km öteden görüldüğünüDoğu ve Güneydoğu Anadoludaki ilk matbaanın Mardin’de kurulduğunuDünya’nın ilk Üniversitesi nisibis akademi Mardin’de kurulmuştur
BİLİYORMUYDUNUZ …Neler yaşamışız….Evlere su getiren Sakaları,
Mahalle yoğurtçularını,
Eşek sırtında sebze satanları,
Yazlık sinemaları,
Yemeklerin konduğu Tel dolapları,
Suyun saklandığı Su küplerini,
Gaz ocağını,
Mutfak Kuzinesini,
Cumbalı ahşap konakları,
Lambalı Radyoyu,
Alaturka tuvaleti,
Tramvayı,
Kömürlü Lokomotifi,
Buharlı Vapuru,
Havagazlı Termisifonu,
Havagazlı yemek fırınını,
110 akımla çalışan elektriği,
İlk Fast Food restoranını ( Ömür- Atlantik)
Siyah beyaz filmleri,
Teksas Tommiks Pekosbill okumayı,
Jikletten çıkan resimleri,
Merdaneli Çamaşır Makinesini,
Transistörlü Radyoyu,
Salonlara konulan müzik dolaplarını,
İlk sinemaskop renkli Amerikan filmi seyretmek için karaborsa bilet almayı,
45 ilk- 33 lük plakları,
Philips marka makaralı teypleri,
Evde oynatılan film makinelerini,
Cadillac, Desoto, Chevrolet Amerikan arabalarını,
Sokaklarda ankesörlü telefonu,
Postaneye gidip mektup atmayı, Postanede telefon yazdırmayı,
Eve gelen telgrafı,
Sarıyer’e muhallebi, kanlıcaya yoğurt yemeye gitmeyi,
Diskoları,
Ayni statda rakip takım taraftarıyla maç izlemeyi,
Avrupa’dan gelen Sirklere gitmeyi,
Eve telefon gelsin diye yazılıp on yıllarca telefon sahibi olmayı beklemeyi,
Müsvette olarak sarı kağıt kullanmayı,
Sevgiliden aileden mektup beklemeyi,
Terziye gidip ceket pantolon diktirmeyi,
Annenin öreceği kazak için prova yaptırmayı,
Jivago dik yaka kazak giymeyi,
İlk renkli Türk filmi Hıçkırığı seyretmeyi,
Pul kolleksiyonu yapmayı,
Aya seyahati radyodan naklen dinlemeyi,
Boğaz köprüsünün açılışını,
İlk çevre yollarını hayretle izlemeyi…
Vs……1 – “Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.”
~ Emile Zola ~2 – “Seyahat için yaptığın yatırım kendin için yaptığın en iyi yatırımdır.”
Matthew Karsten3– “Uzaklara gittikten sonra tamamen değişmiş biri olarak dönmek gerçek bir mucize.”
~Kate Douglas Wiggin ~4 – “Gezgin bir yere varmak için değil, keşfetmek için seyahat eder.”
~Goethe5 – “Hayat bir kitaptır ve gezip görmeyenler hep aynı sayfayı okur.”
St. Agustine6 – “Gezgin önüne ne çıkarsa onu görür, ama turist neyi görmek istiyorsa onu.”
G.K. Chesterton7 – “Senede bir defa daha önce hiç görmediğin bir yere git.”
Dalai Lama8 – “Her şey kötüye gittiğinde kendine bir tatil ısmarla.”
Betty Williams9– “Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe insan, yeni okyanuslar keşfedemez.”
Andre Gide10 – “Turistler nereye gittiklerini, gezginler nereye gideceklerini bilemezler.”
~ Paul Theroux~11– “Seyahatin önündeki tek engel kapının eşiğidir.”
~Bosna Atasözü12 – “Para harcayarak sizi zengin yapacak tek şey seyahat etmektir.”
– Anonim13 – “Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.”
~ Andrew McCarthy~14 – “Yaşa, seyahat et, maceraya atıl, şükret ve asla pişman olma.” Jack Kerouac15 – “En uzun yolculuklar bile tek bir adımla başlar.”
Laozi16– “Bilmediğin bir yola gitmek bilmediğin bir yönünü keşfetmektir.”
~ Martin Buber~17- “Seyahat insanı alçak gönüllü yapar. Size dünyada ne kadar küçük bir yer işgal ettiğinizi görmenizi sağlar.”
~Gustave Flaubert~Soner Oğuz

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy