Hazırlayan ve KUrgu: Hakan Kısa

Mart ayı Hatın Yeniden Doğuşu Simgeleyen Kırmızı ve Beyaz REnkleri

Bu fotoğrafı illa ki görmüşsünüzdür. Belki öylece baktınız geçtiniz. Belki “Aa ne güzel !” dediniz, unuttunuz gitti. Ben öyleyim mesela. Çok anlamlı buldum, bayıldım, sonra aklımdan çıktı gitti.
Bugün, sevgili Hatice Ablam, bir Bulgaristan adetini paylaşınca aklıma geldi, hemen aradım, taradım; fotoğrafı buldum.
Bilmeyenlere açıklayayım efendim; bu bir Moldova ve hatta Romanya adeti, “Kadınlar, ağacı bahara cesaretlendiriyorlar”!!
Hatice Ablam’ın bahsettiği gelenek ise “Marteniçka”. Beyaz ve kırmızı yünlerden yapılan bir süs. Beyaz renk uzun ömrü, kırmızı ise sağlık ve gücü temsil ediyormuş. 1 Mart günü başlıyorlarmış bu süsleri takmaya, taa ki bir kırlangıç veya leylek görene kadar.
Nereye mi?
Meyve ağaçlarına, evlere, ev hayvanlarına, kendi elbiselerinin göğsüne…
Yine amaç aynı, baharı güzel dileklerle karşılamak, “Hoşgeldin” demek…
Marteniçka da çok güzel, ama nedense ben şu ağacın etrafında el ele tutuşmuş kadınlardan acaip etkilendim.
O kadar ki , bakınca ağlamak geliyor içimden… Neden bilmiyorum…
Kupkuru bir ağaç, karlı bir bozkırın üstünde..
Öööyle görmeden fark etmeden yanından geçip de gidivermek varken, sen toplaş, el ele tutuş, doluş etrafına, “Bahar geliyor, hadi yeşillen gözümün nuru” diye sevgiyle çevresini sar.
Yine aklım vatanıma gitti, tutamadım kendimi…O kupkuru, o yapayalnız ağacı ülkeme benzettim.
“Onun da buna ihtiyacı var” diye geçirdim içimden.
“Bu ağaç amma da kurudu, amma da yaşlandı, ya artık meyve vermezse, ya bir daha hiç yeşillenmezse” diye söyleneceğimiz yerde, böyle el ele tutuşup etrafını sarmamız gerekmez mi?
Mevsimlerden en çok baharı severim.
Çünkü, buz gibi soğukta titreyerek gezersin, gökgürültülü sağanaklarda ıslanırsın, fırtınalarda sağa sola savrulursun, karın beyazında kör olursun.
Ama…
İlla ki, havalar ılınır, güneş yeniden ısıtır, budanmış ağaçlar filiz verir.
Bahar var ya.. Umudun ta kendisidir.
Gelmeyen bahar gördünüz mü hiç?
İlla ki gelir.
İlla ki nergisler açar mesela. İlla ki mor mor sümbüller saksıları süsler.
Ve, cemre düşer.
Hiç duydunuz mu, “Bu sene cemre düşmedi” diye bir şey ? İlla ki düşer.
Candan Erçetin der ya şarkısında , “ Sen bana vaat misin, lütuf musun sevgili..” diye.
Bu memleket bize hem vaat, hem de lütuf değil mi?
Lütufsa şükretmek, vaatse de sabredip beklemek gerekmiyor mu?
Hem de şarkı orada bitmiyor ki… Şöyle başlıyor asıl :
“Sen bana müjde misin, umut musun sevgili
Kim demiş geçti mevsim, ufukta göründü kar
Bu kaçıncı bahar, sakın sorma sevgili
Benim yorgun gönlümde aşkının telaşı var”
Biliyorum gönüllerimiz yorgun. Ama içinde o memleket aşkı olduğu sürece…
Müjde de içinde, umut da..
Vaatler de, lütuf da…
Ceyhun Atuf Kansu’nun şiirindeki gibi : “Geleceğe, ilkbaharlara, bıkmadan, usanmadan mektuplar göndereceğiz”.
Ne mi yazacağız o mektuplara ?
“Sana değdiğinden beri ellerim
Bütün kış dallarımda tomurcuklar var”.
Bige Güven Kızılay
1 Mart 2017

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy