Hoşçakal 2020 – Hoşgeldin 2021
Noel ve Yılbaşı Aynı Şeyler Mi?

Miladi senenin nihayet bulduğu şu günlerde, “Aslında ben Noel kutlamıyorum yeni seneyi kutluyorum” diyenlerle karşılaşmanız mümkün. Ben bu haltı işleyeceğim bir şekilde, bari meşrulaştırayım da kimse laf etmesin kafasını yaşayanların sığındığı meşhur bir ifadedir bu… Biz buna minareyi çalan kılıfını hazırlar diyoruz.

Gelelim sorumuzun cevabına;

Milad(Milat) kelimesinden başlayalım.

Yılbaşının başlangıcını ifade eden Milad (Milat) kelimesinin “doğum, doğuş ve doğum vakti” gibi anlamlara geldiğini hemen hemen çoğumuzun bildiğini düşünüyorum. Hz. İsa A.S.’a nispet edilerek; Hz. İsa A.S.’ın bu tarihlerde doğduğu varsayılarak ve O’nun doğumu baz alınarak senenin başlangıcı belirleniyor. Tekrar etmekte fayda var. Milad(Milat) doğum demek. Kimin doğumu peki? Hristiyanlara göre Hz. İsa’nın doğumu… Senenin adı buradan geliyor. Miladi Sene… Yani doğum baz alınarak başlatılan sene/yıl. Gayet açık sanırım.

Bu tarih gerçekten Hz. İsa A.S.’ın doğum tarihi midir, değil midir tartışmasına girmek yerine, (Bu Hristiyan aleminde bile tartışmalı bir konu) dikkatleri söz konusu olan tarihte kutlamayı kimlerin ve ne için yaptığına çekelim. Öyle ya; bu uygulamayı tesis edenlerin kimler olduğu belli. Kimler? Hristiyanlar. Haliyle böyle bir kutlama yapacaksa, buna en fazla hak sahibi olanlar kuşkusuz yine Hristiyan dünyası.

Buradan çıkarak şöyle bir de soru sorsak: “Yılbaşını kimler kutlar?” aslında bu “Kurban bayramını kimler kutlar?” sorusuyla eş düzeyde bir soru. Cevabını az önce aktarmıştık.

Miladi Yılbaşı, Hıristiyan dünyasının İsa A.S.’ın doğum tarihi tartışmalarına başlamaları, 1 Ocağın doğum yani milad kabul edilmesi ve bunun da miladi takvimin başlangıcının kabulüyle sonuçlanan olaylar silsilesiyle karşımıza çıkıyor. Miladi takvim ya da Gregoryen takvim, Jülyen takviminin yerine Papa XIII. Gregorius tarafından yaptırılan takvimdir. Bu takvimin başlangıcı İsa A.S.’ın doğumu ile başlar. Yani takvimin mimarları ve kurucuları Hristiyan dünyasıdır ve onların inanç sistemleri üzerine bina edilmiştir. Ritüelleri, ayinleri hep bu kurulum üzerine tesis edilmiştir.

Bakın daha Noel falan da demedim. Yılbaşı ve Miladi Takvim kavramları üzerinden gittik şimdiye kadar. Şimdi Noel mi Yılbaşı Mı? sorunsalına gelelim.

Aslında Hristiyanlarca da bu iki terim farklı ama bir birine ilintili olarak değerlendirilir. Şimdi Hristiyanların şu ifadesini aktarayım: “Eski yıl için Tanrı’ya şükrederiz ve yeni yıl için O’na dileklerde bulunur, dua ederiz.” diyorlar. Bu ifadeyi misyonerlik yapan Hristiyan bloglarda, sayfalarda bulmanız mümkün. Yani söz tamamıyla onlara aittir. Hatta şöyle bir ifade de kullanırlar: “Bunu yakınlarımızla, sevdiklerimizle sevinç içerisinde yaparız. Bütün bunların hiçbirinde aşırılık, çılgınca partiler, içkinin su gibi aktığı eğlenceler yoktur. Sadelik esastır.” derler. Demesine derler de bu konuda ne kadar bu söylediklerine uyarlar, orası tartışılır.

Peki, Noel gerçekten Yılbaşından farklı mıdır?

Genellikle batı kiliselerinde 24/25 Aralık’ta, doğu kiliselerinde ise 6 Ocak’ta kutlanmaya başlayan Noel, İsa Mesih’in doğum haftasını temsil eder. Biz deki son zamanlarda gündem bulmaya çalışılan kutlu doğum haftası meselesi gibi… Bu bağlamda dini bir ritüel olduğu kesindir. Miladi takvimin başlangıcı sayılan ve her sene tekrar eden bu ritüelin, yani onlara göre kutlu doğumunun kutlanması ve eski senenin muhasebe yapılması da bir ibadet hükmündedir. Buradan miladi yılın, Hristiyanların Noel inançları ile örtüşerek tasarlandığını görmek mümkündür.

Tamam, Müslüman Noel kutlamaz. Sonuçta bir Hristiyan da Kurban bayramı kutlayacak değildir. Bunu anlamak için Profesör ya da Alim olmaya da gerek yok zaten. Peki, Yeni Yıl konusu nedir? Yani Müslüman, Hristiyanlarca tesis edilmiş olan Yeni Yılı kutlar mı? Direk …
Her sene aynı problem
Yahu
Acaba cam malzemesi nasıl bir difüzyon olayı sergiler. Difüzyonsuz yüksek basınç altında malzeme davranışı gibi çalışmalar yapsalar veya buna benzer konulardan bahsetseler.
Neden isayı noelde kutlarlar nasıl bu kadar reklam yapılmış niçin Muhammedin doğumu böyle şatafatlı yapılmaz sevgi satılmaz sevgi satın alınmaz.
Yahu ben bıktım bu kıskançlık kokan yazılardan.
İsa peygamberimiz Musa da peygamberimiz dersin sonra a olur mu kutlanır mı hepsi hak din dersin sonra yok şurası batıl yok burası batıl deyip birbirine üstünlük sağlamaya çalışırsın halbuki bu zaten insanoğluna bırakılmamış bunun sırası hem zaman hem mekan olarak Allah tarafından yapılmış. Sonra a niye kutluyorsun kutlamıyorsun. Kutlarsın kabul ettiğin gelenek görenek ve kültürüne göre kutlarsın başkasının kültürünü alıp adapte edip kutlamazsın. İşine gelen işine geldiği gibi bu noktayı kullanır kullanacaktır.

[01:19, 03.01.2021] Hakan Kısa: Eski İstanbul’da Dalkavuklar ve Ücret Tarifeleri
Eski İstanbul’da Dalkavuklar ve Ücret Tarifeleri
Dalkavuk sözcüğünün anlamı hepimizce malum. Fakat “dal” ve “kavuk” nasıl oldu da bir araya geldi diye araştırınca, etimoloji sözlüklerinde iki farklı açıklamayla karşılaştım. Birinci açıklama, söylenen her sözü onaylayan kişinin başını sürekli öne sallamasıyla, başındaki kavuğun dal gibi sallandığına işaret ediyor. İkinci açıklama ise, “dal” sözcüğünün “çıplak, yalın” anlamından (Ör. dalkılıç: yalın kılıç, daltaban: yalın ayak) yola çıkarak, üzerine tülbent, çember vs. sarmadan giyilen bir kavuğu tarif ediyor. Bununla ilgili Reşat Ekrem Koçu’nun aşağıda anlattıkları ilginç:
“Tanzimat’tan önce başa ya külah, ya kavuk giyilirdi. Külah çeşitlerini ayak takımı, esnaf ve asker ocaklarında efrad giyerdi. Külahın üzerine, işlerinin, mesleklerinin işareti olarak beyaz tülbent yahut renkli çember sararlardı; bazı gençlerle, bilhassa asker, dal külah olurdu, yani külahlarını üzerlerine herhangi bir şey sarmadan giyerlerdi. Kavuk ise tüccarın, memurun, kibarın, ricalin, ulemanın serpuşu idi. İşleri, meslekleri başkalarını eğlendirmek olan dalkavuk esnafı zelil (hor görülen) adamlar kabul edilmişti ve onlara serpuş olarak ayak takımının, esnafın ve askerin serpuşu olan külah giydirme imkânı bulunamamıştı. Toplum içinde kolayca derhal seçilmeleri için de “dalkavuk” olmaları yani kavuklarına hiçbir şey sarmamaları emrolundu. Bu suretle kendileri de alâmet-i fârikaları olan serpuşlarına nispetle ‘dalkavuk’ adını aldılar.”
Reşat Ekrem Koçu’yu sever misiniz? Eğer tarihe ilgi duyuyorsanız Koçu’nun kitaplarını mutlaka okumalısınız derim. Eski İstanbul’un günlük yaşamından aktardığı insan hikâyeleri, zamanın kendine has ayrıntılarıyla süslediği anlatımı ve akıcı bir üslupla kaleme aldığı ilginç vakalar bir tarih kitabından beklenmeyecek ölçüde sarıverir sizi hemen.
Bu yazının konusuna ilham veren ve yazı boyunca alıntılar yapacağımız kitap, Reşat E. Koçu’nun “Tarihimizde Garip Vakalar” kitabı.
Günümüzde, “Menfaati için varlıklı insanlara veya mevki sahiplerine yağcılık yaparak* yaranmaya çalışan kişi” anlamında kullanılan dalkavuk tabiri, Reşat E. Koçu’ya göre Osmanlı’da belli bir meslek grubu için kullanılıyormuş: “Bugün dalkavukluk bir ruh ve tıynet meselesidir; iş, meslek olmaktan çıkmıştır. Tanzimat’tan evvelki devirde ise, dalkavuklar, kâhyaları, nizamnameleri ve narhları olan bir esnaf zümresiydi.” Kitabın 1952 yılında basıldığını göz önüne alırsak, dalkavukluğun bugün olduğu gibi yetmiş yıl önce de, “bir ruh ve yaradılış meselesi ” olduğundan söz ediyor Koçu.
Fakat anlaşılan o ki, gel zaman git zaman, bazı meslektaşların uygunsuz davranışları dalkavukluk mesleğini olumsuz etkilemiş ve saraya bir dilekçe verilerek bu gidişatın önünün alınacağı düşünülmüş. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan I. Mahmut devrine ait bir dilekçenin bugünkü yazı diline çevrilmiş halini bakın şöyle kaleme almış Koçu:
“Devletli, inayetli, merhametli efendim,
Kimsesiz dalkavuk kullarınızın arzuhalidir: her sene Ramazan-ı Şerif geldiğinde İstanbul’da davetli, davetsiz iftarlara gideriz. Ulemanın, ricali devletin ve sair büyüklerin, mevki sahiplerinin sofralarında çeşitli nefis yemekler, şerbetler, türlü türlü reçeller, tavukgöğüsleri, elmaspareler, helvalar, kaymaklı baklavalar, ekmek kadayıfları, süzme aşureler, hoşaflar yer ve içeriz. Üstüne göbek tütünü ve kahve ile ikram görürüz. Lakin içimizde bazı terbiyesizler bulunup edebe uymayan hareket ve tavırlarıyla velinimetlerimiz efendilerimizi gücendirmekte, zararı da hepimize dokunmaktadır. Dalkavukluk sağlam bir nizama bağlanmazsa hepimizin açlıktan öleceğimiz aşikardır. Kadim nizam ve kanuna göre yeniden bir nizama bağlanmasını, uygunsuzların içimizden tard edilmesini, tavır ve hareketleri hepimizin makbulü olan Şakir Ağa’nın cümlemize kâhya tayin olunmasını ve eline memuriyetini bildiren bir kıt’a ruhsatname buyrulmasını niyaz ederiz. Emir ve ferman devletli inayetli efendim Sultanım hazretlerinindir.
Dalkavuk kulları”
Aynı dilekçenin altına iliştirilmiş bir metinde, meslek kurallarıyla ilgili anlatılanlar da oldukça ilginç.
Dalkavukların huzura girdiklerinde öncelikle etek öpmeleri gerekiyor. Oturacakları yer ise belli: “trabzan yanındaki küçük minder”. Görev tanımında başka neler mi var: Hane sahibinin mizacına ve yaradılışına uygun biçimde konuşacak, bulunduğu meclisi neşelendirmesi gerektiği gibi, keder verici ve tiksinti uyandırıcı sözlerden (zikri müstekreh) kaçınacak. Ayrıca tabii ki küfür de yasak. Hane sahibi ne söylerse onu “fevkalade yardakçılıkla tasdik edecek” ve asla aykırı anlamlar içeren sözler sarf etmeyecek.
Yine aynı vesikada bulunan “dalkavukluk narhı”ndan, dalkavukluğun sadece sözlü olarak verilen bir hizmet olmadığını öğreniyoruz. Dalkavuk, vücudunu da bu eğlencenin hizmetine sunmuş bir zavallı, biçare insan. Hattâ, zaman zaman oldukça tehlikeli işler yapmak zorunda kalan bir meslek erbabı.
Çeşitli eğlence hizmetlerine göre belirlenmiş dalkavukluk narhı şöyle:
Dalkavuğun burnuna fiske vurma: (fiske başına) 20 para
Başına kabak vurma: 30 para.
Yüzünü tokatlama: (tokat başına) 30 para
Oturduğu setten ve minderden aşağı yuvarlama: 30 para
Merdivenden aşağı yuvarlama: 180 para
(Bir yeri incinir, kırılırsa tedavi ve cerrah parasını latife eden verir.)
Çıplak başına tokat atma: (tokat başına) 45 para
Elinde beş on kıl kalmak ve dişlerini leylek gibi çatırdatmak şartiyle sakal zelzelesi: 60 para
Sakal boyanmasına: 60 Para
(Sakalın yarısı veya cümlesi arpa boyunca kırkılırsa, latifeyi yapan dalkavuğun üç aylık nafakasını verir. Bu nafaka ayda 30 kuruştan 90 kuruştur.)
Dalkavuğun kafasına iri bir yumruk indirme: (yumruk başına) 40 para
Ellerine ve ayaklarına domuz topu bağlama: 40 para
(Domuz topu: Elleri bağlı olan bir kimsenin, bağlı olan ayaklarının, kollar arasından geçirilerek tostoparlak şekle getirilmiş durumu.)
Yüzüne mürekkep ve kömür ile kara sürme: 37 para
Kuyruğu dışarıda kalmamak üzere bir fındık sıçanını dalkavuğun ağzının içine kapatma: 400 para
Sakız dolabına (bostan dolabı) bağlanarak su içinde bir mikdar durdurulmak şartiyle bostan kuyusunda bir devrine: 600 para
(Bu latifede birden fazla her devir için ayrıca 100 para verilir. Dalkavuk boğulur ölürse cenaze masrafları latifeyi yapana aittir.)
Bir tarafının üzengisi olmayarak haşarıca bir hayvana bindirilip temaşasından hoşlanılırsa: 300 para
Bir salkım üzümün sapı ile beraber yedirilmesi: 40 para
Yazının sonuna doğru şunu da eklemiş Koçu:
“Bu vesika gösteriyor ki, eski dalkavuklarla zamanımızda dalkavuk kelimesinden anladığımız mana ne kadar ayrı şeylerdir.”
Kaynak : Tarihimizde garip Vakalar – Reşat Ekrem Koçu
* Yağcılık yapmak ile ilgili etimoloji sözlüğünde şunlar var:
Arapça masīḥ, Aramice məşīḥā, İbranice māşīḥa : “yağla ovulmuş”
Yun χristos “yağla ovulmuş, Mesih” sözcüğü İbraniceden çeviridir.
İbraniceden alınan messiah/messias biçimleri de Batı dillerinde kullanılır.
Kaynak: https://bit.ly/3n8yRtp
Başka bir kaynakta şu bilgiler de var:
Yağlanma ritüeli eski İsrail krallarının tahta oturmaları sırasında din adamları tarafından kutsanmalarını kapsayan özel bir törendir. Ritüel sonrasında kutsallık kazanan “yağlanmış kral” tanrının halkını tanrı adına yönetme yetkisini elde etmiş olur. Bu anlamda Tanah’ta Mesih kelimesi, Saul, Davud, Süleyman ve diğer İsrail kralları için kullanılmıştır.
Yeni yıl gündemi.
1-Ekonomi bu yıl hepimizin sorunu olacak.
2-Sığ ve yakın sütre gerisi savaşlar.
3-işsizlik
4-Sağlık ve virüslü yaşam sonucu
5-Aşılama

Açalım bakalım:
1-Ekonomi alanında belki de dünyada en geniş labaratuvar tecrübesine sahip bir ülkeyiz. Her türlü ekonomik tecrübe üzerimizde denendi. Son denenen baskılama yöntemi ile ekonomi yönetimi olacak dış ekonomiye göre herşey serbest içte kısıtlamaların el koymaların sürdüleceği bir ekonomi yönetimi işveren ve ağa düşmanı olan feodalizmi aristokrasi yi burjuvaziyi köylülüğü işçiliği köleliği birbirinden ayırt edemeyen bir toplumun bir kaşık aşım dertsiz başım ama benim aşım kepçe ile olsun düşüncesine hakim bşe toplumun ekonomik yaptırımlara tepkisi ne olacak şimdiden hiç diyebiliriz. Yani koyver gitsin inceldiği yerden kopar yönetimi hakim olacaktır.
2-Sığ savaşlar: Kazanılan durumlar korunmalı sütre gerisi sağlamlaştırılarak teknolojij gelişmeler artırılmalı. Sütre gerisinde sessiz ve herşey den haberdar olunmalı, ileri karakollar arttırılmalı ve oralarda kalınmalı.
3-İşsizlik her zamanki durum şark cephesinde değişen durum yok benim işim var benden sonrası tufan düşüncesi hakim olduğu için bu da böyle gider. İstatistik yazılır.
4-Sağlıklı yaşam iç huzur ve mutlukluk ile olur gıda ile olur. Ekmek vağ mı tamam o da virüs daha fazla karantina %50 ye karantina uygula sorunların tümünü çöz.
5-Aşı mutlaka olunmalı hangisi olursa
Tabi en ciddisi doğal afetler.Her şey unutulur.Susuzluk kuraklık bahane olur. Türkiye bütün ideallerini erteler. Kimse geleceği bilemez tevekkül Allahtan diyeceğiz ve çok iyi dileklerimiz olacak. Aslında bir şeyin bitip diğerinin başladığı bir durum yok. Sadece insanların basit bir kaçış durumu. Kaldığı yerden devam etmiştir edecektir. İnsan olarak bu hayat oyununda ne kadar uzun kalırsan o kadar iyi ve güzel huzurlu ve mutlu sağlıklı olarak kalmaya çalışmak lazım.
Hayat devam ediyor.
Türkiye Çin’in Sinovac şirketi tarafından üretilen aşılardan satın alırken Çin kamu iştiraki olan Sinopharm tarafından üretilen aşıya onay verdi. Devlet destekli ilaç Çin’de halk üzerinde uygulanacak ilk aşı olacak.

Konuyu gündeme getiren Sözcü gazetesi yazarı Uğur Dündar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bugün itibariyle Çin’de 4,5 milyon kişi aşı oldu. Aşıyı üreten devlete ait Sinopharm Şirketi… Bizim aşı mı? Sinovac’ın Türkiye’ye sattığı Coronavac’a Çin, henüz onay vermedi! Ama biz aldık!.. Burası Türkiye… Burada olur böyle vakalar!..” ifadelerini kullandı.
[21:40, 04.01.2021] Hakan Kısa: NİHAYET CORONA VİRÜSLE İLGİLİ DOĞRU DÜZGÜN ELLE TUTULUR BİLİMSEL BİR AÇIKLAMA YAPILDI

Farideh Sultan Mohammadi – Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği Başkanı, Maryland Üniversitesi, ABD

  1. Korona virüsü ile aylarca veya yıllarca yaşayabiliriz. Bunu inkar etmeyelim veya paniklemeyelim. Hayatımızı boşa harcamayalım. Bu gerçekle yaşamayı öğrenelim.
    2.Maskenin aşırı kapatılması ve Eldiven takmak yanlıştır
  2. Elleri sıkça yıkamak ve İki metrelik fiziksel mesafe, sizi korumanın en iyi yoludur.
  3. Evde kroner hastanız yoksa artık ev yüzeylerini dezenfekte etmenize gerek yok.
  4. Süper market alışverişi vb. Ürünlerin paketlenmesi, benzin istasyonları, alışveriş arabaları ve ATM’ler enfeksiyona neden olmaz. Ellerinizi yıkayın ve her zamanki gibi yaşayın.
  5. Corona virüsü bir gıda enfeksiyonu değildir. Hastalık, grip gibi enfeksiyon damlacıklarıyla ilişkilidir. Yiyecek siparişi vererek corona transferinin kesin bir riski yoktur.
  6. Pek çok alerji ve viral enfeksiyonla koku alma duyunuzu kaybedebilirsiniz. Bu, yalnızca koronavirüsün spesifik olmayan bir semptomudur.
  7. Eve gelince hemen kıyafetinizi değiştirip duş almanıza gerek yoktur.
  8. Corona virüsü havada asılı kalmaz. Bu, yakın temas gerektiren bir solunum damlası enfeksiyonudur.
  9. Fiziksel mesafenizi koruyarak parklarda güzel vakit geçirebilirsiniz.
  10. Corona virüsüne karşı antibakteriyel sabun değil normal sabun kullanılması yeterlidir. Bu bir virüs, bakteri değil.
  11. Yemek siparişleriniz için endişelenmenize gerek yok. Ama isterseniz mikrodalgada ısıtabilirsiniz.
    13.Corona virüsünü ayakkabılarınızla eve getirme şansı, günde iki kez yıldırım çarpması gibidir! 20 yıldır virüslere karşı çalışıyorum.
  12. Sirke, şeker kamışı ve zencefil alarak virüsten korunamazsınız! Bunlar bağışıklık içindir, tedavi değil.
  13. Uzun süre maske takmak nefes alıp vermenizi ve oksijen seviyenizi olumsuz etkileyecektir. Sadece kalabalığın içinde maske takın.
  14. Eldiven takmak da kötü bir fikirdir; virüs eldivenlerde birikebilir ve yüze dokunarak kolayca bulaşabilir. Ellerini düzenli olarak yıkamak daha iyidir.
  15. Her zaman steril bir ortamda kalarak güvenlik zayıflatılır. Bağışıklığı artıran yiyecekler yeseniz bile, lütfen düzenli olarak parka ve plaja gidin. Vücudun bağışıklığı, evde oturup kızarmış, baharatlı, şekerli yiyecek ve içecekleri yemeden değil, patojenlere maruz kaldıkça artar. Corona virüsüyle yaşamayı öğrenmeliyiz.
    18.Bilinçli olarak rahatlamaları için bu mesajı arkadaşlarınıza gönderin.
    📷 Yüz maskesinin tehlikeleri
    a)Maske sınırlı bir süre kullanılmalıdır. Uzun süre takarsanız:
  16. Kandaki oksijeni azaltır.
  17. Beyne oksijen arzı azalır.
  18. Zayıf hissediyorsun.
  19. Ölüme yol açabilir.
    Tavsiye:
    Pek çok insanın arabalarında maske kullandığını görüyorum. Bu cehalettir.
    b) Evde kullanmayın.
    c) Yalnızca kalabalık bir yerde bir veya daha fazla kişiyle yakın temas halindeyken kullanın.
    d)Uzun süredir karantinadayken kullanımını azaltın.
    📷Güvende kalmak için
    📷İzole hastanelerde kullanılan ilaçlar:
  20. C Vitamini 1000
  21. E Vitamini (E)
  22. (10-11) saatten itibaren 15-20 dakika güneşte oturun.
  23. Günde biryumurta tüketin
  24. En az 7-8 saat dinlen / uyu
  25. Günlük 1,5 litre su iç
  26. Tüm öğünler sıcak olmalıdır (soğuk değil).
  27. Propolis kullanın doğal antibiyotiktir
    📷Corona virüsünün pH değerinin 5,5 ile 8,5 arasında değiştiğini unutmayın
    📷Bu nedenle virüsten kurtulmak için yapmamız gereken tek şey, virüsün düzeyinden daha fazla alkali gıda tüketmektir.

📷Yeşil limon – pH 9/9
📷Sarı limon – 8.2 pH
📷Avokado – 15,6 pH
📷Sarımsak – 13,2 pH
📷Mango – pH 7/8
📷Mandalina – 8.5 pH
📷Ananas – 12,7 pH
📷Portakal – 9,2 pH

Corona virüsü belirtileri;
1. Kaşıntılı boğaz
2. Kuru boğaz
3. Kuru öksürük
4. Yüksek sıcaklık
5. Nefes darlığı
6. Koku duyusu kaybı

Limonlu ılık su virüsü akciğerlere ulaşmadan önce öldürür.
Bu bilgileri kendinize saklamayın ve tüm tanıdıklarınız ve arkadaşlarınızla paylaşın.
Sağlık ve uzun ömür diliyorum.
Mississippi’de oturan 82 yaşındaki George Phillips, yatmaya giderken, karısı George’a yatakodası penceresinden bakarak bahçedeki kulübenin ışığını açık bıraktığını söyler.
George arka kapıyı açıp ışığı kapatır fakat kulübenin içinde hırsızların saklandığını farkeder. Hemen polisi arar ve durumu bildirir.
Polis ona “hırsızların evin içinde olup olmadığını” sorar. George ‘Hayır.’ der. Bunun üzerine polis ‘Şu anda tüm birimler meşgul. Kapınızı kitleyin.
Memurlardan biri müsait olduğunda yanınıza gelecektir.’ der.
George ‘Tamam.’ der. Telefonu kapatır ve 30’a kadar sayar. Ardından tekrar polisi arar ve der ki
‘Merhaba, birkaç saniye önce bahçe kulübemde hırsızlar olduğunu bildirmek için aramıştım. Bu konu hakkında daha fazla
endişelenmenize gerek kalmadı çünkü az önce hepsini vurdum.’ der ve telefonu kapatir.
Beş dakika içerisinde, altı polis arabası, bir SWAT Ekibi, bir Helikopter, iki itfaiye aracı, bir paramedik ve
bir Ambulans Phillips’lerin evindeydi ve hırsızlar suçüstü yakalanmışlardı.
Polislerden biri George’a, ‘Yanılmıyorsam onları vurduğunu söylemiştin!’ der.
George ise şöyle yanıtlar; ‘Yanılmıyorsam tüm birimlerin meşgul olduğunu söylemiştiniz!’

Lutfen ihtiyarları hafife almayın…
Yeni Çağ Gazetesi

Canan Karatay bir kez daha haklı çıktı. Herkes dalga geçmişti ama o korkmadan açıklamıştı
Sağlık alanında yaptığı açıklamalarla sık sık gündem yaratan isimlerin başında gelen Prof. Dr. Canan Karatay, korona virüs ile ilgili yaptığı açıklamalarla da bir kez daha gündem olmayı başardı. Buna göre, Karatay’ın korona virüs aşısı ile ilgili yaptığı açıklamalar, virüsün mutasyona uğramasının ardından yeniden gündeme geldi.
05 Ocak 2021 Salı 10:53

Canan Karatay bir kez daha haklı çıktı. Herkes dalga geçmişti ama o korkmadan açıklamıştı
A-A+

Prof. Dr. Canan Karatay, sağlık alanında yaptığı açıklamalarla sık sık gündem belirliyordu. Karatay, korona virüs salgını sürecinde de yaptığı açıklamalar ile kamuoyuna önemli bilgiler verdi. Karatay son olarak virüsün mutasyona uğraması durumunda aşılarla ilgili yaşanacak sıkıntıları dile getirmişti.

Buna göre korona virüsün 4 mutasyonu çıktı. Dünya Sağlık Örgütü yumuşatmak için mutasyondan varyant olarak bahsetti. İngiltere’de çıkan mutasyon ise en hızlı yayılanı. Canan Karatay konu hakkında, “Virüs ve griplerin her sene yenisi çıkar bunun aşısı olmaz. Bunun tek aşısı tek yolu kendi hücrelerimizin güçlü ve sağlık kılmaktır” demişti.

ADVERTISING

Prof. Dr. Karatay, kısa bir süre önce Prof Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın internet sitesi için de bir yazı kaleme almıştı. Karatay’ın söz konusu yazısı şu şekilde:

Grip virüsleri, korona da dahil sık sık mutasyona uğrarlar.

Korona virüsü, SARS-CoV-2 virüsü, 2019 Kasım ayından beri 120 kez mutasyona uğramış durumda.

Yani mangalda kül bırakmayanlara bakmayın siz, bilimsel gerçekler bunu kanıtlıyor.

  1. Hangi aşı hangi virüs türüne biliyor muyuz?
  2. Grip aşıları da her sene yenilenmiyor mu bu nedenle?
  3. Korona aşısı henüz çok yeni, çok hızlı piyasaya sürüldü, pazar kapma telaşı ile, etkisi ve güvenirliği bilinmeden onay verildi.
  4. Aşı çalışmalarının basamakları hızla ivedilikle çıkıldı. Yan etkileri de açıklanmıyor.
  5. Geliştirdiği ya da geliştireceği antikorların kısa ömürlü yani 2-3 ay süre olacağı tahmin ediliyor, kesin bir elimizde yok.
  6. Bazı aşı türlerinde ciddi yan etkiler ve ölümler görüldü.
  7. Bu kadar bilinmezi bulunan, bir çok yabancı cisim, kimyasal ve yarı ölü virüs içeren bir maddeyi vücuda injekte etmek insanların olan sıhhatini bile risk eder.
  8. Geleneksel aşılar ve bazı yeni tür aşıların üretiminde, bebek embriyosu, tavuk embriyosu vs. gibi hayvan ve belki de insan proteinleri kullanılıyor.

Siz siz olun, kelle- paça kemik suyu yiyin için, antikorlarınız çoğalır ve güçlenir ve de grip olmazsınız.

Bikarbonatlı ve tuzlu ile gargara yaparsanız ağzınıza bulaşmış olsa bile, tükürüğünüzdeki korona virüsü ölür.

Virüsler alkali ortam ve vücutta yaşamaz, ölürler.

Evde kapalı kalanların sık sık gargara yapmaları bu nedenle son derece önemlidir.

Siz hastalanmazsınız, çevrenize de virüsü yaymamış olursunuz.
Birde şu fizyoterapist Orçun da bir şeyler söylese. En son, Türk kanı gibi şeyler demişti.
Neil armstrong’un ayda yürüdükten sonra mekiğin kapısında söylediği söz olarak rivayet edilir. önce sözün nereden geldiğini anlatmaya başlayalım,
küçük neil bir gün arkadaşıyla beyzbol oynarken beyzbol topu yan komşularının yatak odasının önüne düşmüş. yan komşuları bay ve bayan gorsky imiş. bay ve bayan gorsky küçük neil topu almaya geldiğinde yatak odasında oturuyorlarmış ve bay gorsky eşinden oral seks talep ediyormuş. bayan gorsky ise yanıt olarak şöyle söylemiş: “oral seks ha. demek oral seks istiyorsun. ne zaman ki küçük neil ayda yürür o zaman görürsün oral seksi.” yıllar geçmiş küçük neil büyümüş ve astronot olmuş. bildiğiniz üzere ayda yürümüş ve mekiğe girerken bu efsane sözü söylemiştir.
Good luck MR. Gorsky demiş 🙂

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy