Tanımlar, alışılan anlamda, yani kendine özgü bir takım özellikleri olan geometrik nesneleri belirlemek ya da diğerlerinden ayırmak için onlara kısaca ad vermekten ibarettir.
Bununla birlikte Öklid’in orijinal tanımlarında oldukça çok eksiklikler ve belirsizlikler vardır.
Örneğin doğruyu tanımlayan çizgi genişliği olmayan bir uzunluktur. ve doğru bir noktada kendisinin aynı kalan bir çizgidir. şeklinde tanımlamalar kullanılmıştır.

Noel ve Yılbaşı Aynı Şeyler Mi?

Miladi senenin nihayet bulduğu şu günlerde, “Aslında ben Noel kutlamıyorum yeni seneyi kutluyorum” diyenlerle karşılaşmanız mümkün.
Ben bu haltı işleyeceğim bir şekilde, bari meşrulaştırayım da kimse laf etmesin kafasını yaşayanların sığındığı meşhur bir ifadedir bu…
Biz buna minareyi çalan kılıfını hazırlar diyoruz.

Gelelim sorumuzun cevabına;

Milad(Milat) kelimesinden başlayalım.

Yılbaşının başlangıcını ifade eden Milad (Milat) kelimesinin “doğum, doğuş ve doğum vakti” gibi anlamlara geldiğini hemen hemen çoğumuzun bildiğini düşünüyorum.
Hz. İsa A.S.’a nispet edilerek; Hz. İsa A.S.’ın bu tarihlerde doğduğu varsayılarak ve O’nun doğumu baz alınarak senenin başlangıcı belirleniyor.
Tekrar etmekte fayda var. Milad(Milat) doğum demek. Kimin doğumu peki? Hristiyanlara göre Hz. İsa’nın doğumu… Senenin adı buradan geliyor.
Miladi Sene… Yani doğum baz alınarak başlatılan sene/yıl. Gayet açık sanırım.

Bu tarih gerçekten Hz. İsa A.S.’ın doğum tarihi midir, değil midir tartışmasına girmek yerine,
Bu Hristiyan aleminde bile tartışmalı bir konu) dikkatleri söz konusu olan tarihte kutlamayı kimlerin ve ne için yaptığına çekelim.
Öyle ya; bu uygulamayı tesis edenlerin kimler olduğu belli. Kimler? Hristiyanlar.
Haliyle böyle bir kutlama yapacaksa, buna en fazla hak sahibi olanlar kuşkusuz yine Hristiyan dünyası.

Buradan çıkarak şöyle bir de soru sorsak: “Yılbaşını kimler kutlar?” aslında bu “Kurban bayramını kimler kutlar?” sorusuyla eş düzeyde bir soru. Cevabını az önce aktarmıştık.

Miladi Yılbaşı, Hıristiyan dünyasının İsa A.S.’ın doğum tarihi tartışmalarına başlamaları, 1 Ocağın doğum yani milad kabul edilmesi ve bunun da miladi takvimin başlangıcının kabulüyle sonuçlanan olaylar silsilesiyle karşımıza çıkıyor. Miladi takvim ya da Gregoryen takvim, Jülyen takviminin yerine Papa XIII.
Gregorius tarafından yaptırılan takvimdir. Bu takvimin başlangıcı İsa A.S.’ın doğumu ile başlar.
Yani takvimin mimarları ve kurucuları Hristiyan dünyasıdır ve onların inanç sistemleri üzerine bina edilmiştir.
Ritüelleri, ayinleri hep bu kurulum üzerine tesis edilmiştir.

Bakın daha Noel falan da demedim. Yılbaşı ve Miladi Takvim kavramları üzerinden gittik şimdiye kadar. Şimdi Noel mi Yılbaşı Mı? sorunsalına gelelim.

Aslında Hristiyanlarca da bu iki terim farklı ama bir birine ilintili olarak değerlendirilir. Şimdi Hristiyanların şu ifadesini aktarayım: “Eski yıl için Tanrı’ya şükrederiz ve yeni yıl için O’na dileklerde bulunur, dua ederiz.” diyorlar.
Bu ifadeyi misyonerlik yapan Hristiyan bloglarda, sayfalarda bulmanız mümkün. Yani söz tamamıyla onlara aittir. Hatta şöyle bir ifade de kullanırlar: “Bunu yakınlarımızla, sevdiklerimizle sevinç içerisinde yaparız. Bütün bunların hiçbirinde aşırılık, çılgınca partiler, içkinin su gibi aktığı eğlenceler yoktur. Sadelik esastır.” derler. Demesine derler de bu konuda ne kadar bu söylediklerine uyarlar, orası tartışılır.

Peki, Noel gerçekten Yılbaşından farklı mıdır?

Genellikle batı kiliselerinde 24/25 Aralık’ta, doğu kiliselerinde ise 6 Ocak’ta kutlanmaya başlayan Noel, İsa Mesih’in doğum haftasını temsil eder.
Biz deki son zamanlarda gündem bulmaya çalışılan kutlu doğum haftası meselesi gibi…
Bu bağlamda dini bir ritüel olduğu kesindir. Miladi takvimin başlangıcı sayılan ve her sene tekrar eden bu ritüelin, yani onlara göre kutlu doğumunun kutlanması ve eski senenin muhasebe yapılması da bir ibadet hükmündedir. Buradan miladi yılın, Hristiyanların Noel inançları ile örtüşerek tasarlandığını görmek mümkündür.

Tamam, Müslüman Noel kutlamaz. Sonuçta bir Hristiyan da Kurban bayramı kutlayacak değildir. Bunu anlamak için Profesör ya da Alim olmaya da gerek yok zaten. Peki, Yeni Yıl konusu nedir? Yani Müslüman, Hristiyanlarca tesis edilmiş olan Yeni Yılı kutlar mı? Direk hayır demek yerine şunu açıklamayı da yapmak uygun olacak: Miladi Yıl bir hesaplama aracı, Osmanlı döneminde Rumi, Hicri ve Miladi takvimler bazı kurum ve kuruluşlarca kullanılır olmuştu. Ama bunlar bir araç olarak kullanıldı. Tebasında farklı unsurların, halkların olması bunu bir şekilde gerekli kılmıştı. Ama hal böyleyken kalkıp kimse yeni yıl geliyor tatile Uludağa mı gitsek demedi. Hesapların devri için bir miad/başlangıç olmaktan başka bir işlevi olmadı.

Bu gün Hristiyanlarca kutlanılan Yılbaşı etkinlikleri O dönemde gündeme bile gelmedi. Yeni yılı ve Noel’i mütevazi bir vaziyette evlerinde inançları doğrultusunda geçirmek dışında başka bir şey yapmadılar.

Osmanlıda ise Yılbaşı, Hicri sene olarak kutlanılan Muharremiye şeklindeydi. Toplumun kültüründe olmayan Noel/Yeniyıl eğlenceleri veya kutlamaları görülmedi.

Sonra ne oldu? Hristiyanlarca da tenkit edilen abartılı noel/yılbaşı kutlamaları; hem Hristiyan coğrafyasında hem de Müslüman coğrafyalarında vur patlasın çal oynasın şeklinde kutlanmaya başladı. Aslında işin ana planının arkasında rant ve fırsatçıların körüklediği bir harcama çılgınlığı yatıyordu.

Hristiyanlar kutluyordu zaten. Pazar açmak için potansiyel müşteriler gerekliydi. Bunun için İslam coğrafyalarında da “Aman ne olacak canım! Noel mi kutluyoruz.
Yılbaşı bizimkisi” şeklinde alttan alttan normalmiş gibi fikirler yayılmaya başlandı. Bunu da en iyi Basın ve Yayın organları ile başardılar. İçkiler, yiyecekler, giyecekler derken alış veriş çılgınlığına çanak tutan insanlar türedi. Din ayrımı gözetmeksizin bu fırsatçıların ekmeğine yağ sürüldü. Müslümanlar tarafından yılbaşı aleyhinde birisi söz söylemesin, hemen yobaz, geri kafalı yaftası ile yaftalandı. Perdenin arkasında duranların böyle bir açıklamayı kaldıramayacakları kesindi zaten. Paranın dini imanı olmaz boşuna dememişler.

Asimile olmuş Müslümanları bugün görmeniz sizi şaşırtmasın. Eskiye dayanan bir yatırımın ürünü olarak karşınızda duruyorlar. Entelektüelite sevdası ile asimilasyona uğrayanların, kimlik buhranına düşmeleri beklendik şeydir. Bu melez düşüncedeki insanlar paranın yön verdiği her şeye tabi oldular.

Şimdi hala Müslüman yılbaşı kutlar mı diye sormaya devam mı edeceğiz? Müslümanın yılbaşı kutlamayacağı ve kimlerin bu ritüele sahip olduğu bu kadar net ve açıkken sanırım bu soruyu sorma bahtsızlığına düşmeyiz. Dinimiz bu asimilasyonu engellemek adına aslında çok değerli açıklamalar sunuyor:

“Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara, 120)

“Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler…” (Bakara, 109)

“Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız.” (Nisa, 89)

“Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir.” (Tirmizi, istizan 7, Ebu Davud, 14/106, K.Libas Bab: 4 hadis no: 4031)

Allah bizleri İslam’ın zıddı ve düşmanı olan cehaletten kurtarsın. Bizlere hidayet versin. Dinini öğrenmeden yaşayan gafillerden olmaktan bizleri korusun. Âmin.

Rahman’ın sonsuz selamı üzerinize olsun.
[30/12 12:12] Hakan Kısa: Her sene aynı problem
Yahu
Acaba cam malzemesi nasıl bir difüzyon olayı sergiler. Difüzyonsuz yüksek basınç altında malzeme davranışı gibi çalışmalar yapsalar veya buna benzer konulardan bahsetseler.
Neden isayı noelde kutlarlar nasıl bu kadar reklam yapılmış niçin Muhammedin doğumu böyle şatafatlı yapılmaz sevgi satılmaz sevgi satın alınmaz.
Yahu ben bıktım bu kıskançlık kokan yazılardan.
[12:14, 30.12.2020] Hakan Kısa: Her sene aynı problem
Yahu Acaba cam malzemesi nasıl bir difüzyon olayı sergiler.
Difüzyonsuz yüksek basınç altında malzeme davranışı gibi çalışmalar yapsalar veya buna benzer konulardan bahsetseler.
Neden isayı noelde kutlarlar nasıl bu kadar reklam yapılmış niçin Muhammedin doğumu böyle şatafatlı yapılmaz sevgi satılmaz sevgi satın alınmaz.
Yahu ben bıktım bu kıskançlık kokan yazılardan.
[12:20, 30.12.2020] Hakan Kısa: İsa peygamberimiz Musa da peygamberimiz dersin sonra a olur mu kutlanır mı hepsi hak din dersin sonra yok şurası batıl yok burası batıl deyip birbirine üstünlük sağlamaya çalışırsın halbuki bu zaten insanoğluna bırakılmamış bunun sırası hem zaman hem mekan olarak Allah tarafından yapılmış. Sonra a niye kutluyorsun kutlamıyorsun. Kutlarsın kabul ettiğin gelenek görenek ve kültürüne göre kutlarsın başkasının kültürünü alıp adapte edip kutlamazsın. İşine gelen işine geldiği gibi bu noktayı kullanır kullanacaktır.

“Şüpheci” den postülatlar

** Hak ve özgürlüklerini sucukla değiştirenler ne hak, ne özgürlük ne de sosis alacaktır.
** Özgürlük bir hak değildir. Özgürlük bir fırsattır.
** İki ayak üzerinde yürümeyi öğrenmemiş olanlara iki düzine bacak yardım etmeyecektir.
** Sadece koçlar, şişman kuyruğun ve üzererinde Yün kendilerine ait olduğuna inanır. Çoban ne yiyeceğini ve kimi keseceğini bilir.
** Koyunlar boşuna zanneder ki kurtların kendilerine yazdıkları kanun ve kurallara uyarlarsa kurtlar onları yemeyeceklerdir.
** Birisi için iyi bir hayat ancak birisinin pahasına inşa edilebilir.
** Değişmez bir kural: – ya yasayı siz belirlersiniz ya da size dikte edilir. Başkası verilmez.
** Özel mülkiyet insanları birleştirmez, ayırır. Çünkü herkesin kendine ait olabileceğinin umut eder
** İnsanların korkularından daha pahalı değer yoktur nedense hiçbir birey korularından arınamaz ve hiç bir şey ile ödeyıp kaçabilemez.
** Gücü – iktidardan – mahrum bırakabilecek her şeye aşırılık denir.
** Medeniyet dağının sadece iki yolu vardır: Bir kişi Tanrı gibi olduğunda tepeye çıkar ve bir hayvan olduğunda başka Tanrı meraklısı onu aşağıya gönderir.
Gorbaçov zamanında, SSCB dünyanın en güçlü güçlerinden biri olarak kabul edildi, ancak Birleşik Devletler bile onu yok etmenin ne kadar kolay olduğu karşısında şok oldu.
Bu seçkinlerin ihanetinin bedeli.
** Toplumdaki en tehlikeli insanları beşeri bilimlerdir. Kafaları karıştıracak kadar açıklayacak ve çozecek niyetinde değiller.
**Dünyadaki en acımasız savaşların gerçekleştiği, onların teslimiyetiyle oldu.
** Kanunsuzluğu yasallaştırın. Daha anlamsız ne olabilir?
** Koçların ana görevi çobana et ve deri sağlamaktır. İkinci görevi kendi çocuklarını iyi bir şapkacıya şapka hazırlamasını sağlaması olur.
** Hain, ihanet ettiği kişiden her zaman nefret eder. İçgüdüseldir. Bu yüzden yapacağa eylemi bir bahane aramasına gerke kalmiyor.
** Medeniyetin zirvesine çıkan insanlar sadece tekmelerle orada hayatını sürülebilir.
** Müminlerin iyiliği, ceza korkusundan doğar. Görünüşe göre bu nedenle nadiren samimiler.

2020 yılı ve jeopolitik sonuçları

Modern jeopolitik bakış açısından 2020 sonuçlarını yazmak oldukça zor.
Öncelikle geçen yıl gözümüzün önünde meydana gelen Covit ve olayların belirsizliğinden dolayı.
Bir yanda, yıllardır jeopolitik olan her şeyin ağırlaştığını görüyoruz.
Öte yandan, hem uluslararası siyasette hem de ülkeler arasındaki ilişkilerde tamamen yeni zorluklar oluştu.
Dahası, ikisi de neredeyse radikal bir yönde gelişti.
Her şey çok fazlaydı.
Alışılmadık derecede kardinal, çok yoğun, patlamalar ve sakinlik dönemlerinin olağan jeopolitik değişimleri olmadan.
Yıllardır temeli olan o eski, aniden şiddetlendi ve yeni eğilimler soldu. Ve tam tersi, son yıllarda oldukça yakın zamanda ortaya çıkan, daha karmaşık ve kaynaşan bir hal alırken, geçmiş karanlık ve gücünü kaybetmişti.
Genel olarak, 2020 yılında uluslararası ilişkiler çok yönlü olmasıyla dikkat çekiciydi.
“Okul öğretmeni rolü yapmanın” ve basitçe ülkeler arasındaki ilişkilerle ilgili sorunları ele alan bakanlıkların ve departmanların çalışmalarını değerlendirmenin doğru olacağını anlıyorum.
“Eski” gibi bir şey alın ve “günlüğüne yazın”. veya “başarısız”.
Ancak, bunu basitçe yapmak pratik olarak imkansızdır çünkü artık çalışmalarının bazı sonuçları için net bir okul notu vermek imkansızdır.

Örneğin, Dağlık Karabağ’daki askeri çatışmanın sonuçları nasıl değerlendirilir? Ve ya Belarus’taki eylemlerimizi hangi değerlendirme hak ediyor 33 kahramanın tutuklanması sırasında neler oldu?
Buradaki ana kriter nedir?
Sonuçlara göre, belirli olayların nasıl sona erdiğine veya bu etkinlikler sırasında bakanlıklar ve departmanların nasıl çalıştığına göre değerlendirin.
Ya da belki modern tarihin bu gerçekleri ülkeler arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesini nasıl etkiledi?

Muhtemelen, Rusya’da küresel jeopolitik meselelerle uğraşanların çalışmalarının tek doğru değerlendirmesi şöyle görünmelidir: bakanlıklar ve departmanlar oldukça ustaca ve profesyonelce çalışıyorlar, bu da Rusya Federasyonu’nun dünyadaki konumunu korumayı ve hatta güçlendirmeyi mümkün kılıyor. Rusya’nın (dünya siyasetindeki küresel oyunculardan biri olarak) rolü azalmadı, aksine arttı.

Pandemi, dünya siyasetindeki tüm süreçler için bir katalizör haline geldi
Koronavirüs salgını nedeniyle dünyanın nasıl değiştiğine dair birkaç söz söylemek gerekiyor.

Bu küresel insanlık sorununu nasıl ele alırsak ele alalım, tüm insanlığa yönelik bu tehdidin ortaya çıkmasının uluslararası ilişkiler üzerinde sadece bölgesel düzeyde değil, küresel olarak da büyük bir etkisi olduğu kabul edilmelidir. Pandemi, dünyadaki siyasi ve ekonomik düzeni önemli ölçüde değiştirdi.

Koronavirüs, ülkeler arasındaki siyasi bölünmelerin şiddetlenmesinin nedenlerinden biri mi? Kesinlikle evet. Peki ya devletler arasındaki ekonomik ilişkilerin tırmanması? Tabii ki evet. Ve ülkeler arasındaki askeri çatışmanın zorlukları? Evet de öyle.

Aynı zamanda ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinin nedeni koronavirüs mü? Yine evet. Pandemi, uluslararası ilişkilerin gelişmesi için bir uyarıcı oldu mu? Yine evet. Başlangıçta inanılmaz karlar getirebilecek tamamen ticari bir proje olarak görülen koronavirüse karşı aşıların geliştirilmesi, bugün devletler arasındaki ilişkiyi önemli ölçüde değiştirebilecek bir faktör haline geldi.

Kapitalizmin tek ilerici siyasi sistem olduğu ve dünyanın en iyi ülkesinin Amerika Birleşik Devletleri olduğu inancı, Amerikalıların yeni hastalığa karşı mücadelede gösterdiklerinden ve bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı ölümlerin sayısından hemen sonra yok edildi. Komünist Çin ve “totaliter” Rusya, bu ani tehditle mücadelede çok daha iyi performans gösterdi.

Genel olarak, pandemi ülkeler arasında işbirliğine yönelik birçok yaklaşımı değiştirmiştir. Rusya’dan bir uçağın kalkış ve varışıyla ilgili Arjantin’den gelen son raporları hatırlayın. Arjantinlilerin duygusallığına indirim yapılsa bile, görkemli görünüyordu. Ulusal bir olaydı. Rusya, Arjantin’e ilk aşı partisi – 300 bin doz – sağladı.

Şimdi Güney Amerika halklarının (yani sadece Arjantinlilerin değil) Rusya’ya karşı tutumunu hayal edin. Tüm gücüyle herkese tükürmek istediklerini ve kendi vatandaşlarını aşılayıncaya kadar aşı vermeyeceğini açıkça ifade eden Amerika Birleşik Devletleri. Ve üretim kapasitesi eksikliğinden açıkça söz eden, ancak yine de aşıyı başka ülkelere gönderen Rusya.

Yavaş yavaş dünya, modern dünya düzeninin siyasal sistemler arasında bir çatışma olmadığını, ahlak ve kültür arasında bir çatışma olmadığını anlıyor. Aynı zamanda dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmadır. Kültürlerin ve medeniyetlerin çeşitliliğinin bir kabulüdür. Çeşitli değer sistemlerinin varlığının bilinci. Çeşitli sosyal gelişim modelleri ve toplumun sosyal yapısının farklı modelleri için var olma hakkının tanınması.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde Rusya’nın jeopolitiği
Belki de geçen yıl meydana gelen tüm ayaklanmaların ana nedeniyle başlamalıyız.

Bana öyle geliyor ki, böyle bir neden dünya düzeninin tek kutupluluğundaki hayal kırıklığıdır. Her şeyden önce, siyasi ve ekonomik elitlerin ayılmaları. Son olarak, dünyanın tek kutuplu yapısının bir devletin diktatörlüğünü gerektirdiği anlayışı geldi.

Diğer tüm ülkelerin (politik, ekonomik, kültürel ve diğer gelişmelere bakılmaksızın) tek bir ülkenin başkanının ve hükümetinin kararlarına a priori bağımlı olduğu bir tür devlet egoizmi. Bu tek kişilik lideri memnun etmek gerektiğinde, siyasi kararlar alınır ve ülke ekonomileri, bu lider gücün firmaları için en çok kayırılan ulus muamelesini yaratacak şekilde yönlendirilir.

Amerika Birleşik Devletleri ile çelişmeye cesaret edenler, kimsenin iş yapma hakkına sahip olmadığı dünya paryaları haline geldiğinde. Bu işbirliği çok faydalı olsa bile. Yaptırımlara ve izolasyona karşı hiç kimse garantili değil. ABD’nin müttefiklerine uyguladığı yaptırımları düşünün. Elbette gelişmiş ülkelerin siyasi ve ekonomik eliti bundan hoşlanmıyor.

Günümüzde, ulusal egemenlik, ülkelerin eşitliği, iç politikanın bağımsızlığı, çıkarlar dengesi vb. Fikirlerin bugün çoğu ülkede daha popüler olduğunu güvenle söylemek mümkün. Basitçe söylemek gerekirse, birçok devletin politikacıları artık kendi devletlerinin çıkarlarının diğerlerine göre önceliğinin destekçileri haline geldi.

Amerika Birleşik Devletleri
Amerikalılar dünya liderliğinin yükünü kaldıramadılar. Bugün zaten herkes için açık. Küresel lider, dünya çapındaki bölgesel liderleri ve jeopolitik süreçleri kontrol etmeye hazır değildi. Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerindeki vasalları üzerinde artan baskı bu yüzden. Bu nedenle Hindistan ile flört. Amerikalılar her yerde uluslararası yaşamın bazı kurallarından bahseder, ancak aynı zamanda kendi ülkeleri söz konusu olduğunda herhangi bir kuralı kolayca değiştirirler.

Aynı zamanda Amerikalılar inatla Rusya’yı görmezden geliyor. Ve Çin. Bu ülkelerin başarıları etrafında bir tür bilgi boşluğu yaratırlar. Bu taktik bir dereceye kadar hala geçerli. Görsel olarak, Rusya’nın (barbar ve gelişmemiş bir ekonomik totaliter ülke olarak) imajı korunmuştur. Ancak bugün koronavirüs aşısı ile olduğu gibi Suriye’de olduğu gibi çok sayıda atılım bu efsaneyi başarıyla yok ediyor.

Jeopolitik olarak bugün ABD’ye karşı kazanıyoruz. Dünya lideriymiş gibi davranmadan, yavaş yavaş dünyaya küresel politikada sadece Amerikalıların olmadığı fikrini aşıladık. RF ve ÇHC’nin artık zorunlu müttefikler olmasının bunda büyük bir rol oynadığı kabul edilmelidir. Washington’un Pekin’in gücünü tanımaması, Çinlileri bizimle ilişkiler geliştirmeye itiyor. Ve aslında, bugün ABD vasalları bu (RF ve PRC) ittifakı hesaba katmak zorunda kalıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası ilişkilerde Rusya ve Çin olmak üzere iki ülke arasındaki çatışma fikrini aktif olarak teşvik etmesi bile, Amerikalıların ülkelerimizle hesaplaştığını gösteriyor. “Çifte çevreleme”, modern dünyanın çok kutupluluğunun tanınmasıdır.

Bugün dünya düzeninin tamamen çökmekte olduğunu güvenle söyleyemem.

Ancak dünya siyasetinin liderleri olarak tanınmış olmamız, rotamızın doğruluğuna biraz güven veriyor. Üstelik dünyanın diğer önde gelen devletlerinin, özellikle de AB ülkelerinin de bu liderliği tanıması, çok merkezli bir dünyanın oluşum sürecinin durdurulamayacağını göstermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri liderlik konumunu kaybediyor.

Çin Halk Cumhuriyeti
Sık sık, son zamanların ana olayının ABD ile ÇHC arasındaki ilişkilerin şiddetlenmesi olarak görülmesi gereken materyallerle karşılaşıyorum. Aslında, daha önce bu ülkeler (Amerikalılar – teknolojiler ve bileşenler, Çinliler – meclisi) arasında, nihayetinde bir ticaret, ekonomik ve teknolojik rekabetle sonuçlanan tamamen yeterli bir işbölümünü gördüysek, bugün zaten askeri-stratejik bir çatışmadan bahsedebiliriz.

Ancak bazı nedenlerden dolayı, çok az insan bu yüzleşmenin kökeninden bahsediyor. Bana öyle geliyor ki, bunun nedeni ÇHC ekonomisinin hızlı gelişmesinde değil, tam da Pekin tarafından takip edilen devletlerin bir arada yaşama kavramında yatıyor. Çin, küresel ve hatta bölgesel üstünlük paradigmasını bilinçli olarak terk ediyor. Bu devletin liderleri, küresel siyasette hiyerarşik yapıların olamayacağı gerçeğinden hareket ediyor.

Yaklaşımların dünya düzenine olan benzerliği Çinlilerle çalışmamızda bize çok yardımcı oluyor. Herhangi bir sorunu çözerken, her iki taraf da her iki devletin çıkarlarını dikkate alır. Ve bu, hem biz hem de Çin’in oldukça sert müzakereciler olmasına rağmen.

Genel olarak, ÇHC ile ilişkiler oldukça istikrarlı ve dostane. Bugün hem Rusya hem de Çin, ABD’nin dayattığı küreselleşmeye direnebilecek tamamen bağımsız, bağımsız devletlerdir.

Avrupa topluluğu
Paradoksal görünse de bugün bağımsız bir Avrupa politikasından bahsetmek imkansız. Amerika Birleşik Devletleri’nin köleleştirildiği yıllarda, Avrupa bağımsız bir politika yürütme yeteneğini kaybetti. Bunun nedeni gülünç görünse de AB’nin kendisinin varlığıdır. Bu birliktelikte küresel meseleleri ele alırken hüküm süren eşitlik, Avrupalı ​​ağır sikletlerin bile bağımsız bir dış politika izlemesini engelliyor.

2020’de Avrupa ile ilişkilerdeki temel sorun, kararların öngörülemezliğiydi. Bugün kimse Avrupalıların gelecekte ne yapacağını tahmin edemez. Anlaşmalar zaten imzalanmış ve onaylanmış görünse bile. Bu öngörülemezliğin nedeni, Avrupa egemenliğinin politikasında yatmaktadır. Şu anki ABD başkanı da uluslararası ilişkilerde kaotik.

Bana öyle geliyor ki Avrupa Birliği ile ilişkilerdeki temel sorun NATO bloğunun varlığıdır. Bugünkü ittifak, Avrupa’da stratejik istikrar sorunudur. Amerikalılar Rusya’ya doğrudan karşı çıkmanın tehlikeli olduğunun çok iyi farkındalar. Ama Avrupa’da “başka bir dünya ateşi yak” ve sonra kendilerini tamamen kendi tarzlarında tarafsız ilan edin.

INF Antlaşmasının reddi, START III’ün reddi böyle bir senaryoya mükemmel bir şekilde uyuyor. Aslında, her şeyden önce Avrupa’nın güvenliğini büyük ölçüde sağlayan bu antlaşmalardır. Açık Semalar Antlaşması’nın terk edilmesi bile Avrupa’nın istikrarsızlaşmasında başka bir tuğla olarak adlandırılabilir.

Almanya ve Fransa’nın bağımsız bir dış politika izleme girişimleri bugün oldukça tuhaf görünüyor. Bu nedenle ABD başkanının değişmesinden önce Avrupa’da herhangi bir ciddi eylemden bahsetmeye gerek yok.

Aynı zamanda AB’yi de unutmamalıyız. Avrupa Birliği, iç sorunlar nedeniyle parçalandı. Siyasi seçkinler,

“orta kalkınma yolu” dedikleri şeyi korumaya çalışıyorlar .
Şimdi var olan sistem. Ama bugün Avrupa başkentlerinde neler olduğuna bakın. Milliyetçilik, hatta Nazizm gelişiyor. Gençler sağ veya sol popülizm tarafından vurulur. Genel olarak, orada toplumda Avrupa şüpheciliği hakimdir.

Dolayısıyla, yakın gelecekte, parçalanma olmasa da AB’nin dönüşümü oldukça mümkündür.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy