HAZIRLAYAN VE KURGU HAKAN KISA

Tam 17 Aralık 1927’de Mustafa Kemal Atatürk Mecliste şunu diyor:
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis, bu tip yapılar din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık.”
Çok değil, yüz yıla kalmadan, eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir.
Ayrıca, unutmayın ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır.”

“Ey Türk,Oğuz Beyleri işitin!Üstte gök çökmedikçe,altta yağız yer delinmedikçe,senin ilini ve töreni kim bozabilir?Zamanı Tanrı yasar.Kişioğlu hep ölmek için türemiş.Bige Kağan,Kültigin,Tonyukuk”yazılı çember icinde arkasında hayat ağacı,elinde kopuzu olan bir Türk kadın savaşcısi.
Ressam:Sevde Doğan
🌳Şimdi Hayat Ağacı hakkında biraz bilgi verelim….
Filhakika birçok kültürde kutsal ağaçlar vardir.Bu tarih öncesi dönemden son dini inaniş olan İslam’a kadar uzanır.Fakat bu resim Türklüğe ait olduğu icin Türklerin öz inancındaki Hayat Ağacı,Dünya Ağacı,Ana Aģaç ve muhtelif isimlerle anılan kutsallık üzerinden yürüyeceğız.
📌Yakut ve Altay Türkler’inde yaşam ağacına Dünya Ağacı da denir.Eski Türk geleneğine göre ,bu Dünyayi ortasından(göbeğinden)öte aleme ve Demir Kazık Yıldızı’na (Kutup Yıldizı)bağlayan,dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı saģlayan bir AğaçtırBuna Demir Ağaç da denir.
🧘‍♀️Şamanist geleneğe göre,Dünya “Göğün Göbeği”ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup,bu aģaç ile beslenir.Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yasamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü icin de bu irtibat kanali aynı derecede öneme sahip bulunmaktadir.Dolasıyla Turk Şamanizm’inde Dogon tradisyonunda da görüldüğü gibi bu irtibatı ifade etmede “göbek”sözcügü tercih edilmiştir.Gerek Dogon gerekse eski Türk gelenegine gore,göğun göbeği bir yıldızdır.(Gök sözcüğünün şamanizmde üç anlam içerecek şekilde kullanıldığı görülmektedir.Örneğin Altay şamanı Tanrı Ülgen’e seslenirken aynı cümlede bir ayrim yaparak”ulaşılmaz mavi gök”ve “dönen.yıldızlı gök”der ki,bu üç ayrı terimin gökyüzünü,spritüel göğü ve uzayı ifade etmek üzere kullanıldığı ileri sürülür).
⭐Ural Altay kültürlerinde gök katları,yasam ağacı,kayın aģacından yapılma bir direk üzerine ya da bir kayın aģacının üzerine kertikler açılarak temsil edilir.Orta Asya’da kutsal kayın ağacına acılan bu kertiklerin sayısı 7,9veya 12 olur.Sibiryada yasam aģacıni ve yerin eksenini ayni zamanda,şamanin transa geçtiği çadirının ortasındaki kayından yapilmıs direk temsil eder.Kayın aģacina verilem.önem,Türklerin akrabalik bağlarını gösteren isimlerde de “kayın”sözcügünü kullanmasıyla görülür(kaynana vs…)


Din Adamlarının Halkı Sömürmesini Engelleyen Kral Urugakina Ve Kanunları

Çivi yazısını bularak tarihi devirlerin başlamasına sebep olan Sümerler (M.Ö.4000- M.Ö.2000), kent devletleri şeklinde örgütlenen bir Mezopotamya uygarlığıdır. En önemli kent devletlerine örnek verecek olursak eğer; Ur, Uruk, Lagaş, Umma, Kiş, Nippur, Eridu ve Erek’i sayabiliriz. Bunlara genel adlarıyla “site”, başlarında bulunan yöneticilere ise “ensi” denilir.
Sümerler, coğrafyalarında kalıcı olabilmek için ilk aşamada bataklıkları kurutarak tarlalara dönüştürdüler ve bu tarlaları sulamak adına büyük kanallar açtılar. Bununla birlikte nehirlerin taşmasını önlemek için setler oluşturdular. Ekonomik faaliyetlerin yanı sıra dinsel konulara da fazlasıyla önem verip, sırf tanrılarına (Enlil, Enki, Anu) daha yakın olabilmek için “ziggurat” isimli yüksek tapınakları inşa ettiler. Bu zigguratları; tahıl ambarı, kütüphane, arşiv, okul ve rasathane olarak da kullanmalarından dolayı astronomi alanında geliştiler. Saat, gün, ay, yıl hesaplamaları yapıp “Ay Yılı Esaslı Takvimi” icat etmeyi başardılar. Ayrıca sözlü gelenek noktasında dünya tarihine damga vurmuş olan Gılgamış, Yaratılış ve Tufan destanları da onlara aittir.
Sümerlerle ilgili biraz daha detaya indiğimizde, en önemli kent devletlerinden birisi olan Lagaş’ın kralı Urugakina (M.Ö.2750) ile karşılaşıyoruz. Ur-nanşe hanedanlığına karşı ayaklanarak tahta oturan Urugakina, kendisinden önceki krallardan oldukça farklı görünüyor. O; haksızlığa gelemeyen, çıkarları uğruna yoksul insanları ezenlere karşı nefret kusan ve özellikle dünya tarihinin ilk yazılı kanunlarını hayata geçirmesiyle ünlü olan reformist bir kral…
Başa geçer geçmez tapınaklarda görevli olan din adamlarının insanları sömürdüğünü fark ederek onlara karşı sert bir savaş açtı. Yıllarca Ur-nanşe hanedanının baskısı altında zorlama bir hayat sürdüren halk, Urugakina’ya bir can simidi gibi sarılıp onu sonuna kadar desteklemeye kararlı idi. Nitekim kral Urugakina, kanun talimatnamesinde; kendisinden önceki Lagaş kralı ile din adamlarının iş birliği yaparak halktan nasıl ağır vergiler aldıklarını, vergisini vermeyenlerin mallarının tapınak görevlileri tarafından nasıl zorla tahsis edildiğini şöyle anlatıyor:
“Tanrıların sığırları, krala ait tarlaların sulanmasında kullanılıyordu. En iyi tarlalar kralın dostlarına veriliyordu. Semiz eşeği ve sığırı tapınak görevlileri alıyorlardı. Bu görevliler mahsulleri kralın dostlarına taksim ediyorlardı. Herhangi bir tapınağın görevlisi, bir fakirin annesinin bahçesindeki ağaçları kendisi için kesiyor ve meyvelerini alıyordu. Mezara bir ölü gömülürse, tapınak görevlisi kendi içkisi için 7 testi bira, kendi yemesi için 420 ekmek ve 120 ölçek arpa, bir elbise, bir oğlak ve bir yatak alıyordu.”
Urugakina’nın bu kirli düzene karşı oluşturduğu kanunların amacı, önceki iktidar döneminden kalma yolsuzluk ve huzursuzlukları kaldırmaktı. Bu sayede yoksullara yardım adı altında gerçekleştirilen sömürülere de son verilecek, yardım paraları krallığın otoritesi altında toplanmaya başlanacaktı. Ayrıca görevini kötüye kullanan memur ve din adamları azledilerek rüşvet çarkı tamamen durduruldu. Orta sınıf için ise adaletli bir fiyatlandırmayla birlikte yeni bir vergi sistemi belirlendi. Bunlar gibi pek çok yeniliğin ardından Urugakina, kanun talimatnamesinin son kısmına gelindiğinde, yaptığı reformlardan şu şekilde bahsediyor:
“Enlil’in savaşçısı Ningirsu, Urukagina’ya krallığı verdiği zaman, o eski adetleri yeniden tesis etti. Beyaz bir koyun ve bir kuzu için verilen vergilere bakan müfettişi kaldırdı. Din adamlarının saraya getirdikleri vergilere bakan müfettişi kaldırdı. Artık Ningirsu’nun toprakları içinde hiçbir müfettiş yoktur. Mezara bir ölü konulursa, tapınak görevlisi kendi içeceği olarak 3 testi bira, yiyecek olarak 80 ekmek, bir yatak ve bir oğlak alacaktır. Hiçbir yerde din adamları artık fakirin annesinin bahçesine zorla giremez. Eğer kralın tebasının eşeği doğurursa, onun beyi ona “bunu senden alacağım” derse, eğer o, onunla satışa anlaşırsa, ona “istediğim parayı ver” der. Urukagina böyle düzenledi ve Lagaşlıları hırsızlık, katil ve kuraklıktan kurtardı. Hürriyeti yerleştirdi. Bundan böyle kimse dul ve yetimlere haksızlık yapamaz. Urukagina, Ningirsu ile bu antlaşmayı akdetti.”
Bütün bunların yanı sıra asıl maddelerin içerisinde mülkiyet ve aile hukuku ile ilgili kanunlar da var. Özellikle boşanmış erkeklerin eski eşlerine ödediği ağır nafakaları kaldıran Urgakina; nafakaya gücü yetmeyen erkeklerin, karısının yeniden evlenmesine mani olamayıp çok kocacılık (poliandri) durumuyla karşı karşıya kalma sorununu kökten çözdü. Böylesine başarılı ve ileri görüşlü bir kralın pek tabii ki fazlasıyla düşmanı olurdu. Nitekim Urugakina’nın getirdiği özgürlüklerden rahatsızlık duyup kendi halkının ayaklanacağından korkan Umma şehir kralı Lugalzaggazı; Lagaş’a saldırarak kenti yakıp yıkacak, Urugakina’yı tahttan indirdikten sonra hem kutsal yerleri yağmalayacak hem de kanunların yazılı olduğu tabletleri büyük oranda tahrip edecekti. Bir daha ancak M.S. 1878 yılında bölgede yapılan kazılar neticesinde Fransız arkeologlar tarafından bulundu tabletler. Bulunduktan sonra ise yazıtbilimci Francois Thureau-Dangin tarafından çözülüp sümerolog Arno Poebel tarafından yorumlandılar. Bu yorumlar sonucunda da ilk yazılı kanunların Urukagina tarafından uygulandığı belirtilerek dünya tarihinde yeni bir pencere açılmış oldu.
Büşra Bulut
Kaynak:
Adem Işık, “İlk Şehirler ve Yazılı Medeniyete Geçiş”
Ali Narçın, “Urugakina, Ur-nammu, Hammurabi Kanunları ve Çelişkiler”
Emin Bilgiç, “Eski Mezopotamya Kavimlerinde Kanun Anlayışı ve Ananesi”
Gürkan Gökçek, Faruk Akyüz, “Sümer Kanunları”


Malcolm X ve Muhammad Ali, fotoğraf 1964.
1959’da, Chicago’da Clay ilk olarak İslam Milleti’nin lideri Elijah Muhammed’in konuşmasını duydu. Ve 1961’de, Miami’ye vardıktan kısa bir süre sonra, Clay, Muhammed’in bir arkadaşı olan Abdul Rahaman ile bir araya geldi. Birlikte yerel camiye gittiler. Bu gezi genç adamı büyük ölçüde etkiledi, dedi: “Miami’deki bu Müslüman tapınağına girdiğimde hayatımda ilk kez maneviyat hissettim.” Clay düzenli olarak Muhammad Speaks gazetesini okumaya, İslam Ulusu üyeleriyle görüşmeye ve giderek artan bir şekilde manevi yaşamı üzerine düşünmeye başladı. 1961’in sonlarında Rahaman, Clay’in ekibine katıldı ve 1962’nin başlarında Cassius, Elijah Muhammad ve Malcolm X ile tanıştığı Detroit’e gitti. İslam Milleti’nin liderleri Clay’in ruhani akıl hocaları oldular ve hayatını büyük ölçüde etkilediler.
Liston ile mücadeleden sonra Clay, İslam Milleti’ne girdiğini resmen ilan etti. Artık herkes ona Cassius X demek zorunda kaldı (örgütün üyeleri soyadlarını beyaz köle sahiplerinden aldıklarına inandıkları için terk ettiler). Malcolm X, Cassius’un siyah Amerikalılar için en önemli sporcu olacağını belirtti. Şikago’daki bir toplantıda, İslam Milleti’nin profesyonel sporcularla bağları konusunda çelişkili duygular besleyen Elijah Muhammed, genç şampiyonu mutlu bir şekilde selamladı. Katılımından iki hafta sonra, Cassius X yeni bir isim aldı, Elijah şampiyonu, örgütün daimi üyelerine ayrılmış tam bir Müslüman adıyla onurlandırdı. Muhammed sporcuyu evlat edindi ve ona Muhammed Ali adını verdi.
Halkın haberlere tepkisi büyük ölçüde olumsuz oldu. Cassius Sr., “İslam Ulusu” temsilcilerinin oğlunun beynini “mahvettiğini” ve kendisinin gururla ismini taşımaya devam edeceğini söyledi. WBA başkanı Ed Lassman, “Clay, boks dünyasını kasıp kavurdu … ve gençler için kötü bir örnek teşkil ediyor.” Dedi. Ali’nin unvanını çıkarmaya çalıştı, ancak bunun bir etkisi olmadı çünkü eyalet boks komisyonları kararını görmezden geldi. Muhammed New York’taki boks gecelerinden birine katıldığında, Madison Square Garden Başkanı Harry Markson şampiyonun yeni adını söylemeyi reddetti ve bir hoparlörle “Dünya şampiyonu Cassius Clay salonda var” dedi. Kara boksörler de Ali’nin kararına olumsuz tepki gösterdi. Joe Louis, hayranlarını hayal kırıklığına uğrattığını söyledi ve Floyd Patterson, şampiyonu bir dövüşe davet ettiği bir not yazdı; Louis gibi Patterson, İslam Ulusu’nu Amerikan karşıtı bir örgüt olarak gördü. Ali her zamanki gibi tepki gösterdi, Louis’i “enayi” olarak nitelendirdi ve Patterson cevap verdi: “Seninle 10 tur oynayacağım. Dinimden bahsettin. Seninle oynayacağım Sonra seni yenerim, seni değiştiririm

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy