Sn Zerrin Demircepken ‘in izin ve önerisiyle…

Böyle de bir görüş var, uzay bilimlerinden emekli bir profesör dostum göndermiş:HER KİŞİNİN EVİNDE KOVİD-19 AŞISI VARDIR.
HERKES BUNU BİLMELİ ÇOK ÖNEMLİ!

Taşkent. 21.03.2020
Shukhrat KHALILOV

COVID-19 virüsü her şeyden önce, bağışıklık sistemini, daha sonrada akciğer dokusunu etkiler.

Bu iki saldırı dalgası arasındaki zaman gecikmesi, tam olarak “kuluçka dönemi” dediğimiz şeydir.

Sıklıkla “güçlü” veya “zayıf” bağışıklık gibi kelimeler kullanırız. Bununla birlikte, bir çok insan tam olarak ne olduğunu bilmiyorlar. Dahası, çoğu doktorun bağışıklık sisteminin yapısı ve tek tek parçalarının işlevselliği hakkında çok az fikri vardır.

Ancak bu metin eğitimsiz okuyucu için çok zordur.
COVID-19 virüsünün insan vücudu üzerindeki etkisinin mekanizmasını en basitleştirilmiş ve erişilebilir şekilde bir tez formatında açıklamaya çalışacağım.

Tüm bağışıklık sisteminin% 80’i, ince bağırsağın mukus ve submukoz katmanlarında, lenfoid doku ve birikimleri – Peyer’in yamaları şeklinde yoğunlaşır. Lenfoid doku, çeşitli tipte immünoglobülinlerin yanı sıra antikorlar (lenfositler T-, B-, G-, vb.) Üretir. Lenfatik sistem yoluyla antikorlar inferior vena kavaya, kalbe girer ve pulmoner dolaşımı geçtikten sonra,
sistemik dolaşıma girer ve vücutta taşınır. Böylece, akciğer dokusunun kendi doku bağışıklığı dahil olmak üzere doku bağışıklığı güçlendirilir.

Yemek sırasında yiyecekle karışan COVID-19, bağırsaklara girer ve lenfoid dokuyu yok etmeye başlar. Sonuç olarak, etkilenen lenfoid doku, lenfosit ve immünoglobulin üretimini durdurur. Böylece bağışıklık sistemi yok edilir ve bunun sonucunda akciğerlerdeki doku bağışıklığıda keskin bir şekilde zayıflatılır.

Bu andan itibaren, koronavirüs saldırısının zaten korunmamış olan akciğer dokusuna ikinci dalgası başlar ve bu, ölümle sonuçlanan şiddetli zatürree ile kendini gösterir.

Şu anda, tüm Dünya daki önlemler koronavirüsün akciğerlere girmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Bu, prensip olarak son derece maliyetli ve pratik olarak etkisizdir. Tüm terapötik önlemler sadece komplikasyonlarla mücadeleye yöneliktir,

Buna göre, COVID-19’un onlarca yıldır bir tehdit olduğu anlaşılmalıdır. Bugün Covit-19 salgının sadece ilk dalgası olup daha sonra böyle çok sayıda dalgalar da olacaktır.
Aynı zamanda tüm koruyucu ve tedavi edici tedbirler akciğerlerde lokalize olan koronavirüse yöneliktir, Bağırsak koronavirüsü üzerinde herhangi bir etki yapılmamaktadır.
Günlük hayatımızda kullandığımız ⠀birçok doğal ürün vardır ki aynı zamanda doğrudan virüsleri etkileyerek onları öldürür. Bu konuda en etkili olanı GARLIC yani SARIMSAK’tır.

Bunun hazırlanması da oldukça basittir.
Günde 2-3 bardak SARIMSAK SUYU içtiğinizde, hemen (!) ince bağırsağa girer ve COVID-19’u hemen öldürmeye başlar (!)!

Bu, aşağıdaki etkileri sağlar:

1 – “öldürülmüş” COVID-19, ince bağırsağın lenfoid dokusunu yok etmeyi bırakır.
Sonuç olarak, lenfoid doku düzgün şekilde işlev görmeye devam eder, örn. antikorlar ve immünoglobulinler üretir;

2- Hasar gören bağışıklık sistemi hızla iyileşir ve güçlenir,
bu, akciğer dokusunda doku bağışıklığında önemli bir artışa yol açar.

COVID-19 için aşılmaz bir bariyer ortaya çıkar, aynı zamanda mikroplar (stafilokok vb.) Ve mantarlar için koronavirüs pnömonisi durumunda da önemli bir tehlike oluşturan;

3 – “sarımsak suyunun” etkisi altında ince bağırsakta çok ilginç olaylar zinciri ortaya çıkar.

“Sarımsak suyu” tarafından “öldürülen” ve zayıflatılan COVID-19, doğal bir aşıdan başka bir şey değildir, insan vücudunun içinde doğal olarak oluşur.

Bildiğiniz gibi, yapay bir aşı oluşturmak, süper donanımlı ve çok pahalı bir laboratuvar ve yüksek nitelikli personelin çalışmasını gerektirir. Yapay aşı oluşturma çalışmaları 6-9 ay sürüyor, ve endüstriyel üretim maliyetli ve zaman alıcıdır.

Sarımsak suyu alındıktan sonra ince bağırsakta 30-40 dakika içinde doğal bir aşı oluşur.

4 – doğal aşı, COVID-19’a karşı aktif olarak spesifik bağışıklık oluşturmaya başlar.

Böylelikle COVID-19’un insan vücudunda neden olduğu yıkıcı patolojik olaylar zinciri en başta kesintiye uğrar ve yok edilir ve devamı yoktur.
En doğal şekilde vücut tabiri caizse planlı bir şekilde COVID-19 ile savaşır ve yener.

Aynı zamanda, vücuttan acil ve stresli bir mücadele modu tamamen dışlanır,
ve virüsü planlı bir şekilde etkisiz hale getirir.

Sonuç olarak, ortaya çıkan salgın birkaç gün içinde durur.

“Sarımsak suyu” almak
anti-salgın protokol olarak ülke genelinde bir gün içinde tüm nüfus arasında uygulanabilmektedir.
Temel patojenik morfolojik substrat, bir veya iki gün içinde tamamen yok olacaktır.

“SARIMSAK SUYU” hazırlanışı son derece basittir.

1. Orta boy Bir tek diş sarımsak, soyulur ve enine 3-5 dilim yapılır. Porselen veya cam 1 litrelik demlik 4 su bardağı içme suyu ile doldurulur ve dilimlenen 1 dış sarımsak suya atılır. Bu işlemler oda sıcaklığında ve sabah yapılır.

2. Akşam evinize geldiğinizde “sarımsak suyunuz” artık kullanıma hazırdır. Suyun 1 bardağını yemek öncesi, 2 bardağını yemekten 2-3 saat sonra ve 1 bardağını da bardağını gece yatmadan önce içiniz.

3. Ertesi gün sabah aynı usül ile “sarımsak suyu” hazırlayın ve 1 ay boyunca her gün tekrarlayınız.

4. Bir ay boyunca sarımsak suyu alırsanız COVID-19’a karşı spesifik bağışıklık oluşacaktır.

İnsan bağışıklık sisteminin işleyişi hakkında daha fazla bilgiyi buradan okuyun ⠀
Dr. R. M. Khaitov, Dr B. V. Pinegin. (İmmünoloji üzerine kitaplarını yazan kişiler)


(Not 1. Lütfen bu çok önemli bilgiyi gruplar, topluluklar, aile ve arkadaşlarınız arasında dağıtın.
Eğer gerçekten (!) Sağlıklı olmamıza yardım etmekle ilgileniyorsanız, – “öldürülmüş” COVID-19, ince bağırsağın lenfoid dokusunu yok etmeyi bırakır.

KADININ ADI RÜMEYSA
 
Ne yazmış? “Allah, zinanın başkentini uyarmak için salladı. Unutmayın Lût Kavmi’ne ne olduğunu.“
 
Hemen bir parantez açayım. “Lût Kavmi (Sodon), Kur’an-ı Kerim’e göre yasak olan aile içi-akraba arası ilişki, zorla cinsel ilişki, tecâvüz, fuhuş gibi olguların bol yaşandığı bir kavim. Kavmin erkekleri, şehre ziyârete gelen tüm erkeklere cinsel saldırıda bulunuyorlar.”
 
Bu hanımefendi (!) İzmirlileri böyle âdi bir yaşam tarzı ile suçluyor. Breh, breh…
 
Sevgili dostlar, bu gönderi İzmir’imiz ve çevresinde meydana gelen deprem sonrası paylaşılan 49 çirkin, insanlıktan yoksun gönderiden sadece bir tanesi.
 
Rümeysa adının anlamını bilmeyene hatırlatayım: Oğlunu, Peygamberimize hizmetçi olarak veren kadın sahabelerden yâni, Hazreti Muhammet’in (s.a.v) meclislerinde bulunmuş, onun söyleşilerini dinlemiş, davranışlarına tanık olmuş insanlardan birinin adı Rümeysa. Yâni anlamlı bir isim.
 
Medyadaki fotoğrafından da anlaşılacağı gibi, kendini dindar sanan bir zavallı. Sanan diyorum. Çünkü bir gerçek Müslüman, bir başkası için, hele hele koca bir İzmir şehri halkı için, böylesine aşağılayıcı bir cümle kuramaz.
 
Bu ruhen rahatsız olduğuna inandığım insanın, ilgililerce nasıl bir muameleye tâbi tutulacağını/tutulduğunu bilmiyorum. Diğer insanlıktan yoksun onlarca hakaret kusan kişinin de âkibetini bilemediğim gibi.
 
Bu tür düşüncelere sahip insanımsılar ile aynı havayı teneffüs etmek ızdırap, benim gibi doğma büyüme bir İzmir’li için.
 
Geçen gün bendeniz de böylesine hak etmediğim bir tepki ile karşılaşmıştım. Evimizin önünden geçen sakallı, cüppeli, takkeli bir adamın selâmın aleyküm deyişine: “günaydın, barış sizlerle olsun” karşılığını verdiğim için söylemediğini bırakmamıştı. Ne gâvurluğumuz, ne de ayyaşlığımız kalmıştı biz İzmirlilerin. Allah’ın da bu yüzden bize deprem ile ceza verdiğini, ağzı dolu dolu haykırarak yüzüme vurmuştu. Zavallı adam, selâm kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmeden esiyor, gürlüyor.
 
Mâlûmunuz “Arapça slm kökünden gelen salām:
1-.sağ ve sağlam olma, güvende olma, barışık olma, 2-sağlık, selamet, barış, güvenlik” sözcüğünden alıntı. Arap dili de kendinden önce var olan dillerden almış bu sözcüğü.  
 
Burası İzmir sevgili okur. Kimileri bizlere gâvur diyor, ayyaş diyor. Kimileri de bizlerden güzel (!) bahsediyor. Nasıl adlandırılırsak adlandırılalım bildiğim bir husus var: burası özgürlüğün, demokrasinin, hoşgörünün şehri. Başı sıkışan rahatlıkla kapımızı çalabiliyor. Kapımızı çalana dil, din, mezhep, tarikat, ırk, renk, cins sormuyoruz. Sevab da kişinin, günah da. Her koyun kendi bacağından asılıyor. Mühim olan can.
 
Bu vesile ile depremde ebediyete intikal eden bütün cânlara rahmet diliyoruz. Dileriz ve umarız, bu cânların bu hâle gelmesine sebep olanlar, hak ettiklerini bulurlar.

Bir önemli soru: 10 Kasım’da Ata’mızı kaç kişi anacak acaba? Ruhu şâd olsun.
 
Ali Rıza Saysen

Konu: İZMİR’E KİRA YARDIMI

GÜNCEL DUYURU! (4 Kasım 2020, Çarşamba) İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ DEPREM YARDIMLARINA İLİŞKİN BİLGİ NOTU Belediyemiz, İhtiyaç Haritası ve STK Afet Koordinasyon Platformu ile birlikte afet sonrasında ihtiyaç sahipleri ve yardımseverleri bir araya getirecek Türkiye’de örnek bir uygulamaya imza atmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi Deprem Portalı (www.birkirabiryuva.org) üzerinden “Kira Desteği Vermek İstiyorum” butonunu tıklayarak siz de yaklaşan kış şartlarında çadırda yaşayan vatandaşlarımıza 5 ay süre için sıcak bir yuva yardımında bulunabilirsiniz. Sistemde ilk aşamada para akışı, hesaba yatırılan bir para bulunmamaktadır. Karşılanacak kira bedeli iyilik sever tarafından taahhüt edilmektedir. Belediyemiz ise kiraya konu konutların depreme dayanıklılık kontrollerini yaptıktan sonra iyilik sever ile depremzede kiracıyı bir araya getirmektedir. Böylece iyiliksever kişi kiracının IBAN numarasına gerekli ödemeyi yaparak kirasını karşılamaktadır. Aylık ortalama kira bedeli 2.000 Tl olmak üzere 5 ay için toplam 10.000 TL ile bir ailenin kirası 5 aylığına karşılanabiliyor. 10.000 TL’nin katlarıyla kışı geçirmek için yardım edebileceğiniz aile sayısını artırabilirsiniz. Sistemde ayrıca 2.000TL ile 1 aylık kira bedelini karşılamak da mümkün. Biz aylık kiraları birleştirip en az 5 aya tamamlayacağız. Yurtdışından yardım etmek isteyenler Euro karşılığı TL miktarını taahhüt edebilirler. Ayrıca kullanmadığınız uygun boş ya da eşyalı dairelerinizi/yazlıklarınızı paylaşmak için de “Evim Kullanılsın İstiyorum” butonunu tıklayarak da yardımda bulunabilirsiniz. Bir daha ihtiyaç duyulmaması dileğiyle sistem tüm ülkemizin kullanımına açıktır ve ücretsizdir. Bilgilerinize sunarız. Diğer taraftan yurtiçi ve yurtdışından gelen ayni yardımlarınız bir depoda tutuluyor ve ihtiyaç sahiplerine hızlıca ulaştırılmaya devam ediliyor. Bununla birlikte depomuza ulaştırılan malzemeler ile mevcut ihtiyaçların örtüşmediği (aşağıda listelenen) kalemler de söz konusu. Bu kalemleri değerlendirerek, belirlediğiniz sayıda destek verebilirsiniz. Mobil WC Mobil Duş Çadır içi Pilli Aydınlatma Çadır içi Aydınlatma için Uygun Pil Tüplü Dış Mekân Isıtıcı – Yedek Tüp Jenaratör Sahra Hastanesi Yatağı (Kampet) Çadır Matı Uyku Tulumu Cep Sobası Montlar Kolonya Seyyar Tuvalet Kamp Sandalyesi – Masası Duşlar İçin Tek Kullanımlık Havlu Dezenfektan Şampuan NOTLAR:  İkinci el eşya kabul edilmemektedir.  Tır ya da kamyon ile gönderilen / yüksek hacimli ve paletli yardımlar 7/24 açık olan İzmir’deki Fuar İzmir D Holüne gönderilmelidir.  Bireysel katkılar için Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanındaki Buz Pisti adresi kullanılmalıdır.  Aras Kargo ve Yurtiçi Kargo İzmir’e yardım paketlerinin ücretsiz ulaşımını sağlamaktadır. Kargo yoluyla gönderilecek yardımlar için adresler: Adres 1: İzmir Büyükşehir Belediyesi FUAR İZMİR Zafer Mah. 840 Sk. Fuar Alanı D Hol Gaziemir/İZMİR Kargo Teslimi Alan Görevli Kişi: Dilek Yaylalar Ağır tonajlı araçlar (tır ve kamyon vb) ile gelen / yüksek hacimli ve paletli yardımlar bu adresi kullanmalıdır. Adres 2: İzmir Büyükşehir Belediyesi Aşık Veysel Rekreasyon Alanı Buz Pisti Kızılay, Buz Sporları Salonu, 506. Sk. No:1, 35030 Bornova/İzmir Kargo Teslimi Alan Görevli Kişi: Zeki Kapı Not: Adresin afet bölgesine yakınlığı nedeniyle, bölgede trafik yoğunluğu yaratmamak için zorunlu olmadıkça bu adresin kullanılmamasını bilginize sunarız. Ayrıca bizizmir.com üzerinden gönderebilecek yardımlar için: • Gıda Paketi Yardımı (Pirinç, makarna, şeker, yağ, un, zeytin, çay) • Sıcak Yemek Yardımı (1 öğünlük) • Hijyen Paketi (Diş fırçası/macunu, kadın pedi, katı sabun, kolonya, şampuan, el kremi) Yukarıdaki her bir kalemden dilediğiniz sayıyı belirleyerek yardım gönderebilirsiniz. Dayanışma için teşekkür ederiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi #BizVarız
Üç konu Türkiyenin gündemi Covid19,PKK,Deprem burada parantez açıp (İzmir Depremi) diyorum. İzmir depremi insanlarımızın bitmeyen kin ve nefretini burada gözler önüne seriyor. Babamın işinden dolayı Türkiye yi dolaşmış olan tüm izmirlilere bakış vardır, içinde izmirliye karşı çok ince bir kıskançlık yatar. Burada bunu bir selamın karşılığı ile anlatılmış deprem ile üst düzeye çıkmış bulunuyor. Şu sonuç çıkıyor İzmir olmzsa Türkiye de bir şeyler eksik kalır bu bir şeyler o kadar büyüktür ki tarif için beyni çalışmayan kolu bacağı olmayan bir insandan söz edilebilir.

CENAZE VARKEN EĞLENMEK OLMAZ!

“Biraz sessiz olun, öyle gülüp kahkaha atmayın. Çok ayıp!” dedi Annem, sertçe.
Sokakta yaşıtlarımla oynuyordum.
“Sokakta oynuyordum” diye okurken şaşırdınız biliyorum ama o zaman bu kadar çocuk kaçırma olayı, bu kadar sapık yoktu, mahallede herkes bekçi, polisti sanki, çocukları korurdu.
Bizler de laptopun, cep telefonunun başında değil, sokakta zaman geçirirdik
“Niye gülmeyelim ki Halime Teyze?” dedi arkadaşlarımdan biri.
“Nazmiye teyzenizin annesi ölmüş. Cenaze varken eğlenmek olmaz!” dedi biraz daha düşük bir tonda . Nazmiye Teyzenin annesi başka bir şehirde vefat etmişti ama neticede onlar bu sokakta oturuyorlardı.

Ders 1; Sokakta ölü varken sesli sessiz gülünmez, gürültü edilmez, oradakilerin acısına saygı gösterilirdi.

Akşama babam elinde bir kaç kiloluk şeker torbası ve beş litrelik yağ ile geldi. Biz fakirdik, bizim eve hiç öyle toplu şekilde şeker, yağ alınmazdı. Babam; onları aldı, Nazmiye teyzelerin evine gitti, baş sağlığı diledi, onları “gelen giden olur, ölü evinin alışverişe zamanı kalmaz ya da parası olmaz” diyerek oraya verdi.
İnsanlar kendileri kadar komşularını da düşünürdü o zamanlar.

Ders 2; Ölü evine ihtiyaçları olacak şeyler götürülürdü.

Evimizde vefat eden için hep beraber el açıp dua ettik.
Ders 3; “Dinimiz böyle emreder derdi” babam.

Yüzyıllar önce değildi bu anlattıklarım,
Epi topu bir kaç yıl önceden bahsediyorum.

Bir kaç gün önce İzmir’de bir deprem felaketi yaşandı. Oradaki insanlarımız yıkılan binaların altında ölüm kalım mücadelesi verirken, her dakika yeni bir ölüm haberi gelirken, başka yerlerdeki bir takım başka insancıklar yemeye, içmeye ve bunları sosyal medyada göstermeye devam ettiler. Hatta cadılar bayramı partilerinde özel zombi kıyafetleri işe çeşitli açılardan pozlar paylaştılar!
Cadılar bayramı bakın!
Yani alacağın iki fazladan ‘like’ hayatına ne katabilirdi ki?

Her geçen gün sayıları artan sahte dinciler “zinadan oldu bunlar” diye sosyal medyada boy gösterdiler. Zinadan, dinden olsa Avrupa’da her gün deprem olmalıydı. Minicik beyinleri ancak bu kadar çalışıyordu! Oysa ölümlerin tek nedeni malzemeden çalan sahtekar insanlar ve onlara göz yuman yetkililer!

Görünen o ki çok şey değişiyor zamanla…
Ve ne yazık ki olumsuz yönde değişiyor…
Eskisi kadar saygı yok ölü evine, ölülere ve de geride kalanlara…

Dr. Deniz Arslan 😔😔


Türkiye’nin Rusya Federasyonu’ndan S-400 karadan havaya Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemini alması kendisini dünyanın jandarması olarak addeden, kısaca NATO olarak anılan Kuzey Atlantik Paktı’nın kurucusu ve yöneticisi ABD’yi belli ki çok rahatsız etti.
Önce Türkiye’yi uyardı, ardından “Sakın alma, sana yaptırım uygularım, ekonomini batırırım, askeri gücünü de felç ederim” tehdidinde bulundu.

“PES ETTİRME” ÇABASI SONUÇ VERMEDİ

Türkiye Cumhuriyeti bu tehditleri dikkate almayınca, iş çarıkları giyerek fiilen yaptırımlar uygulamaya koymaya geldi.
İlk adım ekonomiyi çökertme üzerine atıldı ve Türk Lirasını itibarsızlaştırmak için özellikle Londra Borsası devreye sokuldu ancak Türkiye ekonomisinin 2000’li yıllardan kalan bu tür yaptırımlara karşı olan bağışıklığı dikkate alınmadığından, biraz can yakmış olsa da beklenilen “pes ettirme” sonucunu vermedi.

ABD ikinci yaptırım adımını diplomatik kulvarda attı ve Türkiye’de ABD vatandaşları ile yabancılara yönelik terör saldırıları olabileceği duyurusu ile ABD Dışişleri Bakanlığı kendi vatandaşları uyardı, Ankara, İstanbul, Adana ve İzmir’deki ABD misyonlarının görevlerini geçici olarak askıya aldı.
Türkiye Cumhuriyeti bu tehditleri dikkate almayınca, iş çarıkları giyerek fiilen yaptırımlar uygulamaya koymaya geldi.

İlk adım ekonomiyi çökertme üzerine atıldı ve Türk Lirasını itibarsızlaştırmak için özellikle Londra Borsası devreye sokuldu ancak Türkiye ekonomisinin 2000’li yıllardan kalan bu tür yaptırımlara karşı olan bağışıklığı dikkate alınmadığından, biraz can yakmış olsa da beklenilen “pes ettirme” sonucunu vermedi.

ABD ikinci yaptırım adımını diplomatik kulvarda attı ve Türkiye’de ABD vatandaşları ile yabancılara yönelik terör saldırıları olabileceği duyurusu ile ABD Dışişleri Bakanlığı kendi vatandaşları uyardı, Ankara, İstanbul, Adana ve İzmir’deki ABD misyonlarının görevlerini geçici olarak askıya aldı.

AZERBAYCAN-ERMENİSTAN KRİZİNDE DE TÜRKİYE’YE YAPTIRIM UYGULAMA DÜŞÜNCESİNE GİRMİŞTİ!

Tüm bunların üzerine, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında, Ermenistan’ın 1992 yılındaki sözde savaş yeteneklerini ortaya koyamaması ve Azerbaycan ordusu karşısında ağır bir hezimete uğramasının gerçek nedenini Türkiye’nin kayıtsız, koşulsuz Azerbaycan’ın yanında yer almasına bağlayan ABD, Türkiye’ye yaptırım uygulamak için kendine bir bahane daha yaratma çabası içine girdi.

TÜRKİYE, ‘İSRAİL PLANINI’ ÖNLEYİNCE İŞLER ÇIĞIRINDAN ÇIKTI

Girmesine girdi de, ABD ve İsrail’in Türkiye’nin güney sınırları boyunca terör koridorları oluşturma gayretleri ve İsrail’in kontrolü altında bir terör devleti kurma girişimleri Türkiye tarafından ne pahasına olursa olsun önlenince, işler çığırından çıktı.

TÜRKİYE 65 SENE ABD’NİN SIKI KONTROLÜNDE KALDI

Olayı iki adım geriden okumaya başlayalım; 1947 yılında başlayan ABD-Türkiye ittifakı ve dostluğu, Marshall yardımı adı altında ekonomisinin ağır sanayiden budanmasına, IMF tarafından parasının ve Merkez Bankasının acımasızca denetim altına sokulmasına ve eğitim sisteminin yozlaştırılmasına rağmen 65 sene ABD’nin sıkı kontrolü altında devam etti. Bu ağır ABD hegemonyasına başkaldıran siyasiler 27 Mayıs 1960’da ve 12 Eylül 1980 tarihinde ABD tarafından organize edilen darbelerle politikadan uzaklaştırılmalarına rağmen, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmeye çalışılan 3. askeri darbe başarısız oldu ve Türkiye, ABD’den kopmaya başladı.

S-400 krizi de ABD’nin bu başarısız askeri darbe girişiminden sonra ortaya çıktı.

*

S-400 RAHATSIZLIĞININ NEDENİ ASLINDA BAŞKA

1993-2003 yılları arasında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanlığı yapan Glafkos Klerides döneminde GKRY’nin Türkiye’ye karşı kullanmak amaçlı Rusya’dan satın aldığı S-300 füzelerini, Türkiye’nin tehdidi sonrasında Kıbrıs yerine Yunanistan’ın Girit adasına konuşlandırmasına ses çıkarmayan ABD’nin Türkiye’nin S-400 almasından çok rahatsız olmasının nedeni aslında başka.

ABD’nin NATO ülkelerinde sattığı savaş uçakları ile karadan havaya ve havadan havaya atılan füzelerin tümü, ABD ile İsrail savaş uçaklarını ve füzelerini dost olarak algılıyor ve onları “düşman uçağı veya füzeleri” olarak tanımlamıyor. Yani ABD veya İsrail uçakları/füzeleri bir savaş anında Türkiye’ye karşı kullanılırsa, Türkiye’nin bunları önleme ve düşürme olasılığı yok.

Ama Türkiye’nin elinde NATO üyesi olmayan Rusya Federasyonu’nun ürettiği ve ABD ile İsrail uçaklarını “Düşman” olarak tanımlayıp ölümcül darbeyi vurabilen S-400 füzelerinin olması, bir gün gerektiğinde Türkiye’ye savaş açma/saldırma niyetinde olabilecek ABD, İsrail veya NATO ülkelerinin orduları için tam bir baş belası.

İşte ABD’nin bir türlü kabullenemediği ve Türkiye’ye ısrarla “Geri ver” diye emirler yağdırdığı, tehditler savurduğu S-400’lerin özelliği bu.

Gördüğünüz gibi olay tamamen, Türkiye’ye saldırma ihtimalinin ortadan kalkması ihtimali üzerine kurgulanmış bir prodüksiyon.

ÖCALAN ANLATIYOR
(9 Kasım 2011)

Abdullah Öcalan’ınin İmralı’da sorgusunu yapan Jandarma İstihbarat Albay Hasan Atilla Uğurun’Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?’isimli bir kitabının önemli bolumleri;
Öcalan’ın ifadesindeki ‘PKK’ya hangi devletler ne yardımı yapıyordu’bölümlerine işaret eden Işık, PKK’ya yardım etmeyen tek devletin bozuk para gibi batılılar uğruna harcadığımız Libya olmasına dikkat çekiyor… ÖCALAN ANLATIYOR İşte Apo’nun kendi cümleleriyle PKK ve ‘dış bağlantıları’…Yunanistan: “En başından beri hep çok iyi destek aldık. Kamplar, askeri ve maddi destek, teknik sabotaj, orman yangını eğitimlerini bizzat Yunan istihbaratı verdi.”
ESAD’LA BİZZAT GÖRÜŞÜYORDUM
Suriye: “Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad’la bizzat görüşüyordum. Suriye’de kamplar açtık. Suriye devleti örgütlenmemize izin vermişti. Maddi gelir elde etmemize engel olmuyorlardı. Sınır geçişlerinde kolaylık sağlıyorlardı. Suriye’de yıllık 1 milyon dolardan fazla gelir elde ediyorduk. Zaman zaman Muhaberat’ın (gizli servis) arabalarını kullanıyorduk.” İran: “Gizli servis İttiaat’tan Sait isimli bir şahısla irtibat halindeydim. Bize önceleri silah, SAM7 füzeleri ve lojistik destek sağladılar.
Bir hastane, 3 de kamp kurmamıza izin verdiler. Silah ve hayvan ticaretinden pay alıyorduk. Gelirimiz Avrupa’dakine yakındı.”
Bulgaristan: “Bir eğitim bürosu açtık… Gizli servislerinin haberi vardı… Ses çıkarmıyorlardı.”
PATLAYICILARI SIRBİSTAN’DAN ALIYORDUK
Sırbistan: “Ellerinde Strella Füzesi vardı. 20 adet satın aldık. Sırplar sonra çok daha fazlasını bize destek amacıyla parasız verdi.
Füze eğitimlerini de onlardan aldık. TNT, C-4, A-4, C-5 gibi patlayıcıları Sırbistan’dan sağlıyorduk.”
Romanya: “Bükreş’te evlerimiz ve derneklerimiz bulunuyordu. Devlet bize serbesti sağlamıştı. Türkiye’den katılanların ilk eğitim yeri Romanya’ydı. Romanya istihbarat servisi bize telsiz, dürbün, gece görüş cihazı gibi teknik malzeme veriyordu.” Almanya: “Gizli servisle görüşüyordum. Parlamento’dan da beni ziyarete gelenler olurdu. Örgüt yöneticisi Kani Yılmaz’ın sığınma talebini kabul edip, pasaport verdiler. Her anlamda güçlü olduğumuz bir yerdi.”
İngiltere: “Bizim konumuzda en akıllı davranan ülkeydi. Hiç direkt siyasi ilişki kurmadılar. Ama gizli olarak en büyük desteği İngiltere’den alıyorduk.”
Holanda: “Bizim üslenme ve eğitim alanımızdır. En çok destek ve para bulduğumuz ülkedir.”
Fransa ve İtalya : “Bize her zaman çok yakın oldular! Bayan Mitterant ayağımıza kadar gelip ihtiyaçlarımızı listeler ve temini için gerekli organizasyonları yapardı.
BM kararları gereğince Anti personel mayınlarının yasaklanmış olmasına rağmen hala imal eden ülkelerden biri olan İtalya’dan Berlusconi sayesinde bu mayınları hep aldık.” Amerika: “Bir temsilci atadık. Dernek kurdular. Ayrıca bir enformasyon büromuz vardı. Zaman zaman oradaki düşünce kuruluşlarından da destek aldık.
Körfez harekatında ise Kuzey Irak’taki ABD ordusunun, Peşmergelere yaptığı yardımların çoğu bize kaydırıldı.
PKK’YA SICAK BAKMAYAN TEK ÜLKE Libya: “Oraya çalışmaya giden işçiler arasında iyi örgütlenmemizvardı. Yılda 500 bin dolara yakın bağış topluyorduk. Ama Libya devleti
ile aramız iyi değildi. Her türlü imkanları olmasına rağmen bize araç, gereç, silah ve malzeme vermediler. Defalarca talebim oldu ama Kaddafi bize hiç sıcak bakmadı.”
Okurken tüyleriniz diken diken oluyor…
Türkiye’de kan dökmek için ilan edilen ‘çok uluslu’ seferberliğe mi yanarsınız yoksa tek ‘dost’umuzun Kaddafi oluşuna mı?
Hâlâ “PKK 27 yıldır neden bitirilemedi?” diye sormaya gerek var mı?

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy