Hazırlayan : Hakan Kısa

KUŞ HATIRALARI

(Uzun yıllar Seksenler dizisinde rol alan Rasim Öztekin’in anısına….)

Benim çocukluğumda
Soframıza kuşlar konar,
Rüyalarımızda melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
Bahçemizden ishakkuşu
Kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
Kışın sobamız olurdu.
Sobanın yanında kedimiz
Kedinin önünde yün yumağı
Bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
Yerli malı kullanan
Yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
Kuru incir, üzüm, fındık
Tütün, çay, narenciye yetiştiren
Kuru üzümü, inciri satan
Karşılığında
Çamaşır makinesi, radyo ve otomobil alan
Bir toprağın fertleri…
Biraz yoksul, biraz mütevekkil
Biraz mahçup, biraz kırılgan
Biraz naif ama hep umutlu…
Özlerdik memleketteki halamızı
İnce doğranmış bir dilim pastırmayı
Yurttan sesler korosunu
Akşam komşuluklarını
Radyo tiyatrolarını
Sabah ezanını
Kalaycıyı, bozacıyı
Münir Nurettin şarkılarını
Orhan Boran yarışmalarını
Kandil gecelerini
Duvarlarımızın sarmaşıklarını
Bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
Okul önü, kozhelvalarını
Akşam oturmalarını
Ve bu hayatı….
Top oynardık
İp atlar, kedi kovalar
Taşlarla birbirimizin başını yaralar
Mahalle savaşı çıkarır
Gece olunca da tutar babalarımızın elinden
Yazlık sinemalara gider
Sadri Alışık, Vahi Öz
Belgin Doruk, Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozlar içer
Güler, eğlenir, bağırır çağırır
Dönerken yıldızları sayardık.
Sıkı çocuklardık.
Hepimizin birer yıldızı vardı.
Onlara isim takardık
Onlar da bize isim takardı
Pus ve dumandan önce bu şehrin
Geceleri göz kırpan ve isimler takan yıldızları vardı.
Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik.
Biz kimseden yana değildik.
Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri olmazdı.
Bir değirmendeydik.

Öğütülen
Öğütülürken türküler söyleyen
Buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
Çorbalardan tarhanayı
Yemeklerden kurufasulye
Sigaralardan Harmanı
Belki bunun için çok sevdim.
Yollar bozuk, musluklar bozuk
Ziller bozuk, paralar bozuk
Ama adamlar sağlamdı.
Bu şehrin yıldızları vardı
Saçlarına kurdelalar takan
Çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
Gözleri önlerinde
Yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
Küçük melekleri vardı bu şehrin
Bu şehrin yıldızları vardı.
Ben Fenerbahçe’yi, amcam Vefa’yı tutardı.
Konya tahıl ambarı, Mersin muz cennetiydi.
Taksim’den Fatih’e troleybüs kalkar
Şişhane’de mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor, fakat çok matraktı.
Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
Bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı, komşumuz vardı;
Gönlümüz daralırdı, komşumuz vardı.
Çorbamızı, umutlarımızı, memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı.
Geceleri bekçimiz
Gündüzleri sütçümüz
Bizim kadar zayıf da olsa
Nohuta ,makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz,
Ceplerimizde kırık misketlerimiz,
Çamur bulaşığı ellerimiz
Ve gülümseyen bir yüzümüz
Göstermekten utanmayacağımız bir içimiz,
Bir araya gelerek çektirebileceğimiz
Bir aile fotoğrafımız vardı.
Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
Hayal ülkesine demir atan
Bir şirket-i hayriye vapuru gibi
Aramızdan ayrıldığını gördük.
Sonra Ayvansaray’ın sularının çekildiğini yazdı gazeteler
Süheyla Hanım’ın, Raci Bey’in
Melahat Mehveş Abla’nın
Niko’nun, Ercüment Efendi’nin çekildiğini ise yazmadılar nedense.
Ama yok, ama yoklar.
Ne Harman sigarası kaldı geriye.
Ne Olimpos gazozu
Ne Sadri Alışık.
Kalan bir tortuydu belki!
Belki kırık bir rüya denizi
Belki suya düşürdüğümüz suretimizin
Cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.

Herşey Maltepe sigarasının
Her arandığında
Her bakkalda bulunabilmesi ile
Büyüsünü kaybetmişti belki de.
Belki de biz bir rüya mı görmüştük?
Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.

Hadi hepsini ben uydurmuştum.
Ama rüyalarımızın melekleri
Ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?

Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
Rüyalarımızda uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?
İBRAHİM SADRİ

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy