Hazırlayan ve Kurgu : Hakan Kısa
Ağrı Dağı’na ilk çıkan 1800’lerde Alman Parrot oldu
-Erciyes’e ilk çıkansa İngiliz Hamilton oldu.
-Piramitlere 461 sene boyunca baktık ama hiyorologlifleri okuyan Fransız Champolion oldu.
-70’li yıllarda Göbeklitepe arazisinin sahibi, bölgede bulduğu heykelleri müze müdürüne gösterdiği halde onu takan olmadı, keşfedini Alman Klaus Schmidt oldu.
-Nemrut Dağı’nı 1881 Yılı’nda keşfeden Alman bir mühendis olan Karl Sester oldu.
Ve daha niceleri…
Geçmişimiz bize geleceğimizi gösterir. Eğer tarihi bilmiyorsanız, o zaman hiçbir şey bilmezsiniz.
Aynen bir ağacın parçası olduğunu bilmeyen bir yaprak gibi. İnsanları yok etmenin en etkili yolu, kendi tarih anlayışlarını inkar etmek ve yok etmektir.
“Dansçı Kız”
“Eşsiz ve çok nadir”
Antalya’nın Aksu İlçesi’nde, kuruluşu tunç çağına dayanan ve eski dünya içerisindeki en zengin ve güzel şehirler arasında sayılan Perge Antik Kenti’nde 1981 yılı kazılarında bir ‘Dansöz Heykeli’ bulundu.
2 metre 25 santimetre boyunda ve MS 2’nci yüzyıla ait olduğu düşünülen ‘Dansöz Heykeli’ Antalya Müzesi’nde sergileniyor.
Heykelin nadir olmasının sebebi, dansöz kadının vücudunun çıplak alanlarında beyaz mermer, giysili alanları ve saçları gibi bölgelerde de daha koyu renk, siyahımsı mermer kullanılmış olmasıdır.
Bu iki mermer türünün tek bir heykelde kullanıldığı bir başka örnek dünyada bulunmamaktadır.
Ayrıca,
Uzaktan gelip keşfedene “sömürgeci” dememek için, sahip olduğumuz vatanı keşfedecek merakımız olması gerekir…
TENGRİ, TANGRI, TANRI
TENGRİ inancı, bizlerin yani Türklerin İnancıdır. Bilinmeyen tarihlerde ortaya çıkan bu inancın özü yüksek bir ahlaka sahip olmaktır. Mert, yiğit, dürüst, iyi olmak,evrene ilgi ve saygı, doğayı sevmek ve saygı duymak, Ataların tinlerini onurlandırmak inancımızın temelidir. TENGRİ inancı Evren yaşı kadar eskidir. Kaynağı Türk olan tek inançtır.
Bizim anlayışımızda TEK TENGRI esası vardır. Ancak çok geniş alanlara yayılan inancımızda zamanla farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bazı bölgelerde inançta olan kutsal tinler TENGRİLER olarak adlandırılıyor. Biz ise TEK TENGRİ’li anlayışa sahibiz. Nasıl ki yaygın inançlarda ortaya çıkan sektalar (mezhepler) gibi TENGRİ inancında farklı anlayışların olması doğaldır.
Sanılanın aksine eski çağlarda TENGRİ inancı yeryüzünün her yerine yaygındı. Eski toplumların inançlarını incelediğinizde gökten gelen TENGRİ’lere rastlanır. Mayalardan Asteklere, Hindistan’dan Afrika’ya değişik adlarla anılan TENGRİ’ler vardı. Ancak bu inancı kaynakla besleyerek kimliği haline getiren sadece Asya Türkleri olmuştur. Atalarımız islam dinini zorla geçmek mecburiyetinde kalana kadar büyük bir bölümü TENGRİ’ye inanıyordu.
TENGRİ inancında toplumsal ve kişisel hayatı düzenleyen kurallara TÖRE denir. Töre’ye yazılı olmayan nesilden nesile anlatılan kanunlardır. TENGRİ’nin yasasını anlayabilmek için Türk Töresini öğrenmek gerekir. Töremizi ise Ailemizden aldığımız terbiyedir. Bizlerin kendimize özgü yüksek bir ahlakı vardır. Bizlerin aklı ne kadar bulanmış olsa da bu ahlakı bilir. TENGRI inancinda önemli bir konu da katunun toplumda erkek ile eşit sayılmasıdır. Dikkat ederseniz katunlara haklar veren değil doğrudan erkek ile eşit sayan bir İnançtır. TENGRİ’nin önünde erkek ya da katun olarak değil kişioğlu olarak kabul görürüz. Nitekim katunların erkekler ile birlikte omuz omuza bir yaşam sürdüğü tarihlerde yazar. Kadınların bu toplumda bu yüksek mevkisi bazı Batılı tarihçileri ilk Türklerin anaerkil bir toplum yapısına sahip olduğunu düşünmelerine neden olmuştur. Oysa ilk bizler ne anaerkil ne de ataerkil idik. İlk Türkler kadınıyla erkeğiyle eşit bir şekilde toplumdaki yerini alan yüksek bir uygarlığın öncüleriydi. Ne yazık ki İslam’ın zorunluluğundan sonra katun bu mevkisini kaybederek eve hapsolmuştur.
TENGRİ inancı diğer inanç ve dinlerden ayıran bir çok önemli özelliği doğa, Ata tinleri ve Evrene gösterilen saygı ve sevgidir. Bizler, doğadaki herşeyin bir tini olduğuna inanırız. Bu tinlerle iyi davranmalıyız. Bunu sağlayan ise Kam adı verilen kutsal kişilerdir. Kam’lar tinlerle konuşabilen doğuştan yetenekli kimselerdir. Bunlar çocukluktan itibaren zorlu bir eğitimden geçerek kam olurlar. Kam’lık soydan geçtiği gibi bazen istisna olarak bazı çocuklar kam özellikleri ile doğar. Bu çocuklar kamlar tarafından bulunarak eğitime tabi tutulur. Doğada ki tinlerle iyi geçinmenin diğer bir yolu da doğayı korumaktan geçer. Doğayı kirletmemek, dengeyi bozmamak gerekir. Örneğin Cengiz Han’ın akan suya ya da Od’a(ateşe) işemeyi yasaklamıştır. Ayrıca Altay ve TENGRİ dağları kutsal sayılır. Yine Cengiz Han’ın TENGRİ’ye yakarış etmek için Burhan Haldun dağına gittiği tarihi kaynaklarda geçer. Orkun yazıtlarında bu inanışa kutsal Yer-Sub’lar denilmiştir.
TENGRİ inancında günlük yapılan bir çok ibadet şekli vardır. Bunların bazıları ise Güneşi sabah karşılamak ve gün batımında bunu tekrarlamaktır. Güneşi ve Ay’ı gördüğümüzde esenlikler dilemektir veya büyük Ağaçlara sarılıp onlarla sohpet edip dinlemek. Özellikle ibadet etmek için bir mekana ihtiyaç duyulmaz, çünkü bütün Evren tapınma yeri sayılır bizler de. Hun ve Göktürk kağanlarının her Mayıs ayında Budin – İnli adında bir dağa giderek Atalarının tinleri için kurban kestikleri Çin kaynaklarında geçer.
TENGRİ inancında yakarışları korkusundan ziyade TENGRİ’ye sevgisinden dolayı bulunmasıdır. Buna göre TENGRİ, korkulan, cezalandırıcı bir TENGRİ değildi. TENGRİ, kişioğlunu kul olarak değil şerefli bir varlık olarak yarattığına inanırız. Kişioğlunun kul olması, TENGRİ karşısında birinin eğilip büzülmesini hoş karşılamayız. Bundandır ki ölen kişiye öldü demeyiz. Uçtu deriz. Ölen kişi, kurgan adı verilen mezara değerli eşyaları ile gömeriz. Altay dağlarında bulunan kurganlarda at ve silahlarıyla birlikte gömüldüğü ortaya çıkarılmıştır. Bu da TENGRİ inancında tinin ölmezliğine inandığımızı gösterir.
TENGRİ Türk’ü Korusun ve Yüceltsin.
Alıntı

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy