Hazırlayan ve kurgu Hakan Kısa

General Vrangel ve Rus Multeciler
Yıllardan 1920’ydi.

Kızıl Ordu’dan kaçan karşı devrimci yüz binlerce Rus can havliyle İstanbul’a sığındı.
Birkaç gün içinde işgal altındaki İstanbul, bambaşka bir çehre kazandı. Slav-Ortodoks, monarşi yanlısı ve nihilist bu insanlar uzun yıllar aramızda yaşayacaktı.
Bugünkü Beyaz Rusya’yla (Belarus) ilgisi olmayan, Kızıl Ordu’ya karşı “Beyaz” Ordu’yla geldikleri için halkın “Beyaz Ruslar” adını taktığı sığınmacıların küçük bir kısmı 1927 yılında Türk vatandaşlığına geçti.

Çoğunluğu ise burada kalmadı, başta Fransa ve ABD olmak üzere dünyanın farklı ülkelerine dağıldı.
İstanbul’a kapağı atanlar yalnız Beyaz Ordu askerlerinden ibaret değildi.
Onlarla birlikte ülkeyi terk eden Çar döneminin yüksek sosyetesi de İstanbul’a gelmişti.
Bunların arasında tüm servetini ve itibarını ardında bırakmış aristokratlar, asilzadeler, bürokratlar, bilim adamları ve sanatçılar vardı.
1920’nin kış aylarında Beyaz Ordu’nun komutanı General Piotr Wrangel’in idaresi altında 150 bin Rus (86 bin asker – 60 bin kadar sivil) sığınmıştı İstanbul’a. İnsan yüklü bunca geminin benzeri görülmemiş şekilde bir arada Boğaz’a girişi, bütün kenti ayağa kaldırmıştı.
Kıyıları, sahil gazinolarını, kır kahvelerini, evlerin pencere, balkon ve damlarını binlerce meraklı ve şaşkın seyirci işgal etmişti.
Çoğu dostça mendil sallıyordu.

Ruslar geldiğinde İstanbul işgal altındaydı.
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askerlerden oluşan işgal ordusu Meclis’i basmış, Sultan’ı rehin almış, İttihatçıları esir etmişti.
İstanbul ahalisi, onca yoksulluğun yanı sıra bir de işgale karşı tek kurşun atmadan teslim olmanın utancını yaşıyordu.
Ruslardan başka, dağılan imparatorluğun halkları da o sıra akın akın İstanbul’a yığılmaktaydı.
Balkanlar’dan gelen 60 bin Türk muhacir bunların arasındaydı.
10 bin İngiliz, 8 bin Fransız, 8 bin Hintli, 2 bin İtalyan’dan oluşan işgal kuvvetleri cabası.
Bu felaket bütün dünyada büyük yankı uyandırmıştı.
1922’de Amerikalı yazar Ernest Hemingway de olayı yerinde izlemek, mültecilerle röportajlar yapmak üzere İstanbul’a geldi.
Gazetesi Toronto Star adına ülkemizde bulunan yazar, Tepebaşı’nda halen faaliyette olan Büyük Londra Oteli’nin (Grand Hotel de London) 401 numaralı odasında kalmıştı.
Göçmenlerden durumu iyi olanlar Beyoğlu, Fenerbahçe, Moda ve Boğaz köylerine yerleştirildi. Yoksullar ise kiliselere, hastanelere, okullara, kışlalara kondu. Yaklaşık 15-20 yıl sürecek bu iç içe, diz dize yaşamın getirdiği kültürel yakınlaşma çok geçmeden etkisini göstermeye başladı.

Orhan Veli’nin “Bir Şehri Bırakmak” (Papirüs, 1967) şiiri, bu kültürel temasın izlerini taşıyordu:
Bu şehirde yağmur altında dolaşılır
Limandaki mavnalara bakıp
Şarkılar mırıldanılır geceleri.
Bu şehrin sokakları çoktur,
Binlerce insan gelir gider sokaklarında…
Her akşam çayımı getiren
Ve bir Beyaz Rus olmasına rağmen
Hoşuma giden garson kadın bu şehirdedir.
Bu şehirdedir
Valsler, fokstrotlar altında
Şuman’dan, Brams’dan
Parçalar çaldığı zaman dönüp
Bana bakan ihtiyar piyanist. […]
İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington anılarında, İstanbul’daki hayatının her türlü zevke hitap eden etkinlikler içinde geçtiğini, avcılık, atıcılık, balıkçılık, yatçılık yaptıklarını; futbol, polo, golf, kriket, hokey, tenis oynadıklarını, âdeta işgal değil sanki bir sayfiye hayatı yaşadıklarını anlatıyor. Yani işgalciler için şehrin sosyal imkânları son derece geniş, spor faaliyetleri zengin, eğlence anlayışı ve özellikle gece hayatı renkli ve hareketliydi. Şimdi bu karnavala Ruslar da katılmıştı.
İstiklal Caddesi’nde bulunan Turkuaz Lokantası İstanbullulardan da büyük ilgi görmüştü
Yeni eğlence anlayışı
Moskovalı bir kadın ve Afro-Amerikan eşi Fyodor Fyodoroviç Thomas, Şişli’de La Pe Hastanesi’nin (Hôpital de la Paix) yanındaki bir bahçede Stella adında bir dans salonu açtı. Burası işgal kuvvetleri subaylarının yaz akşamları buluşmak için sıkça tercih ettikleri bir yer olmuştu. Rus- Fransız mutfağının yemekleri birinci sınıftı. Amerikan barı, Çigan orkestrası vardı ve varyete gösterileri sunmaktaydı. İstanbul’daki ilk caz gösterisi de burada gerçekleşmişti.
Yine Şişli’de Stella’nın sadece iki blok ötesinde Strelna adıyla yeni bir bahçeli lokanta kurulmuştu; Yuri Morfessi ve Nastya Polyakova adındaki iki şarkıcının işletmesi, bir süre Thomas’ın müşterilerini çalmakta başarılı olmuştu. Kış gelince Pera’da kaloriferli bir mekân olan Royal Dansing Kulüp açıldı. Burası poker, bakara oynatan bir kumarhane ve aynı zamanda bir dans salonuydu. Amerikalı ve İtalyan dans öğretmenleri burada ücretsiz fokstrot, vals, tango dersleri veriyordu.
Bu yıllarda Rusya’dan gelenler arasında kendi gösterilerini sahneleme ve tiyatro işletme deneyimi olan kişiler de yeni işletmeler kurmaya başlamışlardı. Bunlardan bazıları bugün hâlâ hatırlanan ya da hizmet vermeye devam eden mekânlardır. Le Grand Cercle Moskovite, Petrograd Pastanesi, Tepebaşı’nda açılan Petit Champs, Mikhail Mikhailoviç tarafından kurulan ünlü lokanta-pastane Turkuaz ve daha sonra yine Mikhailoviç’in de katılımıyla işletilen ve işgal döneminden sonraki yıllarda açılan Rejans Lokantası örnek olarak verilebilir. Daha ziyade Levantenlere, kentte sayıları
giderek artan yabancılara ve askerî görevlilere hizmet veren bu mekânlar çoğunlukla Pera’da toplanmıştı. Galata’da ve özellikle Galata’nın sahil kesimindeyse daha ziyade bakımsız sokaklar bulunuyordu; ucuz içkili mekânlar, genelevler ve uyuşturucu ticareti yaygındı. Askerî polis tarafından denetlenen bu bölgede zaman zaman kapatılan mekânlar oluyordu.

Ruslar tarafından Turkuaz Lokantası’nın yerine açılan Rejans’a ait Fransızca bir gazete ilanı
İngilizler tarafından açılan Moda Summer Club ve Osmanbey’deki British Naval and Military Gardens en popüler yerlerdi. Buralarda Rus dansçılar, müzisyenler, şarkıcılar çalışıyordu. Bunlar dışında Amerikan Denizcileri Kulübü, Londra Otomobil Kulübü gibi daha küçük ölçekli çok sayıda yeni yer vardı. Şehirde yalnızca Müttefik Kuvvetler’e ve onların tabiiyetindeki kişilere hizmet vermek üzere açılmış lokanta ve barlar da bulunmaktaydı. Ancak bu kişiler çoklukla Beyaz Ruslar tarafından açılan mekânları ziyaret ederdi. Mülteciler, açtıkları Rus usulü lokanta ve barlarda sundukları farklı türde lezzetler ve farklı türde eğlencelerle İstanbul yaşayışına renk katmışlardı.
Farklı spor faaliyetleri
İşgal döneminde çeşitli spor faaliyetleri de düzenlenmişti. İngilizler tarafından işgal karargâhı yapılan Mekteb-i Harbiye’nin önündeki Ermeni Mezarlığı ortadan kaldırılmış, yerine kriket sahası ve tenis kortları yapılmıştı. Tribün ise mezar taşları kullanılarak inşa edilmişti. Futbol, güreş gibi bazı müsabakalar Taksim Topçu Kışlası’nın avlusunda yapılıyordu. Mesela işgal kuvvetlerinin düzenlediği boks müsabakaları çok ilgi çekmişti. Önüne geleni deviren Rus boksör Georgi Kirpiçev, Türklerin deyişiyle Kerpiç çok meşhur olmuştu. 18 yaşında bir Don Kazak olarak İstanbul’a gelen Kirpiçev, iki Türk boksörünü nakavt etmişti. Ama sonra Fransız, Amerikan ve İngiliz boksörleri de yenince Türk hayranlarının gönlünü almıştı.
Fransızların işgal ettiği Topçu Kışlası’nın avlusu spor yapılan yerlerdendi. Özellikle Türk takımlarının işgal kuvvetlerine mensup İngiliz ve Fransız asker takımlarıyla yaptıkları maçlar büyük ilgi görmüştü.
Futbol oynanmadığı günlerde burada Beyaz Ruslar at yarışları düzenliyordu.
1927’de Türk vatandaşlığına geçen Ruslardan Ivan Budko, İstanbul Rumlarından eşi Zoi Hanım ve kızları Irini, 1950’ler (aşağıda sağ alt foto)
Adalar’daki manastırlara ve evlere yerleştirilen Ruslar, ilerleyen yıllarda buradaki plajların, gazinoların, lokantaların bir bölümünü kurup işletmeye başladılar.
Keza, Florya Plajı’nı da ilk defa Wrangel ordusunun subaylarıyla birlikte gelen Rus kadınlar kurmuştu.
Florya kumsalında oluşturulan bu tesise İngilizler ödünç çadır vermişti.
Yiyecek satışı, mayo değiştirme kabinleri gibi hizmetler sunulmuştu. Aynı zamanda tesiste canlı müzik de vardı. Adalar’a ve Florya kıyılarındaki plajlara mültecilerin yanı sıra Türkler de gitmeye başlamıştı.
Yerli halk önce denize çıplak giren Rusları şaşkınlıkla izlemiş, daha sonra denize girmeye başlamıştı.
İstanbul’da meyhaneler özellikle Tanzimat’tan sonra büyük ölçüde artmıştı.
Yasak olmasına rağmen Üsküdar, Aksaray gibi Müslüman mahalleleri dahil şehrin çeşitli yerlerinde genelevler bulunuyordu. Bunun üzerine, gelen Rus mülteciler açtıkları barlar, lokantalar, danslı kahvelerle İstanbul’a yeni bir eğlence anlayışını tanıtmışlardı. Mültecilerin yoğun yerleştikleri bölgeler Büyükada, Heybeliada, Şişli ve Beyoğlu’ydu.

Açtıkları işletmelerse daha ziyade Galata ve Taksim çevresinde yoğunlaşmıştı.
Rus yaşayış tarzı, şehirsel ölçekte mekân kullanımlarının farklılaşmasına neden olmuştu.
Tüm bu yenilikler 1924’te mültecilerin büyük çoğunluğunun şehirden ayrılmasıyla sona ermeyecek, daha sonraki dönemlerin eğlence anlayışını ve yeni eğlence mekânlarının gelişimini de önemli ölçüde etkileyecekti. Ümit Bayazoğlu , Foto: Cengiz Kahraman arşivi

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy