Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa

ANNEM VARDI BENİM!
Bugün annemi kaybedeli 2 yıl oldu. 2 yıldır ıssızım, bir parçam eksik…
Gülten Avar çok özel bir ruhtu. Her yaştan birçok kişi buna tanık oldu.
Beni tanıyanlar bilir; aileme, dostlara ve tanıdıklara günce tutmalarını, hatırat yazmalarını söylerim.
Anneme de yıllarca anılarını yazması için ısrar etmiştim.
Bir gün çekmecesinden bir defter çıkarttı, yazmıştı!
Öylesine duru bir anlatımdı ki başlayınca bırakamadım…

BUNU BİLİYOR MUSUNUZ ?
SÜLEYMANİYE CAMİ ŞADIRVANI ÖZELLİĞİ (Süleymaniye)
Süleymaniye Camii şadırvanı o dönemde Istıranca derelerinden getirilen suyun arınmasını sağlamaktaydı.Doğal kule prensibiyle hava akımı oluşturulmuştur. Bu hava akımı sayesinde oksijenle arıtılan, içme suyu hazırlanıyordu.
Süleymaniye Camii Şadırvanı, tarihin ilk içme suyu hazırlama istasyonudur. Şadırvan, oluklu demir döküm duvara benzer ancak hava akımını sağlayan cepheler, Mimar Sinan ’ın hesap harikasıdır.
Süleymaniye Camii Şadırvanının tavanı, geometrik desenlerle bezenmiştir

Ankara 19 Mayıs Atletizm Federasyonu Binası’nda efsane başkan Naili Moran’ın odasındayız. Kapı çalıyor… İçeri genç bir atlet giriyor. Üç adımda umut vaat eden Aşkın Tuna. “Gel Aşkın” diyor Moran… “Sana bir haberim var…”
Tuna: “Evet Nail abi…”
– Hazırlan çarşamba günü Avrupa Milletler Kupası için Kopenhag’a gidiyorsun.
Tuna bir an öylece kalır. Hafiften terlemiştir. Ama… Ama…
Sıkılarak şöyle der:
– Nail Abi, benim çarşamba günü sınavım var.
– Ne sınavı yahu.
– Gümrük politikası…
Pazartesi de sanayi muhasebesi…

Naili Moran bir an durur.
“Allah Allah… Olur mu öyle şey. Sen Türkiye’ye madalya getireceksin. Ay-yıldızı göndere çektireceksin. Ben gider hocalarınla konuşurum…”
Ertesi gün, Naili Moran ve genç atleti Aşkın Tuna birlikte Beşevler’deki Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne giderler…
OKULDAKİ SAHNE
Atletizm Federasyonu Başkanı Moran hocaların bulunduğu odaya girer. Ve kendisinden emin bir açıklama yapar:
“Aşkın milli takımda. Avrupa’da çok önemli bir yarışa katılacak. Umutluyuz. Yarışma hafta sonu. Acaba sınavını salı gününe alamaz mısınız?”
Naili Moran yarım saat sonra odadan dışarı çıkar: “Yahu bunlar sınavı ertelemiyor. En fazla seni cuma günü sabah 09.00’da sınava alabilecekler..”

BÖYLESİ TARİHTE GÖRÜLMEMİŞTİR
Evet arkadaşlar..
Şimdi final sahnesine geliyoruz…
Atletizm kafilesi çarşamba günü Kopenhag’a uçuyor. Aşkın Tuna da iki gün sonra cuma sabah 09.00’da sınava giriyor… Kâğıdı verip taksiyle Esenboğa Havalimanı’na son dakikada yetişiyor…
VE YARIŞ GÜNÜ
Tuna cuma günü geç saatte ancak milli takımın kaldığı otele geliyor.
Ertesi sabah ilk yarış uzun atlama.
Bütün atlayışlardan sonra altın madalyayı alan 7 metre 20 santim atlıyor…
Tuna 7 metre 19 santimle ikinci oluyor.

ÜÇ ADIM
Tabii herkes Tuna için asıl yarış olan üç adımı bekliyor.
Bir bakıyorlar ki…
Üç adım yarışı pazar günü saat 16.00’da…
Ama Aşkın Tuna’nın pazartesi sınavı olduğu için uçak bileti 17.00’ye alınmış..
Başka uçuş da yok.
Olacak şey değil..
Tuna ilk atlayışını yapıyor..
“Faul…”
İkinci atlayışını yapıyor:
“Yine faul…”
Bu sırada Türk milli takım hocaları kenardan Aşkın’a saati gösteriyor:
“Tamam uçağı kaçıracaksın…”
Tuna işaret ediyor:
“Hayır bu atlayışı da yapacağım…”
Atlıyor…
Ve 15.55’le yeni Türkiye rekorunu kırıyor.
Tuna daha 3 hakkı olmasına rağmen pistin kenarında çantasını topluyor.
Ve çıplak ayakla stadın bir ucundan diğer ucundaki kapıya koşuyor. Çünkü taksi orada…

SAHNE 2
HABERİ NEREDE ALDI
Takside üstünü değiştiriyor. Son dakikada uçağın kapısı kapanırken içeri giriyor.
Tabii üzerinde üç adım kum havuzunun kumları var. Bacaklarında kapsulin kokusu…
Vuruyor kafayı uyuyor. Akşam İstanbul’a iniyor.
İç hatlara geçiyor.
“Abi Ankara’ya uçacaktım..”
“Uçak doldu kardeşim. Seni ancak sabah erken göndeririz…”
Tuna o gece Yeşilköy Havalimanı’nda sabaha kadar sanayi muhasebesi dersinin sınavına çalışıyor.
Tabii yorgunluktan yine gözleri kapanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığında doğru gazetelerin satıldığı büfeye gidiyor.
Bir Milliyet gazetesi alıyor.

SAHNE 3
TUNA ŞAMPİYON
“Aşkın Tuna 15.55’le Avrupa Birincisi.”
Müthiş bir rahatlama… Altın madalyayı almış.
Büyük bir keyifle uçağa biniyor.
Kürsüye çıkamasa da ay-yıldızlı Türk bayrağını dalgalandırmış.
Pazar akşamı eve büyük bir heyecanla giriyor. Onu her zaman destekleyen babası Rauf Bey ve Fitrat Hanım sarılarak karşılıyorlar.
Aşkın Tuna ertesi sabah sınav için okula gidiyor. Bir bakıyor ki okulun önünde bir kalabalık.
“Ne oluyor” demeye kalmadan Hürriyet gazetesi muhabiri soruyor:
“Aşkın Tuna altın madalyayı alan tek Türk sporcusu oldun.
Nasıl oldu anlatır mısın?”
Ertesi gün Hürriyet gazetesi Tuna’nın zaferini işte böyle duyuruyor.
“Pistten imtihana…” Fatih Çekirge

Otoportre
Bilgisayar, kalem ve daktilo arasında geçiyor
günümün yarısı. Bir gün yarım yüzyıl olacak bu.
Yabancı şehirlerde yaşıyorum ve yabancı insanlarla
bana yabancı konular hakkında konuşuyorum bazen.
Çok müzik dinliyorum: Bach, Mahler, Chopin, Şostakoviç.
Gücü, zaafı ve acıyı buluyorum müzikte, üç şey.
Dördüncüsünün adı yok bende.
Şairleri okuyorum, yaşayan ve ölü şairleri; azmi,
inancı ve gururu öğreniyorum onlardan. Büyük
filozofları anlamaya çalışıyorum –çoğu zaman küçücük
bir parçasını anlıyorum o değerli düşüncelerinin ama.
Uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum Paris sokaklarında;
kıskançlığın, öfkenin ya da arzunun harekete geçirdiği
diğer insanlara bakmayı; elden ele geçen ve yavaş yavaş
o yuvarlak formlarını kaybeden (ve imparatorlarının
yüzü silinen) bozuklukları gözlemeyi.
Yanımda ağaçlar büyüyor, hiçbir şey söylemeden
o umarsız yeşil mükemmelliklerinden başka.
Siyah kuşlar yürüyor tarlalarda,
bir şey bekliyorlar daha, İspanyol dulları gibi sabırla.
Artık genç değilim ama benden yaşlılar var hala.
O derin uykuyu seviyorum, bir gün artık olmadığımda
ve köy yollarında hızla bisiklet sürmeyi, açık gökyüzündeki
bulutlar gibi silikleşirken kavaklar ve evler yanımsıra.
Bazen müzelerde gördüğüm tablolar bir şey diyorlar bana,
ve bütün ironileri kayboluveriyor o anda.
Karımın yüzünü izlemeyi seviyorum.
Her hafta, Pazar günü, babamı arıyorum.
İki haftada bir arkadaşlarımla buluşuyorum,
böyle gösteriyoruz birbirimize sadakatimizi.
Ülkem bir kötülükten kurtuldu. Ama isterim ki
bir diğer kurtuluş daha izlesin bunu.
Benim de bir faydan dokunur mu? Bilmiyorum.
Denizin çocuğu değilim ben,
Antonio Machado’nun kendisi hakkında yazdığı gibi,
ama havanın, nanenin ve çellonun çocuğuyum
ve koca dünyanın bütün yolları kesişmiyor,
şimdilik bana ait olan bu hayatın
patikalarıyla.

Adam Zagajewski
Çeviren: Bülent Kale

CİNAYET
Tüfekler arasında yürürken görüldü o,
Uzun bir sokaktan
Çıktı soğuk kıra,
Gün doğarken daha
Şafakta, yıldızların altında
Öldürdüler Federico’yu.
Cellâtların mangası
Bakamıyordu yüzüne.
Kapadılar hepsi gözlerini.
Dua ettiler:
Tanrı bile kurtarmayacak seni!
Düşüp öldü Federico
– Alnında kan, kurşun barsaklarında. –
Cinayet Gırnata’da işlendi.
Biliyorsunuz, – zavallı Gırnata’da. –
Onun Gırnata’sında.

OZAN VE ÖLÜM
Ölümle başbaşa yürürken görüldü o,
Korkmadan tırpanından.
– Gene de kuleden kuleye güneş
Çekiçler örste, örste, demirci ocaklarının örsünde.
Konuşuyordu Federico
Okşayarak, ölümle.
Ölüm dinliyordu onu.
“Daha dün mısralarımda can yoldaşım,
Kuru avuçların şaklıyordu senin
Daha dün mısralarımda,
Daha dün kırağını verdin şarkıma
Ve ağlatı’ma gümüş tırpan keskinliğini,
Seni şakıyacağım, sende artık kalmayan eti,
Olmayan gözlerini,
Rüzgârın dağıttığı saçlarını şakıyacağım
O öpülen kırmızı dudaklarını…
Ölüm, güzel çingenem, ölümümsün dün de bugün de,
İçime çekerken Gırnata’nın havasını, Benim Gırnata’mın.”
Yürürken görüldüler onlar…
Bir mezar yontun bana dostlarım
Ozan için
Taştan ve düşten, -Elhamra’da,
Suyun ağladığı bir çeşme üstüne,
Sonsuza kadar desin o:
Cinayet Gırnata’da işlendi! Onun Gırnata’sında!
Antonio MACHADO
Çeviri : Sabri ALTINEL
foto ve resım kaynak : https://www.bilgiustam.com/monoton-hayattan-kurtulmanin-yollari/

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy