Al Capone
https://www.google.com/search?gs_ssp=eJzj4tDP1TcwNEkvMmD04kzMUUhOLMjPSwUAPeEGMw&q=al+capone&oq=al+Capone&aqs=chrome.1.0i271j46i433j69i57j46j0l4.4510j0j15&sourceid=chrome&ie=UTF-8

Hakan Kısa: Mafya tanımı ne dir?

Mafya devleti nasıl yönetir?

Bunu ABD yazmıştı ve bizde 1980 den beri uyguluyorlar.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Mafya

Mafya (İtalyanca: Mafia) ya da Cosa Nostra (Türkçe: bizim işimiz ya da davamız) yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak birtakım gizli çıkarlar sağlayan, çoğunlukla gizli ve hiyerarşik bir teşkilatlanmaya dayalı örgüt ya da bu örgütün mensubu kişiler anlamına gelir. Kumar, ticaret, uyuşturucu, finans, inşaat, kadın ticareti ve fuhuş, kaçakçılık, gasp ve adam öldürme, fidyecilik gibi yüzlerce yasal ve yasa dışı sektörde faaliyet gösterebilir.
1860’ta Sicilya’ya gelen Napoli Kralı IV. Ferdinand, Fransız Devrimi’nden sonra olası bir Fransız işgaline karşı 1283’lerdeki bir savaş çağrısından esinlenerek MAFIA’yı (Morte alla Francia İtalia anela: İtalya, Fransa’ya ölüm diye bağırıyor) kurdu.Fransızcada gizli teşkilat manasına gelen mafia veya maffia kelimeleri Sicilya lehçesinde de aynı manayı ifade etmektedir.

Mafya şeklinde de söylenen bu kelime, ortaçağ sonlarında kullanılmaya başladı.
Ortaçağ sonlarında Müslüman ve İspanyol idarelerini devirmeye yönelik bir teşkilat olarak ortaya çıkan mafyanın kökü mafie denen küçük silahlı gruplara dayanır.
Bu gruplar Sicilya’daki toprak sahiplerinden ürünlerini koruma karşılığında haraç almaya başladılar.

İdarecilerin keyfi tutum ve davranışlarından yılmış olan halk da mafyaya sığınmaya başladı.

Sicilya’nın batısındaki köylerde yerleşik çeşitli mafya aileleri ve aile grupları bir konfedarasyon altında birleştiler.
1900’lü yıllarda kendi yörelerinde ekonomik faaliyetlerin hemen hepsini denetim altına aldılar.

Mafya Sicilya’daki büyük toprakların idaresini hızla ele geçirdi. Mafya üyeleri Benito Mussolini’nin baskıcı idaresi zamanında geniş çapta tutuklandılar. pek çok mafya üyesi uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı.

Ağır bir darbe indirilen mafya mensupları İkinci Dünya Savaşından sonra serbest bırakıldılar. Yeniden toparlanan mafya, Sicilya’nın orta ve batı kesimlerindeki kırsal alanlarda tutunamayarak Palermo’ya yöneldi. Burayı kendine merkez üssü olarak seçti.

Mafya tarafından ele geçirilmiş devlet yönetimi nasıl olmalıdır?

Mafya devlette nasıl faaliyet gösterir?
Sanayi, ticaret ve inşaat sektörlerine, ayrıca rüşvet, şantaj, haraç ve kaçakçılık işlerine girdi.
İtalya’dan ABD’ye olan göç hareketi sırasında Amerikan Suç Teşkilatlarıyla yakın münasebet kuran mafya, ABD’ye gönderilen eroinin işlenmesi ve taşınması işiyle uğraşmaya başladı.
Bu işten elde edilen yüksek miktarda para, mafya içindeki çeşitli gruplar arasında şiddetli bir rekabet doğurdu. Bunun neticesinde cinayetler arttı. Resmi makamlar mafya üyelerinin üzerine yeniden gittiler.
Sicilya ve İtalya’dan göç eden gruplar içindeki mafya üyeleri, ABD ve Güney Amerika ülkelerinde benzer bir teşkilatlanmaya girdiler. Bu ülkelerde meydana gelen kanundışı faaliyetler, mafya tarafından yürütüldü. İçki yasağının kaldırılmasından sonra Amerikan mafyası; kumar, sarı sendikacılık, dolandırıcılık, tefecilik, uyuşturucu kaçakçılığı ve fuhuş gibi işlere girdi.
ABD’deki en büyük ve en güçlü suç teşkilatı durumuna gelen mafya, kanundışı yollarla kazanılan paraları otel, lokanta ve eğlence yeri gibi yerlere yatırdı.
ABD idaresi mafya hakkında yaptığı takibat ve soruşturma neticesinde, ülkenin dört bir yanına dağılmış pek çok bağımsız grup veya aile tarafından mafya faaliyetlerinin yürütüldüğünü tespit etti. Buna göre her şehirde bir veya birkaç aile hakimdir.

Her ailenin başında bulunan don adı verilen patronlar ve her patronun altında yardımcılık vazifesini yürüten bir ikinci don ile kurmay olarak güçlü ve nüfuzlu konumu olan bir consigliere (danışman) bulunur.

Patron yardımcısına bağlı olarak çalışan coporegimeler (teğmen), patronun teşkilatın kanundışı işleriyle doğrudan ilişkiye girmemesini sağlar.
Mafya kanuni olan işleri, otomatik satış makineleri (marketler, lokantalar vb.) ile fuhuş, kumar ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi kanundışı işleri caporegimelere bağlı adamları tarafından yürütülür.

Nihat gencin söyledikleri çok doğru.

[00:49, 24.11.2020] Hakan Kısa: Nihat bir ara boşlukta kaldı ve bugunlerde tekrar kendini topladı.
[00:49, 24.11.2020] Hakan Kısa: Birileri cumhuriyet yerine başka bir şey bulsa onu getirecek fakat artık iş işten geçtiğnini faretmiş oldular ve yine Cumhuriyete sıkı sıkı sarılmak zorundaiz hepimiz.
Nedeni Hukuk herkese lazım ve Hukuk sade Cumhuriyette var.
[00:49, 24.11.2020] Hakan Kısa: Bugün pandemi koşulları nedeniyle halk bilinçli bunaltılıyor.
Natocu, pelikancı, fetöcü bazı kuruluşlar içindeki gizli gruplar halinde sinsi sinsi halka izliyor.
Basın bunun peşinde koşuyor bilinçli bir yayın yapılıyor.
[00:49, 24.11.2020] Hakan Kısa: Bugün Türkiye ye güçlü bir medya lazım youtube olmayacak bu tabiki
Bugün hala herşeye Başkan kararı veriyor.
Buda Türkiye nin çok büyük bir kıskaçta olduğunu gösteriyor.
Suudi Arabistanın yaptığı boykota ticaret bakanı yarım ağızla cevap veriyor.
Bir şey söyleyemiyor.
[00:49, 24.11.2020] Hakan Kısa: Türkiye kazandığı yerleri korıyacak kapasiteye sahip.
Satranç gibi oynamalı her hamlenin süresini sonuna kadar kullanmalı bekleye bekleye oynamalı.
Satranç tan veya oyundan kaybeden masadan kalkar burası gerçek dünya kaybeden masadan kalkmıyor.
Oyuna başka şekilde devam ediyor.
[00:53, 24.11.2020] Hakan Kısa: Bizim içimizdeki karışıklık aslında kimseyi ilgilendirmiyor.
İçimizdeki yiyiciler kazanımlarının kaybedilmesini istemiyor. iktidar ve muhalefet Her iki tarafta bundan faydalandığı için içimizdekiler şu anki kayıp ve kazanç ile ilgilendirmiyor. Her iki taraf anlaşmalı amacı iktidarı ele geçirelimin peşindeler. Plan Proje sonraki hedef halinde
Haftanın olayları
Mütekabiliyet e göre bizde Yunan ve Alman ticaret gemilerini durdurup arayabiliriz ama bu gemicikleri olanlara zarar verir mi acaba.
Boğazdan geçen her yunan alman gemileri aransın. Hele marmara daha uygun koy sıraya ara iktidar ve muhalefet anlaşmalı ve tüm Marmara giren gemileri aranmalı
[19:37, 25.11.2020] Hakan Kısa: Akıl tutulması yaşayan bir toplum ile karşı karşıyayız…
Bu toplumu çok şiddetli bir acı ancak kendine getirir fakat yaşın yanında kuruda yanacak tabiki. Hasar çok büyük. Aslında akıl tutulması diyoruz ama… Şunu sormuyoruz, akıl var mı ki tutulsun.
BANA SORSALARDI, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNE BAŞKAN OLALI 10 SENE OLDU,10 SENENDE 10 SEÇİMİ- REFERANDUMU KAYBETTİ.
BU ZAT iSE SAZ EKİBİ ALLAH’TAN SOL GÖRÜŞLÜ DEMOKRASİYİ HUKUKU SAVUNUYOR.
İÇTEKİ MUHALEFETTE KOLTUĞU BIRAKMADI. BİRDE DÜŞÜNÜN İKTİDARA GELSEYDİ NE OLURDU.
KILIÇTAROĞLUNA BİRİSİ ATATÜRK’ÜN SALTANATI PADİŞAHLIĞI KALDIRDIĞINI SÖYLESİN DERDİM.
TOPLUMDA ÜÇ KAĞITÇILAR,HIRSIZLAR,DÜZENBAZLAR,RİYAKARLAR TOPLUMUN KÖŞE NOKTALARNI TUTMUŞ.
ASIL MESLEK SAHİPLERİ İŞİNİ YAPAMIYOR.
KRALIN SOYTARISI OLURDU. DEMOKRASİ ,DEMOKRASİ SOYTARILIĞINA DÖNMÜŞ
[19:50, 25.11.2020] Hakan Kısa: TÜRKİYE DEMOKRASİYİ KALDIRARAK, MERİTOKRASİYE GEÇMELİ. TÜRKİYEDEKİ DÜŞÜNÜRLER PARTİLER,AKADEMİK SINIF ,KANAAT ÖNDERLERİ BUNUN NASIL OLACAĞI ÜZERİNDE BİR SİSTEMİ KURGULAMALI.
Kılıçdaroğlu CHP li mafya lideri dersek yanlış demeyiz o zaman
Ben acaba gemi misillemesi ne zaman yapılacak diye bekliyorum. Pek fazla acele etmeye gelmez nasıl olsa koz bizde oyun devam ediyor istediğimiz zaman kullanmalıyız. Karşı tarafın istediği zaman değil oyunu istediğimiz zaman istediğimiz zaman kurmalıyız.
[14:10, 26.11.2020] Hakan Kısa: Türkiye nin en büyük sorunu nedir?
Artık siyasi bir lider çıkmayacaktır.
Bu partilerin başındaki içindeki kişiler kimsenin ilerlemesine onları ve menfaatlerini geçmesine müsade etmeyecektir.

SAFF-7. İslam’a/Allah’a teslim olmaya çağrılıp durduğu halde, yalanlar düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Allah, zulme bulaşmış kişiler topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.
Vemen azlemu mimmen ifterâ ‘alallâhil keżibe ve huve yud’â ilâl-islâmi vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîne…SAFF-7. İslam’a/Allah’a teslim olmaya çağrılıp durduğu halde, yalanlar düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır? Allah, zulme bulaşmış kişiler topluluğunu doğruya ve güzele iletmez.
Vemen azlemu mimmen ifterâ ‘alallâhil keżibe ve huve yud’â ilâl-islâmi vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîne…
Bakın kimmiş !

1- Osman Kavala kimdir. ?

Künyesi : Kavala Ailesi (Yunanistan /Kavala) şehrinden göç etmiş….

Lakabı : “KIZIL SAROS”

2- Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK)katılımcı ve destekleyicisi,

  • Gezi Olayları finansörü ve bu olayların sürdüğü günlerde sembol söz olan “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” sloganlarının mucidi,

  • HDP’nin ”Seni başkan yaptırmayacağız” zehirli sloganının da fikir babası.

3- Ermeni soykırımı iddialarını içerir paneller organize eden,

Bunlara ait yayınların basımlarını gerçekleştiren yayınevinin sahibi (İletişim Yayınları) .

  • Demirtaş ve Meral Akşener’e destek verecek kadar planlı ve hiçbir kutsalı olmayan biri,

  • BirGün Gazetesi gizli sahibi

4-Şirketinin faaliyet alanları “coğrafi analiz sistemleri, veri toplama ve saha araştırmaları, harita altlıkları, navigasyon, Türkiye adres standardizasyonu ve basılı haritalar” olarak tanımlanmış.

2012 yılına kadarki referansları arasında NATO, Petrol Ofisi, Deva, Pfizer, Roche.

5- Mercedes Benz,
TTNET,
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi,
Sivas İl Kültür Müdürlüğü,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi gibi yüzlerce önemli kurum ve kuruluş yer alıyor.

6- Bu da demek oluyor ki;

Karşımızda ecza depoları, tüketim ürünleri dağıtıcıları, akaryakıt istasyonları, belediyeler, kültür müdürlükleri, hava yolu şirketleri, emniyet teşkilatı ve hatta NATO gibi hayati öneme haiz kurum ve kuruluşların adres ve dağıtım, coğrafi kod gibi hassas bilgilerini ,

2012 yılına kadar hazırladığını söyleyen bir şirket var.

7- Kavala, sahibi olduğu MİKES şirketi vasıtasıyla 1998 yılında F-16 modernizasyonunun 160 uçaklık ilk paket ihalesini kazanan bir işadamı ayrıca (!)

8- Bakınız F-16 diyorum, PKK’yı vuracak olan savaş uçaklarımız!

O kadar safmışız ki;

Bir yandan terörle etkin mücadele için TSK envanterindeki savaş uçaklarına yazılımlar yapan firmaya ihaleler veriyor,

Aynı şirket sahibinin HDP’nin kurucuları arasında olmasını olağan karşılıyormuşuz.

9- Ve sonra terör neden bitmiyor !

Yine Türkiye’nin en büyük telefon şirketlerinden KVK iletişimdeki birinci K’dır Kavala.

Yani Kavala-Vargı-Karamehmehmet’in en büyük ortağı.

(İlk milli cep telefonu Aselsan 1919’u ekarte eden, bu alanda Türkiye’nin önünü kesen antimilli girişimci !

10- Bitti mi? Hayır…

Ayrıca, kendileri Yerli Otomobil Projesi’ne de merakı sebebiyle bu işe de el atmış, prejeye adam yerleştirerek işi sulandırıp yılan hikayesine dönmesini hedeflemiştir.

11- Allah’tan Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın çok önemsediği yerli otomobil projesinin akıbetini sorgulaması neticesi,

Osman Kavala’nın önemli adamı o önemli pozisyondan alınmıştır.

Şimdi soru şu:

Osman Kavala’nın “başkanlık sistemi”ne karşı duruşu ortadayken,

12- Siyaseti dizayn etme merakı ortadayken, İmralı ve HDP ile ilişkileri ortadayken,

Meral Akşener projesindeki aktivasyonu ortadayken nasıl olur da ?

Türkiye’nin çok önemsediği “Yerli Otomobil Projesi”nde bir şekliyle yer almasına müsaade edilir?

13- Dede Korkut veciz sözü :

Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul!

Kavala’nın kuyruğu kimlerin elinde diye baktığımızda en çok havlayan kimse ondadır düz mantığı devreye giriyor.

AP Türkiye Rap. Kati Piri’nin “Kavala’nın İstanbul’da gözaltına alınması çok rahatsız edici.

14- Avrupa Parlamentosu’nda serbest bırakılması için acil çağrı başlatılmasını teklif edeceğim.

” Twiti ve Hollandalı silah tüccarı ve AP üyesi Marietje Schaake’nin Hangi dayanakla gözaltına alındı?” deyip harekete geçeceğiz mesajı ”

15- Kavala yalnızca tek kişi değil, Türkiye üzerindeki ÇATI TERÖR ÖRGÜTLERİ’nin hepsinin ortak sembol ismidir ve papazdan bile daha tehlikelidir, HAİNDİR!

Ve haine merhamet, vatana ihanettir !!!
Alıntıdır

[22:11, 27.11.2020] Hakan Kısa: Pandemi şirket oligarşilerinin ABD li oligarşilerin Avrupalı oligarşi lerin çinli oligarşilerin rus oligarşilerinin Türk oligarşilerinin ve bu devletlerdeki liberal demokrat cumhuriyetçi sosyalist laik dinci rejimlerin kurtuluşu mu oldu.

Tüm dünyada baskılanan bu rejinlere karşı zaman zaman ortaya çıkan halk protestoları vardı. Ve bu hareketler bu rejimleri zor durumda bırakır ve bırakmaya devam ederdi. Rejimler buna karşu şiddeti artan önlemler almaya başlamışlardı.
Liderler sanki ölmeyecekmiş gibi seçilir ve bu ülkelerdeki bu rejimlerde hiçbir katkı yapmadan birbirlerinin ayağına basmadan dikkatli bir şekilde yönetirler en güçlü olan direktif verir diğerleri uyar.
Ancak pandemi nedeni ile bu gösteriler durdu.
Yönetimler kendisine yakın olan seçmen veya insan kitle diyelim koruma içerisine girdiler.
Bazen lokal anlaşmazlıklar ortaya çıksa bile anlaşılan plan çerçevesine sadık kalmaya çalışan yönetici liderler toplumu yönlendirerek yönetmeye devam ediyorlar.
Pandemi artık halkın itirazlarını isteklerinin önünde bir kalkan vazifesi mi almaya başladı.
Bu yönetimlerin ihtiyacı olan nefesi sağlayıp herkesimi kontrıl altında tutacak sistemin yerleştirilmesini mi sağlıyacak.
O zaman toplumun ahlaka ihtiyacı kalmamıştır. Herkesin hırsız mafya katil olma zamanı gelmişmidir.
Yaşadığımız yerde bizden daha güçsüz insanları yok etmeye mi başlayacağız.
Çünkü zaten sisteme katılsan bile sistem de bir noktada dolacak yer kakmayacak mecburen dışarda kalınacak.
O zaman insan ne yapacak.
İnsan ağzında dişleri olan varlık ısıracak.
ISIRALIM SESSİZCE.
ISIRALIM SESSİZCE.
[22:42, 27.11.2020] Hakan Kısa: Çıkarma gemileri ve amfibi birlikler.
Deniz kuvvetlerine bağlı piyade birlikleri. Ne zaman kullanılacaklar.
Eğer bu kadar adam besleniyorsa ve iş yapacakları gün geldiyse kullanılacaklardır.
Bu kadar çok miktarda çıkarma gemisi niçin tutulur, elbet bir gün kullanılacaktır.
GÜN VAKİT SAAT kim karar verecek. Karı zararı ne olacak nereye kadar gidecek.
Kim ne derse desin.
Bu gelecek nesile tarihe geçecek bir şekilde anlatılmalı tarihe not döşürülmeli

2012 yılının 7 Şubat günü, saatler 16.30’u gösteriyor.
Başbakan Erdoğan İstanbul’da makam arabasına binmiş, herşeyden habersiz bıçak altına yatacağı hastaneye gidiyor.

Aradan 25 dakika geçiyor.
Saatler 16.55, yani resmi mesai saatinin bitimine 5 dakika var.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın telefonu çalıyor.
Arayan kişi, Savcı Sedrettin Sarıkay’nın Oslo görüşmeleriyle ilgili ifadesine başvurulmak üzere kendisini savcılığa beklediğini söylüyor.
Ancak mesele bundan ibaret değil…

Bir süre sonra Hakan Fidan’ın evinin civarı polis kaynamaya başlıyor.
Anlayacağınız ifade vermeye hemen gitmezse polis evini basacak, MİT Müsteşarı’nı azılı bir terörist gibi kelepçeleyerek savcıya götürecek.
Fidan o sırada ne yapacağını, kime ulaşacağını ve bilgi aktaracağını araştırıyor.

Plana göre Erdoğan 17.00’da ameliyata girmiş olacağı için onu arasa da ulaşamayacağını düşünüyor ve aklına gelen ilk ismi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü arıyor.

Gül konuşma sonunda ifade vermesinde bir sakınca olmayacağını belirtiyor.
Saatler 17.30’u gösterdiğinde Fidan Erdoğan’ın en yakınında ki isimlerden birini arıyor.

“Sedrettin Sarıkaya isimli Savcı beni ifadeye çağırdı ve evin etrafını sarmışlar.
Gitmezsem eve operasyon yapacaklar.
Ben ifade vermeye gideceğim ancak Başbakan ameliyattan çıkar çıkmaz kendisine durumu iletin” diyor.

O an, inanılmaz birşey oluyor!
Hastanede bıçak altında olması gereken Erdoğan’ın hastaneye henüz gitmediği ortaya çıkıyor.

Nasıl mı. ?

Anlatayım…
Hastaneye gitmek için yola çıkan Başbakan’ın konvoyu bir süre sonra güzergah değiştiriyor.
Arka koltukta oturan Erdoğan önde ki korumasına:
“Şu ara sokakta bir aileye sözüm vardı evlerine gideceğime dair.
Bekleyen doktorlar özel ekip, hastane özel hastane.
Bir saat bekleseler de olur.
Çek şu evin önüne” diye talimat veriyor.

Henüz o evdeyken, Fidan’ın telefonda anlattıkları kulağına fısıldanıyor Erdoğan’ın.
“Sakın teslim olma, sakın kapıyı açma” diye talimat veriyor ve ayaklanıyor.
Hastaneye gitmek için yola çıkan konvoy bir kez daha güzergah değiştiriyor.
Yarım saat sonra Başbakanlık uçağı Erdoğan’ın talimatıyla Ankara’ya uçuyor.

Ancak Erdoğan daha Ankara’ya gitmeden bu kez Hakan Fidan’ın evinin etrafını özel harekat timleri sarıyor.
Birkaç dakika içinde de, “O polisler oradan çekilmezse vur emrini uygulayın” talimatı geliyor.
Cumhuriyet tarihinin en dehşet verici operasyonunu gerçekleştirmek üzere olan polisler, bu emir üzerine apar topar geri çekiliyor.

Neden “Cumhuriyet tarihinin en dehşet verici operasyonu” dediğimi merak ediyorsunuz değil mi ?

Onu da anlatayım…
Hani Erdoğan Sezai Karakoç’un bir şiirini okumuştu ya.

“Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır.
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır” diyordu o şiirde…

İşte o kaderin üstünde ki kader orada ortaya çıkıyor.
Göklerden gelen kararın son karar olduğu orada ortaya çıkıyor.

Erdoğan o gün söz verdiği o ailenin evine gitmese,
Hakan Fidan kendisine ulaşamayacak ve cebren de olsa savcının karşısına götürülecekti.
Önceden hazırlanan belgeye göre Hakan Fidan’a, “Talimatları Başbakan’dan aldım” dedirtilecekti.

Ve en korkunç olanı…
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ameliyat sonrası bir eli yatağa kelepçeli olarak uyanacaktı.
O uyanmadan fotoğrafları tüm medyaya servis edilecek,
“Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan vatana ihanet suçundan gözaltına alındı ve tutuklandı” haberleri dalga dalga yayılacaktı.

17 Eylül 1961 yılında Menderes’i yatağına kelepçeleyerek başına iki asker diken zihniyet,
53 yıl sonra aynı sahneyi Türkiye’ye bu kez Erdoğan üzerinden yaşatacaktı.
İki askerin yerinde iki polis, Menderes’in yerinde ise Erdoğan olacaktı.

Erdoğan’ın 7 Şubat krizinden sonra hemen her yerde, “Bunların amacı bana ulaşmaktı” demesinin nedeni işte bu.

Bu söz laf olsun diye söylenen bir söz değil. Çünkü bu korkunç planın tüm ayrıntıları devletin kayıtlarında şu anda mevcut!
Dün itibariyle paralel yapıya yönelik yapılan operasyonların bir kısmı da bu belgeler ışığında yapılıyor..
Ve Devamı daha çok ses getirecek.
Yer yerinden oynayacak.. !
Şemsettin Dursun.
SOMALİ’DE NELER OLDU

Dünya televizyonları Somali’ de yaşanan iç savaşı ve açlıkları anlatırken sebebini kuraklığa ve cehalete bağlıyordu.
Açlık ve iç savaşın suçlusu gökte görünmeyen bulutlardı.
Batı basını sorunu böyle anlattı.
Çünkü Mikrofon ve kalem tüm bu sorunları yaratanların elindeydi.

Somali, 1970 yıllarına kadar gıda üretimi açısından kendine yeterli ülkelerden biriydi.
Ülkenin yarısı gıda üreten çiftçilikle, yarısı da  hayvancılıkla çobanlıkla geçiniyordu.
Her iki grup da dar gelirliydi ama asla Somali’de kimsenin açlıktan ölme ihtimali yoktu.
3300 km uzunluğunda da deniz kıyı şeridi vardı. Balıkçılık ticareti de ek gelir kaynağıydı.
Ta ki ülkeye IMF girinceye kadar.
Ülkeye ABD şirketleri ve ABD askerleri girinceye kadar.

Çiftçiler ile çobanlar kendi aralarında ihtiyaç takası yapıyorlar, birbirlerini aç bırakmıyorlardı.
1983’e kadar hayvancılık ihracat gelirlerinin %80’ini oluşturuyordu.
1980’lerin başındaki IMF müdahalesi Somali’nin tarım krizinin şiddetlenmesini sağladı.
Ekonomik reformlar çiftçilerle çobanlar arasındaki takasa dayalı dengeyi alt üst etti.
Somali’nin Paris Klübü’ne olan borçlarını ödemesini sağlamak için hükumete çok sıkı tasarruf tedbirleri dayattı.
Dış borçların büyük kısmı Washington kökenli finans kuruluşlarından alınmıştı.
Bunlar IMF’ yi zorladı, IMF Somali hükumetini mecbur etti.
Yapısal uyum proğramları adı altında, tahılda kendine yeterli olan Somali’yi tahıl ithalatına bağımlı hale getirdiler.
Başlangıçta ucuz ve bol satılan ithal buğday ve pirinç akışı zamanla yerel üreticileri perişan etti.
Ardından haziran 1981’de IMF’nin dayattığı Somali parasının devalüasyonu, yakıt, gübre ve tarım girdilerinin fiyatlarında artışa neden oldu.
Üretim altyapısını çökertti.
Bu dönemde en verimli tarım arazileri, bürokratlar, subaylar ve iktidara yakın tüccarlar tarafından ele geçirildi.

İthal edilen hayvan ilaçlarının fiyatları devalüasyonlar nedeniyle çok arttı.
Önceden ücretsiz olan Hayvancılıktaki veterinerlik hizmetleri IMF’nin emriyle tamamen paralı hale getirildi.
Hayvan sağlığının özelleştirilmesi, suyun ticarileşmesi ile ülkede hayvancılık ve çiftçilik imha edildi.

Devlet harcamalarının Bretton Woods kuruluşlarının denetiminde yeniden yapılandırılması tarımsal altyapıyı çökertti.
IMF’nin emriyle hazırlanan ekonomik reformlar sağlık ve eğitim proğramlarının parçalanmasına yol açtı.
Sağlık harcamaları çok azaldı.
Dünya Bankası verilerine göre, bir ilkokul çocuğu başına düşen eğitim harcamaları  yıllık olarak 1982 ‘de 80 dolar iken, 1989’da 4 dolara düştü. 
Okullar harap oldu, öğretmen maaşları en alt düzeye indi.

IMF-Dünya Bankası programı Somali ekonomisini çökertmişti. Çobanlar işsiz çiftçiler aç kalmaya başladı.
Somali Devlet çiftlikleri Dünya Bankası denetiminde kapatılmaya zorlandı ya da özelleştirildi.
Kamu sektöründeki ücretler ayda 3 dolara kadar düşürüldü.
1989’da dış borç yükümlülükleri ihracat gelirlerinin %195 ‘ine ulaştı.
1991’de açlık ve iç savaş başladı.
Somali Devleti, ABD işgalinde bir mafya devleti haline dönüştürüldü.

1993’de ABD askeri müdahalesi oldu.
Açlık, iç savaş, yabancı müdahalesi, küresel şirketler ve ABD işgali kalıcı hale geldi.
Mafya grupları denizlerde korsanlığa başladılar.
Ülkede petrol bulundu, kıymetli madenler bulundu, ama ortada devlet yoktu.
Ülke ABD’nin kontrolü altındaki silahlı çetelerce kontrol edilir oldu.
Açlık ve iç savaşla ülke bitirildi.
Ülkenin kalıcı zenginlikleri ABD’li şirketlerce paylaşıldı.

Açlıktan ve iç savaştan kırılan Somali’nin %99’u Müslümandır.
Sünni Şeriatle yönetilir.
Şafi mezhebi hakimdir.

Sünni İslam Şeriatıyla yönetilen Müslüman Somali’de bunlar yaşanırken:
Denizin karşı tarafında ise yine Şeriatla yönetilen dünyanın en zengin Müslüman Arap ülkeleri, şehirleri zevk-i sefa içinde yaşamaktaydı.
Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai..
Vasıfsız bir Suudi aile üyesinin, her  bir prensin şahsi serveti  5-10 milyar dolar arasındadır.
Ama somali’ye bir kuruş yardım etmedikleri gibi tamamen ABD işgaline destek verdiler. ABD’nin baskısıyla Somali’den aldıkları büyük baş hayvan alımını da durdurarak, Somali’de hayvancılığın da yok edilmesine sebep oldular.

Yani arkadaşlar sözün özü:
Müslüman Somali’nin, Sudan’ın, Yemen’in bugün açlıktan ve savaştan kırılıyor olması kader değil, tabiattan değil yada barbarlıktan değildir.
Son 500 yıldır dünyanın en organize soyguncu işgalci Batı ülkeleriyle, son 1400 yılın en Allahsız, en zalim, en hırsız, en dinsiz Arap yönetimlerinin güçlerini birleştirip mazlum toplumlara saldırmasındandır.

Kuraklıklar, depremler doğadandır, ancak bu küreselleşme çağında açlıklar, kıtlıklar, iç savaş ve işgaller insan yapımıdır.
Tamamının planlandığı, tasarlanıp uygulamaya konduğu yer ABD, İsrail ve Londra’dır. Küresel şirketler ve bunların tetikçi kurumlarıdır.
Tıpkı Türkiye’mdeki gibi.

KENAN ÖZEK

Kaynak: Prof. Mıchel CHOSSUDOVSKY
Kanadalı ünlü ekonomist, yazar
(Yoksulluğun Küreselleşmesi IMF ve Dünya Bankası’nın içyüzü)

CİZRE’DE 5 YIL ÖĞRETMENLİK YAPAN ALİ ÇAM ANLATIYOR…


MUTLAKA OKUMALISINIZ…

Kürtlerin ne yaşadığını Demirtaş yerine benden dinlemek ister misiniz?

Demirtaş gönlünde Cizre

Bugun Cizre

Sayın Arınç…

Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında çıktığınız programda Selahattin Demirtaş’ın size imzalayarak gönderdiği kitabını okuduğunuzu ve herkesin okumasını tavsiye ettiğinizi söyledikten sonra şu şok edici ifadeleri kullandınız:

“Devran kitabını okudum, Belki Demirtaş hakkında fikriniz değişmeyecek ama Kürtlerin neler yaşadığını anlayacaksınız, Kürtler konusunda fikriniz değişebilir”

KÜRTLER KONUSUNDA FİKRİMİZİ NEREDEN BİLİYORSUNUZ?

Sayın Arınç…

Diyorsunuz ki; Kürtler konusunda fikriniz değişebilir. Bizim KÜRTLER konusunda fikrimiz değişmezSayın Arınç…

Kız alıp kız verdiğimiz, birlikte ağlayıp birlikte güldüğümüz, komşuluk yaptığımız, yolculuk yaptığımız, Al Bayrağın altında birlikte yaşadığımız, acı günde tatlı günde birlikte olduğumuz, şehit olan evlatlarımıza birlikte ağladığımız Kürtler hakkındaki fikrimiz asla değişmeyecektir.

Kürtler derken kimleri kastediyorsunuz Sayın Arınç…

Bizim Kürtlerle bir sorunumuz olduğunu size kim söyledi, siz buna nasıl ikna oldunuz?

KÜRTLERİN NELER YAŞADIĞINI SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN KİTABINDAN MI ÖĞRENECEĞİZ?

Sayın Arınç…

Bunca yıl devletin her kademesinde en üst seviyede görevler aldınız. Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için elinizde her türlü imkân vardı. Onlardan öğrenemediniz de Selahattin Demirtaş’ın kitabından mı öğrendiniz?

Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için Kürtlerle konuştunuz mu Sayın Arınç? Onların evlerine misafir oldunuz mu? Neler oluyor diye sordunuz mu?

Bakın koskoca 5 senesini, hem de 1991’den itibaren, doğunun Cehennem olduğu yıllarda Cizre’de görev yapan bir öğretmen olarak anlatayım size. Bana söyler misiniz lütfen Demirtaş’ın kitabında bunlar yazıyor mu?

DEMİRTAŞ’IN KİTABINDA BUNLAR YAZIYOR MU?

Bir; Kürtlerin 12-13 yaşındaki erkek ya da kız çocukları zorla dağa kaçırılıyor. Kız çocuklarına tecavüz ediliyor. Ellerine silahlar veriliyor, zorla terörist yapılıyor. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

İki; Askerlik çağı gelmiş delikanlılar, askerlik adı altında zorla PKK’ya alınıyor. Bunu çoğunluğunu HDP’lilerin oluşturduğu PKK’nın şehir yapılanması yapıyor. Gitmek istemeyen gençler zorla götürülüyor, gitmezse öldürülüyor. Karşı çıkan aile katlediliyor. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Üç; Bir çocuğu Türk Ordusuna katılan ailenin diğer çocuğu HDP’nin de katkılarıyla zorla PKK’ya alınıyor. Bu yüzden doğuda binlerce ailenin bir çocuğu asker bir çocuğu terörist oluyor. Bunların hepsinde de PKK’nın şehir yapılanması olan HDP’nin katkısı var. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Dört; PKK tarafından, sık sık kepenk kapatma eylemleri yapıldı. Bu eylemlerin iki-üç gün sürdüğü oldu. Kepenk kapatma eylemine katılmayanların, ölüm tehditlerine rağmen devletinin yanında olanların dükkanları yakıldı, eyleme katılmayanlar öldürüldü. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Beş; Esnaftan silah zoruyla haraç alındı. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Altı; Halk mahkemeleri kuruldu. HDP’li yöneticilerin de içinde bulunduğu halk mahkemelerinde devlete destek veren KÜRTLER hakkında idam kararları verildi. Devlete destek veren KÜRTLER elektrik direklerine, ağızlarına para tıkılarak asıldı. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Yedi; Köy minibüsleri tarandı. Minibüslerdeki kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç, hamile kadınlar, ana kucağındaki bebekler, hiçbir ayırım gözetilmeden araçtaki tüm KÜRTLER katledildiler. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Sekiz; Kürt köyleri basıldı. Kürtler köy meydanına toplandı. KÜRTLER, HDP’nin desteklediği PKK tarafından topluca katledildiler. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

Dokuz; PKK tarafından köylerde evlere zorla girildi. Evin kadınlarına kızlarına tecavüz edildi. Gariban KÜRT köylüsünün rızkına el konuldu. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

KÜRTLERİN NE YAŞADIĞINI NEDEN DEMİRTAŞ’IN KİTABINDAN ÖĞRENİYORSUNUZ?

Bunların hiçbiri yazmıyorsa HDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabında ne yazıyor Sayın Arınç? Kürtlerin neler yaşadığını neden Demirtaş’ın kitabından öğreniyorsunuz?

Kürtlerin ne yaşadığını neden Kahraman Mehmetçik’ten öğrenmiyorsunuz?

Kürtlerin ne yaşadığını neden Kahraman Türk polisinden öğrenmiyorsunuz?

Kürtlerin ne yaşadığını neden TÜRK İstihbaratından öğrenmiyorsunuz?

Kürtlerin ne yaşadığını neden çocukları PKK tarafından dağa kaçırılan, 12 yaşındaki çocuklarına tecavüz edilen KÜRT analardan öğrenmiyorsunuz?

Kürtlerin ne yaşadığını neden eşine, kızına gözlerinin önünde tecavüz edilen KÜRT babadan öğrenmiyorsunuz?

Sayın Arınç,

Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilip edilmemesi benim sorunum değil. Yüce Türk mahkemeleri kararını verir.

Benim sorunum; sizin Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmemiz için Demirtaş’ın kitabını referans olarak göstermenizle.

Demirtaş’a çok mu güveniyorsunuz Sayın Arınç?

Kitabında yazdığı her şeyin doğru olduğu kanaatine nasıl ulaştınız?

Demirtaş sizin açınızdan muteber bir isim midir?

Demirtaş’a Türk askerinden, Türk polisinden, Türk istihbaratından daha mı çok itibar ediyorsunuz?

Sözlerinizin her kelimesiyle doğuda vahşice katledilen Aybüke öğretmenin, Necmettin Öğretmenin, Mustafa öğretmenin, Nurettin öğretmenin ve on binlerce şehidimizin bir defa daha vurulduğunun farkında mısınız?

Son Söz Olarak! Demirtaş’ın Kitabını Okumuyorum Çünkü;

Doğuda kaldığı yıllarda PKK’nın ve şehir uzantısı HDP’nin tehditleri karşısında eli kolu bağlı kalan Kürtlerin gözlerindeki çaresizliği okudum ben.

Öğrencelerimin; sokaktan geçen Özel Harekât polislerine, Türk askerlerine sevgiyle, umutla, PKK’nın her saldırısından sonra ise korkuyla bakan gözlerini okudum ben.

Şehit askerlerin, polislerin, öğretmenlerin ve onların geride bıraktıkları anaların, eşlerin, çocukların hayat hikayelerini okudum.

Cizre meydanlarında İstiklal Marşını okudum ben.

Yanımda şehit olan Mustafa Boz öğretmenin eşinin gözlerini okudum ben Sayın Arınç…

Hendek Harekatı sırasında Silopi’de kalleşçe katledilen polis kardeşim Hilmi Bardakçı’nın eşinin ve yavrularının gözlerindeki acıyı, özlemi halen okuyorum ben.

Şehit çocuklarının, şehit analarının babalarının, şehit eşlerinin gözlerini okudum.

Şimdi Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için bu kadar yaşadığım, okuduğum şeyleri bir yana bırakıp Demirtaş’ın kitabını okuyacağım öyle mi?

Daha çok beklersiniz.

Ali ÇAM – Egitimci / Yazar
[12:40, 22.11.2020] Hakan Kısa: İkinci adamdır. Bülent Arınç birisinden aldığı emri veya menfaat borcunı ödüyor kendi aklınca. Havradan mı aldı yine bu bilgileri. Ha bu kitapta Ermenilerin yazdığı kitaptan farkı olmayacak günün birinde kürtlerin acıları diye dayanak kitap olacak ermeni kitapları gibi bı kabahat bizim aslında yanlış bilgiler yazıldığı için. Ama biz yine sadece makale bazında yazılar yazıyoruz. Aslında bu ülkenin hiç çile çekmeyen refah içinde yaşayan vatandaşları Türklermidir, sormak, yazı yazmak lazım, çalıntı anılarla değil tabi. Yalnız bu ülkede hiç layık olmayan insanlar baştacı yapılıyor. Belkide Arınç’a bir nebze dikkat etmek lazım, ama hiç söylemiyor, veya biz unuttuk Demirtaş bu ülkeye Cumhurbaşkanı adayı oldu ve oy topladı.Demirtaş Bu kadar suçu işlerken kimse farkına varmadı mı.Yoksa daha önce suçu yoktu da sonra mı bu suçları işledi.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy