Ekonomik büyüme için gelir kaynaklarının, özellikle bankalar olmak üzere özel sektör birikiminin devlet tarafından kullanımına verilebilmesi veya devletin yeni adımlarla el koyma yöntemini yeni bir ekonomik bir politika olarak mı görecek, bu dünyada ki yeni bir görüş aslında. Gerçekten tüm işadamları veya sanal yatırımcılar veya her türlü kapital sahibi milyarlarca kişi yerel para biriktirdiler (özellikle döviz kurundaki düşüş sırasında)(Bu tüm gelişen veya gelişmekteki tüm ekonomilerde böyle) – ancak kapitalistler yeni yetme burjuvalar yeni palazlanmış işadamları devletin yetkilisinin gizli ortağı işadamları karlarını gönüllü olarak Ülke ekonomisinin gelişimine yatırmayacaklardır.
Acaba devlet ekonomistleri ve Başkanları sorumluları nasıl bir karar alınacaktır.
Şimdiden ülkede bu tür tedbirin alındığını görüyoruz. Bu kadar çabuk değişimin aklı Türkiye ye nereden geliyor sorusunu sorduruyor .Ancak hala bir büyüme mevcut olduğu söyleniyor Ancak büyümenin temel kaynaklarına yapılan vurgu da hayal kırıklığı yaratacaktır.

Borsada batık şirketlerin kağıt oyunları ve ülkedeki KOBİ ler ve bunlara yapılan yardımlar.İş alanı yaratıp ürün üreten katmadeğer yaratan günün koşullarına göre değişim gösterenler hariç. Yani, tüketime hizmet etmeye yönelik küçük işletme biçimleri.Bu bir çıkmaz yol olduğu ortaya çıktı.
Koronavirüs krizi sırasında, tüm KOBİ’ler (sadece ülke için değil, aynı zamanda dünyadaki kobiler de dahil buna ) ölü bir ekonomik ağırlıktır ve sadece desteğe ihtiyaç duyuyor.
Eski Devirler sona erecek,Bu balon her an mücbir sebeple patlayacak.
Ancak reel sektörün büyük işletmeleri ayakta kalacak yani yine yaratılan aristokratlar ayakta kalacak. Bunları yeni bir teknolojik düzenin lokomotifleri olarak geliştirmek gerekiyor.
Ve sonra, makine-alet yapımı, üretim araçlarının üretimi nerede olacak .
Yüksek teknolojiler ve büyük bilimsel merkezleri nerede olacak (bu arada, bunlar ulusal projede yer alıyor) ancak bu teknolojilerin alt yapı kaynağı insanın yetiştirileceği çevreler okul eğitim yapılanmaları yok.

Türkiye de çok yeni imiş gibi herkese eğitim ve yüksek eğitim gibi gösterilerek yapılıyor ancak bunlarında içi boş çünkü kaliteli ve yüksek teknoloji bilgileri kavratacak ve ektaracak arge yapacak eğitimden yoksun olarak eski teknoloji yani eski matematik fizik kimya biyoloji ve felsefe konuları işletiliyor.
Aslında bu eğitim sistemi ilkokuldan itibaren değiştirilmeli.
Eğer bu duruma çare bulunmaz ise gelecekte iş kavramı oldukça değişerek en iyi iş alanının askerlik ve güvenlik sektörü olacağı aşikar olacak.
Korona ve iklim değişimi ve diğer kaotik durumlar için akıllı zekanın kullanılması insanın sınıfsal kavramını ortaya koyacak ve çok iyi yetişen insan kavramı belki bir kaç ülkede olacak bu insan alt yapı gücüne ulaşmak için şimdiden eğitim öğretim sistemini birçok temel bilimsel konunun 18 yüzyılda tanımlandığını düşünürsek bu tanımlamalara yeni kavramlar ve düşünceler ve fiziksel kavramlar getirilmelidir.
Müzğin her türlüsü yapıldı raptan ötesi yok deyip müzik yapmaktan vaz mı geçildi.
Bu durumlar da tüm dünyanın konusudur. Savaş yapmasını dahi ve amacını dahi bilmeyen çok tehlikeli küçük devletçikler ile gerçi dünya bu devletler ile kendi kaosunuda yaratıyor ancak bundan kısa sürede vazgeçeceğini de söyleyebiliriz.
Bu şu demektir Savaş Barış için yapılır Barış yapmasını bilmeyen tarihsiz devletler ile bu durum Dünyanın düzenini değiştirir buda dünyada en azından yavaşlamış olan insanın öldürülmesi bir müddet sonra durmasını beklemeliyiz.

Türkiye nin bu durumda yapacağını yapmakta ama ekonomisi için en güzel şey tüketim ekonomisinin ve insanları tüketime karşı engelleme veya tüketim araçlarının değiştirilmesi gerekmektedir. Tüketim araçlarının değişmesi kültür de hafif bir patinaj ile mümkün olabilir.

https://russkiy-malchik.livejo… e-Yayınından Alıntı
Gelecek on yıl Dunya ve Dünyayı kalkınma modelini kökten değiştirmeye zorlayacak…Küresel projenin çıkmaza devam etmesi ve ayrıntılı olarak bakilirsa gizemli bir şekilde sonlandiğini görebilirsiniz:
“2030 Üçüncü on yıl başlangıcı kilit bir sorun gözükmekte ve bu sorunu açmak için, bir anahtar seçme fırsatı ve ya arayışına başlanılması gerekmekte bu anahtar seçimi ana ve kilit bir sorun çözümü önümüzde Kapı çözümleri getirecek ve Geleceğe Kapı yi açmış olacaz. Açmış olduğumuz Kapı arkasında sosyal ve siyasi bir sorun olan dünya ekonomisinin sürdürülebilir kalkınmasının yeni bir modelinin oluşturulmasıdır. Benim bakış açıma göre, bu şimdi en önemli sorun, en önemli sorun.
Bu model geliştirilmezse, ekonomik büyüme oranlarında, farklılıklarda büyük sorunlar yaşayacağız. Kalıcı dalgalar, kalıcı kazançlar veya yüksek korumacılık gücü elde edeceğiz”
Ne tür bir yeni model, Belousov açıklamıyor.
Eski Yol Tutkunları yıkıcı bir yol olarak tanımlıyor yakın gelecekte eski yol tasviye edebilrler. Kulağa garip gelen ve soru işaretleri uyandıran.
Geçmişi Koruma farklı olabilir ve yeni gelenden korkabilirsiniz, bir tür belirsizlik olarak kendinize yakınlarınıza ülkeye zarar verebilir. Ancak dünyadaki kaos koşullarında ekonominizin koruma yöntem olmayabilir, barlığınızı kaybedebilirsiniz. Ve şimdi ekonomimizi ambargoya yanıt olarak yaptırımlara karşı önlemlerle savunmuyor muyuz? …

Ekonomik büyüme için gelir kaynaklarının, özellikle bankalar olmak üzere özel sektör birikiminin devlet tarafından kullanımında verilmesine öngörüyor. Gerçekten milyarlarca yerel para biriktirdiler (özellikle döviz kurundaki düşüş sırasında) – ancak kapitalistlerin karlarını gönüllü olarak Ülke ekonomisinin gelişimine yatırmayacakları açıktır.
Banka üzerinden Para kazanlardan parayı almak için ne teklif ediyor? Aynı SPIC ve PPP – yani, hükümet ve iş dünyası riskleri ve karları paylaştığında, mevcut uygulamaya dayalı olarak, oldukça mütevazı yatırım projeleri. Diyelim ki bu şekilde birkaç yüz milyarı daha fazla sıkıştırmak mümkün olacak – ama bu ülke için ciddi bir etki yaratmayacaktır.
Benzer senaryo Sahnelemesini kendisi doğru ve hatta bir memur için cesurdur – devletleştirilmek istemiyorsa sermaye bölünmelidir, ancak zayıf araçlar sunar. Para çantalarını ülkenin iyiliği için rezervlerini silkeleyecek şekilde yapamazlar.
Pekala, büyümenin temel kaynaklarına yapılan vurgu da hayal kırıklığı yarattı – Kötü şöhretli KOBİ ler seçildi. Yani, tüketime hizmet etmeye yönelik küçük işletme biçimleri.
Ama bunun çıkmaz bir yol olduğu net değil mi? Koronavirüs krizi sırasında, tüm KOBİ’ler – sadece ülke içi değil, aynı zamanda dünyadaki – ölü ağırlıkta ve sadece sübvansiyona ihtiyaç duyuyor.
Eski Devir sona erme duruma geldi, balon her an mücbir sebeple çökecek. Ancak reel sektörün büyük işletmeleri ve BT canavarları hayatta kaldı.
Bunları yeni bir teknolojik düzenin lokomotifleri olarak geliştirmek gerekiyor. Ve sonra, makine-alet yapımı, üretim araçlarının üretimi nerede? Yüksek teknolojiler ve büyük bilimsel merkezler nerede (bu arada, bunlar ulusal projede yer alıyor, ancak kim tarafından bahsedilmiyor)?
Aynı zamanda, Belousov hayalperest olarak adlandırılamaz, ülkedeki durumu çok iyi biliyor – ve birinci basamak tıptaki büyük sorunları, ulaşım yollarının tıkanmalarını ve personel ile ilgili sorunu. Bütün bunları bir röportajda cesurca adlandırıyor ve çözümler sunuyor.
Bu, büyük bir yetkili için nadirdir.
Elbette Belousov, Kudrin & Co. okulunun bir ekonomisti değil, kendisini birçok liberal klişeden çoktan kurtardı – ve bu cesaret verici. Bununla birlikte, samimi bir röportajdan yola çıkarak, ülkenin ekonomik hayatına tamamen yeni bir şekilde bakmak için tüketim ekonomisi modelini tamamen reddetme cesaretinden hâlâ yoksundur.
Ve liberal modelin çöküşü karşısında, onsuz hiçbir şey yürümez.

Sosyal Medya video klipleri

Çocuk işi kapmış nasıl yol
Bulunur öğrenmiş çalışmadan kazanılır keşfetmiş. Otomatik vites o büyüyünceye kadar elli kere değişir. Ama o bu dünyada öğrenmeyi seçmiş çalışıp kazanmayı.
Hafız olmayı seçen aklının gücünün vakfına varmış kendini keşfetmiş nasıl parayo bulurum onun peşine düşmüş. Her iki durumda bugün gelinen noktayı gösterir.
Bazen bir kelime yeterli olur bu iki çocuğun anlattığı tam bir felsefi durum. Çözüm lazım. Çünkü ikiside dünyanın bu gelişim sürecinde tıkanmış durumdalar bütün dünya toplumları gelişme seviyelerine göre bu durumda

Covid aşısını bulan iki bilim insanının memleketleri, eski komşuları, din ve mezhepleri, etnik kökenleri, hangi güçler tarafından desteklendikleri, öküzlerinin altındaki buzağılar ile uğraşmak gerekiyor. İnsanlık için yaptıkları pek de önemli değil çünkü oradan bize bir pay çıkmaz. İnşallah kendileri bir gün bu ruh hastalığına karşı da bir aşı bulurlar.
BABAM
Babam, Ben geldim..
Kocaman kızın! “İyi yaptın be kızım” Diyemedin bana. Kahvenin önünden geçtim, Her zaman oturduğun sandalyen boştu, Karşılamaya da çıkamamıştın. Eve gittim, Kapıyı açmadın. Babam ben geldim, Kocaman kızın! N’olur, Bırak sarılayım boynuna, Kokunu özledim, Peynirle karışık lehim kokunu, Gözlerini özledim, mavi mavi, Ellerini özledim..
Babam , Ben geldim,
Kocaman kızın! Sana selam getiremedim kimseden, Gizlice kaçtım geldim. Anam iyi, Merak etme, Kardeşimle kalıyor, Özlem işe başladı, Onur okulda, Ben bildiğin gibi, Kafam bu aralar biraz karışık..
Babam , Ben geldim,
Başıma yıkıldı sanki kasaba, Yoksun.. Dün, Yine bir adamın peşinden koştum, İki elinde iki poşet, Başında kasket Sana çok benziyordu babam. Yolunu kestim, Sen değildin babam, Acayip acayip yüzüme baktı, Anlamadı babam, Anlayamadı, Anlatamadım..
Boşuna çaldı telefonlar, Kapı zilleri boşuna. Biliyor musun, Kuru ekmekleri ıslattım dün, Hastanede olduğu gibi, Sonra balkona koydum. Kuşlar seni sordular babam, Çoktandır görünmüyor dediler, Nasıl söylerim babam, Nasıl?
Bakkaldan bir torba yem aldım, Çınar altında kumrulara döktüm, Güvercinlere.. Önce çekindiler, İnemediler, Sonra, Tek tek süzüldüler, Hiçbir şey sormadılar, Galiba anladılar..
Çocuklar geçti kapının önünden, Hafif aralayıp bahçe kapısını, Bir şeyler fısıldaşıp, Birbirlerine baktılar. Sonra, biri Ürkek adımlarla girdi içeri, Şeker kutusunu açtı, Önce kendi aldı, Sonra arkadaşları, Gülümsediler yüzüme bakıp Seni sordular..
Babam , Ben geldim..
Asmada üzüm yok bu sene, Çiçekler kurumuş, Boncuk ta yok ortalarda, Çağırdım gelmedi, Belki senin oralardadır, Kimbilir.
Babam, Ben geldim..
Erik ağacının altındayım, Burası çok kalabalık be babam, Bir o kadar da sessiz. Yaban otlarını ayıkladım, Güller çiçek açmamış, Belki zamanı değil, Biraz su döktüm, Mezar taşını okşadım. Babam, Adını bile yanlış yazmışlar, Biliyor musun? 7/12/1999 tarih doğru..
Biliyor musun? Ben seni çok özledim be babam! Babam benim! Canım babam…

NURTEN ALTINOK

İZMİR DEPREMİ VE DEPREM ÜZERİNE / D. HALLAÇ

Sadece her sorunun cevabı olan eğitim demiyecem, söyleyeceklerimin çoğu bildiğiniz şeyler, ben sadece toparlamaya çalıştım, belki birilerinin aklına yada ruhuna dokunurum diye.
Rüzgar, yağmur, kar veya dolu yada benzerleri gibi depremde standart tabiat olayıdır. Bu tabi olayların şiddeti bizi mutlu veya mutsuz eder.
Sanıyorum ki eskiden gelişmekte olan ülkeler kapsamında sayılıyorduk (yaklaşık yirmi yıl kadar önce ), şimdi, büyük bir gayretle gelişmeye direnen ülkeler kapsamında olduğumuzu düşünmekten kendimi alamıyorum.
Karamsar değilim, ümidimi yitirmedim, en karanlık gecenin bile sabahı aydınlık olur, her şey olması gereken zamanda gerçekleşir, diyorum.
Üzücü olan, tabiri caiz se toplumun b.k yoluna gitti Niyazi durumuna düşmesi/düşürülmesidir, olay olur, ölen ölür, ağzı olan, bilir bilmez konuşur, yanlış yorum yapar, yanlış yönlendirir, yanlış yönlenenler yanlış yönlendirildiğini bilmez, vijdanların temizlendiği sanılır, balık hafızalı olduğumuz için çabuk unuturuz.
Aslında bizleri zorda bırakan, mutsuz eden olayların köken felsefesi olarak aşağıda yazılanları kabul edebiliriz; İnsanlarımız,
· Neyi aradığını bilmeyen bulduğunu anlamaz misali, anlamadan kabul eder, uygunluğuna bakmaz/değerlendiremez, buna aklı yetmez, bilinci yetmez,
· Medeniyetin (ilim ve irfanın ) ne olduğunu bilip anlamadan paranın gücünü tanıyıp ona sahip olmak adına, insan hayatına kast etse de çabalar,
· On lirayı kazanmak için dokuz lira harcamak gerektiğini bilmez, kendini yaratan zekayı sarfınazar edip kendine göre kolay yollar yarattığını zanneder,
· Herkesin, zamanı geldiğinde yönetici olup sorumluluk alması gerektiği sistemde, biri bizi yönetsin, ben aidatımı ödeyim de kimse bana sorumluluk vermesin yaklaşımı taşır,
Düşündükçe bu tespitleri arttırabiliriz, bence bu kadarı yeterli, biz olayın özüne inmeye çalışalım, olayın sonuçları özünde,
· Arpa eken buğday biçmez, ancak rüzgar eken fırtına biçer,
· Disiplin olmayan yerde düzen olmaz,
· Planlama olmayan yerde gelecek meçhul olur,
· Adaletin olmadığı sistemde işler doğru hedeflenemez,
· Çifte standartın olduğu yerde huzur olmaz,
· Kendine yapılmasını istemediklerini başkalarına yapmak sosyal mutluluk vermez, sonuçlarını kabul edebiliriz,
Bir toplum düşünün ki içinde yaşadığı son iki devlette (Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları ) “devlet insan için vardır ” bilincine erişememiş, tam tersi “insan devlet için var” felsefesi ışığında yürümüş, büyümüş , büzülmüş ve küçülmüş, tam yok olma durumundayken evliya misali bir insan tarafından kurtarılıp cumhuriyet ile taltif edilmiş. Ancak gel gelelim kendini buğday danesi sanan ruh hastası misali bir türlü insan olmaya adapte olamamış yada şöyle diyebiliriz yeterince adapte olamamış. Yeri gelmişken anlatayım kendini buğday danesi zanneden kişiyi ;
Adamın biri kendini buğday tanesi sanıyormuş, bu rahatsızlığını gidermek için adamı ruh ve akıl hastanesine yatırmışlar, doktor uzun süren tedavi sonucunda hastanın iyileştiğine kanaat etmiş ve hastayı diğer doktorla yapacağı konsültasyon (birlikte karar verme ) sonrası bırakmaya karar vermiş. Konsültasyona giren hastaya diğer bir doktor sormuş “ Söyle bakalım evladım” demiş, “sen necisin ?”. Hasta “ doktor bey ayıp ediyorsun, tabi ki ben insanım, ancak tavuklar bunu biliyor mu ? “ demiş.
Özetle böyle, bir çok nedeni olmakla beraber yeterli sayıda / oranda insan olma bilincine erişememiş kişilerden oluşan bir toplumuz.
Şimdi gelelim esas İzmir depremi ve deprem konusuna. Deprem İzmirde de olsa başka bir yerde de olsa deprem depremdir. Yeterli önlemler yoksa can alıcı, can yakıcı mutsuzluk vericidir.
Her deprem sonrası herkes konuşur, yorum yapar, yorumlar, ağırlıklı olarak müteahhit hırsızlığı ile başlar , yıkılan yapılarda uygun malzeme kullanılmadığı ile sonlanır. Doğrudur depremlerde oluşan acı verici sonuçlarda bu söylenenler ana gerekçeler olarak sayılabilir. Ancak söylenmeyenler de vardır ve bunları hatırlatmakta / hatırlamakta fayda vardır. Şöyleki ;
· Bu yapıları yapanlar, bu ülkede yetişmiş ve eğitim almış / alamamış insanlardır,
· Bu yapıların imalat izinlerini verenler de bu ülkenin vatandaşlarıdır,
· Bu yapıların denetlenmesini üstlenenler de bu ülkenin vatandaşlarıdır,
· Bu yapıların izinsiz yapılmasına müsaade etmeyip kontrol etmesi gerekenler de bu ülkenin vatandaşlarıdır,
Hal böyle olunca düşmanı dışarı da aramaya gerek yok, hatalar tamamiyle ülkemiz vatandaşları tarafından yapılmaktadır. Gelin biraz daha derine inelim.
Önce işin teknik yönündeki süreçleri belirleyelim ve bu süreçlere uyumluluğu kontrol edelim.
Bir yapı yapılacaksa, yapının üzerine yerleşeceği doğal yapının jeolojik durumu incelenir, olumlu yada olumsuz şartlar tespit edilip ona göre temel yapısı tayin edilir. Bu incelemenin her yapı için yapıldığını sanmıyorum.
Bir yapı yapılacaksa, bu yapıyı yapma taahhüdünde bulunacak müteahhide, müteahhidin işi yaparken kullanacağı alt müteahhit (taşeron ) veya çeşitli usta ve düz işçiye ihtiyaç vardır. Kendi inşaat mühendisi yada mimar olan müteahhit yada alt müteahhitler olduğu gibi, bu işin uzaktan yakından eğitimini almamış çekirdekten yetişmiş tabir edilen yada sırf parası ile para kazanma gayreti içinde olanlar da vardır. Eskiden hiç kontrolü olmayan bu durumu gidermek adına, son zamanlarda yapı işinde çalışacak ustalardan yapabildikleri işe ait sertifika istenir oldu, sertifikayı veren kurumların çoğu bahse konu ustanın ustalığını çek etmeden para karşılığı istenen sertifikayı vermektedir. Belli kurumlara müteahhitlik yapanların değerlendirilmesi genelde işi veren kurumlar tarafından yapılmaktadır, ancak bence bu yeterli değildir, gerçek değerlendirme işi veren yada verme potansiyeli olan kurumlardan daha çok tarafsız bir kurum tarafından yapılmalıdır.
Belli bir kuruma müteahhitlik yapmayıp yap-sat tabir edilen işleri yapan müteahhitleri denetlemek ve çek etmek daha da zordur. Gerçi bana göre bu müteahhitlerden çok işi yapan usta ile yardımcılar ve bunların başındaki formen, kalfa yada teknikerler denetlenmelidir yada bu kişilere işi uygun şekilde yapmaları gerektiği çok iyi öğretilmelidir.
Hiçbir bilinçli müteahhit yaptığı yapının demir ve betonundan çalmaz, çalanlar daha çok ince işlerde kullandıkları malzemelerden çalarlar.
Denetleme yapan firmalar daha çok yapıda kullanılan demiri ve beton kalitesini çek etmektedirler, bunun için yapıda kullanılan demirin çekme ve kesme dayanımları istenilen teknik değerleri veriyorsa yeterli görülmektedir. Aynı şekilde hazır karışım gelen betonlardan döküm öncesi küp yada silindir numuneler alınarak basınç dayanım mukavemetleri onaylanmaktadır.
Bu kontroller tek başına yeterli değildir, imalat aşamasında bilerek bilmeyerek uygulama hataları yapılmaktadır, bu, demirde aderans (ek yerlerindeki beton demir kavrama ) boyu tabir edilen mesafelerin kısa tutulması yeterli bağ teli kullanılmaması olarak, beton dökümü esnasında ise işleme kolaylığı olsun diye hazırlanmış betona fazla su katılması olarak ve ayrıca beton dökümünden sonra en az 14-28 gün yapılmasına devam edilmesi gereken sulama kürünün yapılmaması olarak zuhur etmektedir. Netice de İzmir depreminde yada bir çok depremde görüldüğü gibi bir çok yapının olduğu alanda bazı yapılar kendini muhafaza ederken bazılarıda uygulama hatası kurbanı olarak yapı olma vasfını yitirmişlerdir.
Özetle, yaşanacak depremlerde yıkımlarla doğru orantılı acı ve hüzün yaşamamak adına en basitinden yapılması gerekenleri özetlersek;
· Yetiştirdiğimiz her seviyedeki insanlara helal ve haram bilincini doğru öğretmemiz lazım ki, bilerek yada bilmeyerek yaptıkları yanlışların ( çaldıkları mal, zaman ve işçiliğin ) insan hayatına mal olabileceğini bilsinler,
· Kişilerin yapı yapmak istekleri engellenemez, ancak yapıların yapılacağı yeri devlet kurumlarının belirlemesi, planlama, alt yapı vb., yapı uygunluk araştırma ve sınırlarının yine devlet tarafından belirlenmesi lazımdır,
· Hazır beton sağlayan firma oparatörlerinin getirdikleri betonun hiçbir katkı dahil edilmeden yerine döküldüğüne dair kontrol ve sorumlulukları olmalı,
· Yapı imalat taahhüdünde bulunan müteahhitler ile yap-sat müteahhitleri , bu iş için olması gereken tecrübeli kadroları (proje md. şantiye şefi, şantiye teknikeri, formen yada kalfa, yeterli usta başı, usta yada düz işçi ) bulundurmalıdırlar,
· * Yapı işinde çalışan yada kendini bu işe adamış her türlü elemanın (düz işçiden proje md. kadar ) mesleki karneleri olmalı ve yaptıkları işe göre notları verilmeli, yapabilecekleri işler için sorumluluk sınırları belirlenmelidir.
* Eskiden işçi sağlığı ve iş güvenliği nedeniyle çalışma bakanlığının denetiminde yapı iş defterleri tutulurdu ve günlük kontroller deftere kaydedilip sorumlularca imzalanırdı, şimdi bu işi özel firmalara devrettiler, iyi kötü bu iş yürüyor. Bu yapı iş defterini yapı seyir defteri şeklinde oluşturup, yapı imalatının her aşamasının kaydedilmesi ve sorumlularca tutanak haline getirilmesinde fayda var.*
· Dünyada gelişmiş ülkelerde çok yaygın şekilde kullanılan, ülkemizde de bazı projelerin yapımında uygulanmakla beraber tam yaygınlığı sağlanmamış , FIDIC (Fédération Internationale des Ingénieurs-Conseils / Uluslararası Müşavir Mühendisler Federasyonu) yapı yapım şartnamesi vardır, oto kontrol içeren bu yapım şartnamesi yaygın hale getirilmelidir.
· Ne şekilde yapıldığı bilinmeyen imarlı imarsız şüpheli yapıların rehabilitesi en kısa sürede bir plan dahilinde yapılmalıdır.
Bu pilav daha çok su kaldırır misali, bu konu da daha çok şey söylenir/ konuşulur…

Hazır olmadığımız bir tembellik üzerine kurulacak medeniyeti geliyor

Kendimizi tamamen farklı bir dünyada bulduk. Akıcı, şeffaf, kararsız, süper hızlı, hibrit. İçindeki her şey bir anda çöktü.
Dijital dünyanın özerk yaşamı tüm hızıyla devam ediyor: nesnelerin interneti, ağların kendi kendine örgütlenmesi. Dijital gerçeklik halihazırda toplumda seçimin bir işaretidir. Dijital dünyaya girmeyi göze alamayan belirli bir ülke hayal ediyorsanız, bunun hiç olmadığını varsayabilirsiniz. O bir oyuncu değil. İnsanlar orada kendileri için yaşayabilir, sepetler örebilir, ancak ortak bir davanın katılımcısı değildirler.
Tatiana Chernigovskaya bilgiye güvensizlik ve kafası karışmış bir kişi hakkında
Bir başka ilginç özellik de bilgiye karşı artan güvensizliktir. Son zamanlarda bunu çok düşünüyorum. Şimdi, bilgiye karşı tutum, eskiden dedikodu yapmak için olduğu gibi aynıdır: “Peki, asla bilemezsiniz, kim ne dedi? Neden inanmalıyım? “Ama işin püf noktası, bu tutumun şu anda gerçek bilgi kaynaklarıyla karşı karşıya olması. İnsanların büyüyen bilgi akışında nasıl gezineceklerini henüz öğrenmedikleri ve hiçbir şeye inanmamayı tercih ettikleri ortaya çıktı.
Dijital gerçeklik, “yeni bir tür” kişiyi doğurur. Ben buna ‘homo kafası karışmış’ veya ‘kafası karışmış bir adam’ diyorum. Bu “homo utanç” onun nerede olduğunu bile çözmedi. Halihazırda hangi tehlikede olduğumuzu henüz anlamadım. Ancak kararı erteleyemeyiz. Çünkü bu bizim hayatımız.
Bunun yerine, toplumda tamamen zıt süreçler devam ediyor. Yaşamı erteleme sendromu diye bir şey var . İnsanlar artık bir taslak varmış gibi yaşıyor. Üstelik çocuklar böyle büyütülüyor: şimdilik bunu ve şunu yapın ve sonra yaşamaya başladığınızda … Ama o, babanın ve annenin hücrelerinin birleştiği anda yaşamaya başladı. Bu bir taslak değil. Bir insanı 20 yıl tutamazsınız, böylece o orada bir şeye başlar.
Genel olarak bizim de hazır olmadığımız bir tembellik medeniyeti geliyor. Dijital sistemlerin yerini alacak olan tüm bu insanlar ne yapacak? Bana “yaratıcılığın kapsamı serbest” dedikleri zaman alaycı bir şekilde gülümsememe neden oluyor. Gerçekten de sayısız binlerce insanın – milyonlarca insanın çok çalışmaktan kurtulmuş bir zamanda madrigals yazmaya ve ud çalmaya başlayacağını düşünüyor musunuz? Ciddi misin? Tam tersi olacak. Ve öyle olmadığını iddia edemeyiz.
Ben buna yol gösteriyorum. Bunun iyi mi kötü mü olduğu konusunda nasıl akıl yürütürsek düşünelim, başımıza gelenler şimdiden oluyor. Bu dünyaya çoktan girdik ve geri dönüş yok. Flört etmeye gerek yok. Bu dünyada nasıl yaşanacağını anlamalısın. Soruyu sert bir şekilde sorardım. Genel olarak bu gezegende yaşamayı mı planlıyoruz yoksa tüm konumlarımızı mı kaybediyoruz? Çünkü onları dijital dünyaya teslim edersek, o zaman konuşacak bir şey kalmaz. Gidip kahve içebilirsiniz. Kendi hayatımıza dair herhangi bir planımız varsa, burada nasıl yaşayacağımızı düşünmemiz gerekir.
Medeniyetimizin tüm başarıları ve başarısızlıklarıyla birlikte beynimiz sayesinde biziz. İnsanlar sadece sandalyeler, mikrofonlar ve portakallar dünyasında değil, kendi icat ettikleri dünyalarda da yaşarlar. İşaretlerle çalışma yeteneğine sahibiz: insan dili, matematik, müzik. Gerçekten en karmaşık sinir ağına sahibiz – katrilyon bağlantı. Bunları gerçekten saymaya başlarsak, arkasına on ve 85 tane sıfır yazmamız gerekir. Dilimizin bu numarayı arayacak bir kelimesi bile yok. Bu, evrendeki yıldızlardan daha fazlası değil. Bu, evrendeki temel parçacıklardan daha fazlasıdır.
Yani, kafatasımızda ne olduğunun farkında olmalıyız. Dijital dünyadaki uzmanlar beynin bir bilgisayar, birleri ve sıfırları kendi kendine kovalayan bir dizi algoritma olduğunu söylüyor. Ve er ya da geç cihazını yeniden yaratabilecekler. Ama beyin sadece algoritmalar mı? Şimdi bunun olmadığını kesin olarak biliyoruz. Ve eğer beyin bir bilgisayarsa, o zaman en azından bir tane değil – türe göre. Beynin bir kısmı, belki algoritmalar ve bu mekanik süreç gerçekten orada devam ediyor. Ama diğer kısım analog şeyler.
Şimdi şairler ve sanatçılar hakkında konuşmayalım. Ama Einstein bile şöyle dedi: “Sezgi kutsal bir armağandır ve akıl mütevazı bir hizmetkardır.” Doğrudan şöyle yazıyor: “Sonuç, yani bilimsel sonuç, mantıksal çalışmanın sonucu gibi görünse de, bu sadece bu çalışmanın finalidir.
Ana kısmı yeniden hesaplamalar yoluyla gitmedi.
Ancak anlaşılması gereken en önemli şey, bilgi içeren hiçbir nesnenin olmamasıdır. Her zaman bir nesne ve hepsini okuyan biri vardır. Önümüzde eski bir papirüs varsa ve onu okuyabilecek kimse yoksa, o zaman bu bilgi değildir. Bu sadece fiziksel bir nesne. Oradan ne okuyacağım, hangi eğitime sahip olduğuma, hangi planlarım olduğuna ve bunu neden okuduğuma bağlı. Ben neye ulaşıyorum? İnsanların önemli olmadığı pozisyonunu alamayız. İnsanlar önemlidir çünkü bilgiyi düzenlerler.
Bilginin kendisi orada bir yerde asılı duruyor, biz ondan ne soğuk ne de sıcakız.
İnsanların ve bilgisayarların dünyayı nasıl böleceği henüz belli değil. Genel olarak bu sorularda pek çok bilinmeyen vardır.
Mesela aptal insan nedir? Mutlak bir aptalın beyninin hala evrendeki en mükemmel beyin olduğunu söyleyebilir miyiz?
Eğlenceli bir soru gibi görünüyor, ama aslında çok ciddi bir soru. Hala katrilyonlarca bağlantı varsa, o zaman genel olarak hangi beynin akıllı hangisinin aptal olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bu durumda ne tür bir yapay zeka yaratıyoruz?
Akıllı?
Bunun anlamı ne? Tüm zeka testleri çoğunlukla saymakla ilgilidir: hızlı sayan zeki olan. Küstah olduğum için beni affet, ama şunu söylemeliyim:
Çok kötü düşünüyorum, ama bir şekilde tam bir aptal olduğumu düşünmüyorum.
Bu nedenle bunları paylaşmanız gerekiyor.
Biliyoruz: çok düşük zekaya sahip ama mutlak bir hafızaya sahip bir kişi olabilirsiniz. Bu tıbbi bir gerçektir. Parlak yapay zeka mümkün mü? Ve bu ne anlama geliyor? Böyle bir şey yaratmayı başarırsak, onun bir dahi olduğunu öğrenecek miyiz?
Onun bir insan olduğunu öğreniyor muyuz?
Bunu yapmanın bir yolu var mı? Yapay zeka acı çekecek, acı çekecek, empati kuracak mı yoksa tüm bunları taklit edecek mi?
Nitekim dijital dünyada acı ve ölüm yok ve bu tüm resmi kökten değiştiriyor. Bilgisayarlar, nanometre ve nanosaniye cinsinden hiçbir canlının yaşamadığı boyutlarda çalışır. Ve bunlar karar verecek sistemlerdir.
Ve düğmedeki parmağın hala insan olacağı yanılsamasıyla kendinizi eğlendirmeyin. Bunların hepsi fakirler için bir konuşma. Sonunda, her şey hangi bilgileri aldığına bağlı olacak.
Ve aynı zamanda, yeni dünyaya eski şekilde hazırlanmanın imkansız olduğu artık aşikardır.
Bu çok zor bir soru. Bir buçuk yaşında bir çocuk “Tamam Google” diyebiliyorsa ve sistem ona istediği her şeyi verecekse, neden kötü hazırlanmış bir öğretmenin kendisine ders kitabı okuduğu bir sınıfa gelsin?
Açıkçası, sistemin değişmesi gerekiyor. Dijital bir dünyada yaşama ve insanlığı kaybetmeme yeteneğini geliştirmeliyiz.
Sonuçta, sonuçta her şey ailenizle, çocuklarınızla, meslektaşlarınızla ve bir bütün olarak toplumla ilişkiler kurup kurmadığınıza bağlıdır.
Bilgiyi nasıl doğrulayacaklarını, strese nasıl direneceklerini, değişme yeteneğini geliştirmeyi, sürekli öğrenmeyi öğretmeleri gerekir.
Domuz değilsek, onları bekleyen şeye hazırlamadan çocuklarımızı böyle çerçeveleyemeyiz.
Bu nedenle geleceğin eğitimi ezberleme değil, anlama eğitimidir. Geçen yıl ‘Yeni Eğitim Mimarisi’ adlı bir oturuma davet edildim. Mimarinin mecazi bir şey olduğunu sanıyordum. Ancak bunun sadece mecazi değil fiziksel olduğu ortaya çıktı. Örneğin Finler, okul binalarını büyük ölçüde yeniden inşa ediyor.
Renkliler, standart bir izleyici yok – hepsi şekil değiştiriyor. Çocuklar birinde çalışıyor, sonra diğerinde çalışıyor, sonra yalan söylüyor, sonra koşuyor.
Önce bir öğretmen, sonra başka bir öğretmen tarafından öğretilir. Koşullar her zaman değişir. Bu çok önemli bir şey.
Bu, değişime hazır oldukları anlamına gelir.
İşe almak istediğim son kişi, iyi sayan mükemmel bir öğrenci. Bunun için bir bilgisayarım var.
Her şeyi kendisi sayacak. Her şeyi yanlış yapan, herkese müdahale eden, biraz saçma sapan çılgın birine ihtiyacım var.
Bir tür Niels Bohr olduğu ortaya çıkacak. Daha doğrusu o zaten Niels Bohr.
Beyninizi nasıl eğitirsiniz? Her kas gibi o da çok çalışmalı. Kanepeye uzanıp altı ay orada yatarsak, ayağa kalkamayız.
Beyin aptalca dergiler okur, aptallarla iletişim kurar, ışığı dinler, anlamsız müzikler izler ve aptal filmler izlerse, o zaman şikayet edecek bir şey yoktur. Cevabım şu: beyin çok çalışmak zorunda. Anahtar kelime zor. Beyin sert olmalı. Bazıları için kolay ama sizin için zor olabilecek bir kitap.
Anlamadığın bir film. Yani düşüneceksin, eleştiri okuyacaksın. Ya da yönetmenin ne söylemek istediğinin net olmadığı bir performans. Bu durumda beyin işle meşgul olacaktır. Beyninizi geliştiren numaralar aramanıza gerek yok. Burada değiller. Bu numaralar hayatın kendisidir.
Kaynak – https: //grodno24.com/2020/09/t …

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy