Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa

Bu soruyu beklettim; çünkü Hz. Hatice’nin ölüm yıldönümünde o şahane kadını yazmak istedim.
İki gün sonra… Bugünden paylaşayım dedim, daha da bekletmeyeyim!
Soru şuydu: “Kabe’nin Oğlu 1 ve 2 yi okudum. Ben özellikle ikinci kitapta Ayşe’ye takıldım. Bize anlatılan Ayşe bint Ebu Bekir ile sizin yazdığınız Ayşe çok farklı. Araştırdım, yazık ki birçok kaynakta yazdıklarınız kimi zaman eksik olsa da örtüşüyor. Sordum, bunlar gerçek mi diye? Evirdiler, çevirdiler, kıvırdılar. Anladım verecek cevapları yok! Sorum size: Neden? Neden bu kadar farklı anlatıyorlar her şeyi? Bizi neden kandırıyorlar!”
Cevap: Bunu elbet çok kısa cevaplayamam, sürekli yazıyorum, makale, kitap, romanlarda onları olayları karakterize ediyorum…
Bir kere bu hep dediğim şey…
Bu İslam değil… Bu gerçek İslam’ın aynadaki bozuk sureti…
Dikkat ediyor musunuz bilmem? Ramazan ayındayız…
Ehl-i Beyt yok!
Ne Hz. Ali den bahsediyorlar, ne Hz. Hasan dan, ne İmam Cafer es Sadık dan; ne Hz. Zeynep den, ne Hz Fatıma dan…
Hiçbiri yok!
Oysaki… İki emanetten biriydi; biri Kur’an ı Kerim; diğeri Ehl-i Beyt!
Sevmezler çünkü! Açık konuşayım…
Yazdım zaten nereden başladı, nerede zirve yaptı?
Niye birileri yüceltildi?
Üstelik bunların hepsini ortak tek bir noktası vardı: Ehl-i Beyt düşmanlığı….
Bakınız… Abdullah bin Ömer. Hz. Ali yerine Yezid e biat eden; sandı ki onu halife yapacaklar da olmadı; Amr bin As, Muaviye filan baya heveslendirdi onu Sıffin de hevesi kursağında kaldı; o çakallarla baş edemedi… Kini başkadır tabi, onları yazdım şimdi uzatmayayım…
Bakınız… Yalancı kedici Ebu Hureyre ( Onun aklı gidip geliyor, yalan sorunu var onun, yalan söylemeden, atmadan duramıyor o)
Kedici Ebu Hureyra bir Yahudidir. Hahamlardan çok masal dinlemiştir zamanında…
Hatta Peygamberimiz söylemlerinin yazılmasını yasaklamış bunun üzerine Ayşe bile Ebu Hureyre yi tartaklamış Ömer’de onu bu suçtan dolayı dövüp ( baya kamçıyla filan) Şam’a sürdü…
Sonra ve ona Yahudilerin isteği üzerine Muaviye sahip çıktı, işine geldi tabi orada insanları köleleştirecek hadisler yazmaya devam etti…
Bakınız… Ayşe bint Ebu Bekr, deveye bindi, katıra bindi, binlerce Müslümanın kanından sorumlu; Hz. Hasan ın tabutunu ok yağmuruna tuttu; yanında kim vardı?
Emevi muhafızları! Anlatsanıza bunları! Anlatmazlar…
Bakınız Enes bin Malik… Adam ĞAdir-i Hum da “E, Ali ye biat edilmişti deyince…” Ben Resullulh ın o sözlerini duymadım diyen biri gerisini siz düşünün!
Ahmed bin Hanbel yazmasa birileri hiç öyle bir şey olmadı diyecek de yapamıyorlar; yaptıkları çakallık nedir?
Yahu Mevla dost demek öyle veli filan ilan edilmedi derler…
Her şeyi derler… Bunlardan her şey beklenir…
Kimin yolundaysan o gibi olursun…
Mervan ın , Muaviye nin, Yezid’in bunların yolu nereye çıkar?
Yol yol değil!
Peki hadise gerek var mıydı?
Yoktu… Ben demiyorum ayeti var: Casiye 6, “O halde Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar?”
Manayı açıklayacak kim peki?
Ehl-i Beyt ve İmamlar…
Bu yüzden düşmanlar; o yüzden hepsini katlettiler…
Zindanlara atıp işkence ettiler… Neler neler?
Ehl-i Beyt’ten daha Ehl-i Sünnet var mı arkadaş? Kimdir Ehl-i Beyt?
Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Huseyn Mubahele ayeti: Ne diyor orada? Kadınlarımız kelimesi Hz. Fatıma, çocuklarımız kelimesi Hasan ve Hüseyin ve nefsimiz kelimesi Hz. Ali!
Ve Selman-ı Farisi… Hz. Nebi demiştir, Selman Ehl-i Beyttendir…
Ve on bir İmam…
Başkalarının sünnetini karıştırmayın ki çok karıştırmışlardır, bunu bilerek yapmışlardır…
Bunları yazarım gene de ben başka bir şey yazacağım dedim ya: Hz. Hatice Hz. Muhammed Mustafa s.a.a ile evlendiğinde 40 yaşında mıydı? Daha önce iki evlilik yapmış mıydı? Bu evliliklerden çocukları var mıydı?
Şimdi… Bütün bu sorulara vereceğiniz cevaplar “evet” olacaktır. O kadar beyninize işlendi ki!
Şüpheye mahal yoktur; hemen kabul görür!
Başka da bilgiye gerek dahi yoktur; hakkında pek fazla bir şey bilinmiyor denir geçilir; nedense bunlar çok iyi bilinir ama…
Hz. Hatice için yaşlı, zengin ve dul bir kadın imajı çizildi… Çok uzun zaman önce yapıldı bu, yüzyıllar önce…
Ve… Karşısına da biri kondu: Ayşe bint Ebu Bekr
Genç, bakire vs.


Nedenini niçinini ben yazayım o vakit!
1) Hz. Hatice Hz. Muhammed Mustafa ile evlendiğinde kaç yaşındaydı?
25 yaşındaydı (Belazuri, Seyyid el-Murtaza, İbn-i Şehrsub vs)
Diğerleri ne der onları da yazayım: 28, 30, 35, 40 hatta 45-46 diyenler var…
Hadi, 40 diyenler üzerinden gidelim; Velev ki 40 yaşındaydı…
Soru şu: Bir kadın 40 yaşından sonra altı çocuk nasıl dünyaya getirebilir?
2) Muhammed Mustafa s.a.a nın Hz. Hatice nin üçüncü eşi miydi?
Hayır! İlk ve tek eşiydi…

Ha, birileri der ki… Hz. Hatice’nin ilk eşi: Atik bin Aiz bin Abdullah el-Mahsumi’dir.
Kimdir bu?
Bilmiyoruz! Hakkında hiçbir bilgi kırıntısı dahi yok; kimse tanımıyor; ne babası ne atası belli. Ne iş yapar; necidir vs.
İkinci varsayılan eş kim? Ebu Hale et- Tamimi…
Bu kim? Onu da bilmiyoruz!
Hakkında en ufak bir bilgi yok; hiçbir şey! ( Bu arada Hz. Hatice’nin Hale adında bir kız kardeşi var, oradan mı esinlendiler onu da bilmiyorum ki isim uydurmak konusunda zayıflar mı ne?)
Ama Hz. Hatice’nin 2. Eşiymiş!
Bu arada çocuklar var; birinin adı mesela Hind! Kız yani, babası kim o da belli değil maalesef… Birileri Ebu Hale diyor, birileri Atik!
Kimin ne dediği belli değil ya! Ya tutarsa, tutmuş da ama bak kaç yüzyıldır aynı masallar…
Tamam, Hind ismi çok yaygın belki de o uyduruk eş ve kız çocuğuna da Hind adını vermek de enteresan geldi…
Tanıdık gelmiştir belki… Ciğerci Hind!
Neyse…
Peki bu süreçte Hz. Hatice’ye talip olan/onunla evlenmek isteyenler kimler?
Mesela… Ebu Cehil
Mesela… Ebu Sufyan
Mesela… Ukbe bin Ebu Mu’ayt
Mesela… Es-Salt bin Ebu Ihab
Dönemin meşhur adamları yani.
Peki, hepsini reddeden kim? Hz. Hatice!
Bu arada Hz. Hatice ye taliplerin soyunu/sopunu biliyoruz; fakat nedense eş olmayı başaran ki şehrin önde gelenlerinden olmalı bu bahsedilen adamları niyeyse hiç mi hiç tanımıyoruz/bilmiyoruz!
Çok enteresan!
Dedim ya… Sadece isimler var, başka da bir şey yok!
PEKİ KİMDİR HZ. HATİCE?
Adı: Hatice bint Huveylid
Babası: Huveylid bin Esed bin Abdulaziz bin Kusay bin Kilab (Kusay, Hz. Muhammed Mustafa’nın 4. Hz. Hatice’nin üçüncü göbekten atasıdır)
Annesi: Fatıma bint Zaide bin el-Esamm
Künyesi: 1) “Tahire” : İffet ve temizliğinden dolayı; 2)“Seyyidetü’l Kureyşi; Kureyşin hanımefendisi…
İnancı: Hanif – İbrahimi
“ Ey mutlak hayatın sahibi varlığı idare eden Allah’ım. Rahmetinden yardım diliyorum. Bana yardım et. Beni biran olsun nefsimle baş başa bırakma. Bütün işlerimi ıslah et” dilinden düşürmediği duası…
HZ. MUHAMMED MUSTAFA İLE EVLENMEK İSTEDİ
Hz. Hatice Mekke’nin en zengin tüccarlarından biri de.
Güzelliği dillere destan, zekası; edebi, hayran olunası bir kadın…
Hem maddi hem manevi çok güçlü!
Halası mesela bir Pazar yeri bağışladı; o da daha sonraları Hz. Muhammed Mustafa’ya hibe etti; tebliğin ilk yıllarında ise tüm mal varlığını hatta…)
Yani… Varlık hayali eşlerden değil, aileden geliyor bu arada!
Bu dönemde kadınların nasıl ticaret yaptığı konusunu ise şöyle; kendileri kervana önderlik etmiyor; anlaşma yapılıyor. Ya kiralanıyorlar belirli bir ücret karşılığında kervanı götürecek kişi ile ya da kar ortağı olarak anlaşıyorlar.
Hz. Ebu Talib ile konuşuldu Şam a bir kervan gönderilmesi istendi; Hz. Muhammed Mustafa kervana önderlik etti, kar ortağı olarak anlaştılar.
Uzatmayayım…
Daha sonraları onca talibi olmasına rağmen herkesi reddeden Hz. Hatice Hz. Muhammed Mustafa ile evlenmek istedi; teklifi de kendisi götürdü.
Hz. Ebu Talib amcası Nevfel ibn-i Varaka den istedi (Bu kuzen değil amca) “İffet ve cömertlik sembolü yüceliğiyle nam salmış kızınız diyerek övdü…
Maktelu’l-Hüseyn, el-Muvaffak b. Ahmed Ebu’l-Mueyyed el-Havârizmî’den aktarıyorum: “Allah’a hamdolsun ki; bizi, Dostu İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in soyundan kıldı. Bize güvenli bir Harem, korunan bir Beyt verdi. İnsanlar dünyanın en ücra köşelerinden ve uzak beldelerden onu ziyaret için gelirler. Onunla soyumuzu yüceltti. Aramızdaki sevgiyi birleştirdi. Bizimle geçinen yüce, bize aykırı düşen ise zelil olur.
Asıl meseleye gelince: Biz size, kötülüğü savunmayacak kadar asil, iyiliğe engel olmayacak kadar şerefli biriyle geldik: Abdullah’ın oğlu Muhammed. Kendisi Kureyş’te kimle tartılırsa ağır gelir, kimle mukayese edilirse üstün gelir. Kendisi kızınız Hatice binti Huveylid’i istemekte, o da kendisine ilgi duymaktadır. Malı az olsa da, mal geçici bir gölge, yok olacak bir rızıktır. Ona kızınızı verin, ne isterseniz ben karşılayacağım. Dünkü bu yeğenimin şanı büyük ve haberi yüce olacaktır. (“Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra çok iyi öğreneceksiniz.”) (Sâd 88)
Hz. Ebu Talib’e inançsızdı; diyenler utanır mı bilmem?
Pek sanmam!
Olsun ben gene de yazayım!
Ve evlendiler.
Mehir meselesi önemlidir. Burada da bir sıra dışılık var; Hz. Hatice mehrini kendi malından ödedi. Mekke dedikodu kazanı kaynıyor tabi; Erkeğin ödemesi gereken mehri kadın mı ödermiş de falan filan…
Bunları çıkaranlar kim?
Reddedilen meşhur beyler… Ebu Sufyanlar, Ebu Cehiller falan filan.
Önce… Müşrikler…
Sonra… Baş munafıklar hani!
Ebu Talib’in bunlara tarihe düşen cevabıdır; “Bu sözleri söyleyenler kardeşimin oğlu gibi olsalardı değerin en yükseğini mehrin en fazlasını talep ederlerdi. Ancak sizin gibiler pahalı mehir vererek evlenirler”
KABE’DE KILINAN İLK NAMAZ
İlk Müslüman olanlar kimdi?
Hz. Hatice ve Hz. Ali.
Namaz tebliğin yedinci yılında emrolunmasına rağmen ilk namaz kılanlar Hz. Muhammed Mustafa, Hz. Hatice ve Hz. Ali’dir.
Hem de Kabe’de… İlk Kabe’yi tavaf edenlerde onlardır 7 kez ( Kabe tavafı putperestlerin çok daha farklıydı)
O çok uzun ve zorlu dönemleri tek tek geçmeyeyim; Burada önemli birkaç olay var; mesela Müslümanlara ve daha ziyade Haşimoğullarına uygulanan boykot! Bu tek taraflı anlaşma şartlarını yazıp Kabe’ye astılar…
Yazan Mansur bin İkrime’dir; daha sonraları o anlaşmayı yazan elini kaybetmiştir; çolaktır yani…
Bu anlaşmada dört madde esastır;
1) Haşimoğullarından kız alınmayacak
2) Haşimoğullarına kız verilmeyecek
3) Haşimoğullarına mal verilmeyecek
4) Haşimoğullarından mal alınmayacak
Ve… Tüm Müslümanlar ise şehrin dışına sürüldü; Ebu Talip vadisine.
Hz. Ebu Talib’in bir şiiri var; “Kabe’ye astığınız o yazınız / Salih’in deve yavrusu gibi size vebal olacaktır/ Uyanın, ayılın, çukurlar kazılmadan/ Ve suç işlemeyen de suç işleyen gibi olmadan önce/ Ara bozanlara uyup da bağlarımızı koparmayın/ O kadar sevgiden ve akrabalıktan sonra/ Savaştan sonra savaş açmayın, çoğu zaman/ Onlara savaşın acısını tattırırız/ Beyt’in rabbine kasem olsun ki Ahmed’i teslim edecek değiliz/ Zamanın şiddetinden ve sıkıntısından dolayı / Henüz sizin de bizim de boyunlarımız kesilmedi/ Eller de ateş gibi kusas kılıçlarıyla doğranmadı”
Üç yıl kadar devam eden açlık, sefalet, zulüm dönemlerinde Hz. Hatice tüm malını eşine Hz. Muhammed Mustafa’ya hibe etti ve insanlar doyuruldu! Tek bir kuruş bile kalmadı o derece…
Yani… Müminlerin annesi kimmiş?
Hz. Hatice imiş…
Kendini müminlerin annesi ilan eden birileri gibi Basra’daki arazileri kapatmamış…
Mirastan diğerlerini hakkını geçip kendine ayırmamış…
Şimdi güzel konuyu dağıtmayayım: Bu üç yılın sonunda Hz. Muhammed Mustafa amcası Ebu Talib’e bildirdi; “Ey amca. Allah bir güveyi Kureyşilerin sayfasına musallat kıldı. O sayfada ‘Allah’ adının yazılı olduğu kısım dışında hiçbir şey kalmadı.” Der.
“Bu sana rabbinden gelen bir haber midir?” diye sordu Ebu Talib, o da “evet” dedi.
Keza…
Ebu Talib ise bu sözlerden sonra bu bilgiyi halka açıkladı; “Eğer Ahmed’in dediği gibi olursa bu boykottan vazgeçilsin eğer yalan ise kardeşimin oğlunu size teslim edeceğim” dedi
Bu çakallar sevindi tabi… Kabul ettiler. Anlaşma yeniden Kabe’de açıldı ve sadece hakikaten de kalabalık gördü ki sadece Allah ismi kalmıştı; diğer yazılar güve yüzünden silinmişti.
Peki… Sözlerinde durdular mı?
Durmadılar. Ne zaman durdular ki?
Boykot devam etti; fakat bu olay da dilden dile yayıldı.
Şimdi… İki isim vardır; biri: Züheyr bin Ebu Ümeyye: Bu boykotun çok yanlış olduğunu; biran önce kalkması gerektiğini söyledi.
Diğeri, Ebu Cehil; Yeni bir tane yapacağız, bu kez ne yırtılacak; ne parçalanacak vs.
Züheyr’e destek olanlar çıktı; Ebu Cehil’e de…
Kavga gürültü vs…
Fakat… Vadiden çıkış Hz. Muhammed Mustafa’nın emriyledir; zulüm başka şekillerde devam etti…
Ve İslam’ın en zorlu sürecindeki kilit isimlerden biri ise: Hz. Hatice idi.
HZ. MUHAMMED MUSTAFA’NIN KIZLARI
Şimdi… Bir mesele daha var; Hz. Muhammed Mustafa’nın vefat eden kızları:
1) ZEYNEP: Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale’nin oğlu Ebu’l As ile evlendi. Tebliğ’den sonra İslam’ı kabul etmedi; Bedr savaşına katıldı; esir düştü.
Daha sonraları Müslüman oldu; o ara Hz. Zeynep annesinin ( Hz. Hatice ) hediye ettiği gerdanlığı fidye olarak vermek istedi; Hz. Muhammed Mustafa gerdanlığın geri verilip Abu’l As’ın serbest bırakılmasını rica etti; kabul ettiler; ki daha sonra Müslüman olmuştur bu adam.
Hz. Zeynep ise genç yaşında vefat etmiştir. Umame adlı bir kızı vardı.
2) RUKİYYE: Ukbe bin Ebu Leheb ile evlendi; Mesed suresi nazil olunca Ebu Leheb oğluna boşamasını emretti. Kızı eve döndü; ayrıca Hz. Rukiyye’nin Osman bin Affan ile evlenmesi filan tamamen uydurmadır!
3) ÜMMÜ GÜLSÜM: Uteybe bin Ebu Leheb ile evlenmiştir. O da kız kardeşi gibi Ebu Leheb tarafından boşatılmıştır. Daha sonraları Ümmü Gülsüm Osman bin Affan ile evlenmiştir.
Uzun sürmemiştir; şöyle ki…
Müsle: Eski bir Arap geleneğidir bu yazmışımdır çok. Savaş meydanında öldürüldükten sonra cesetten koparılan parçalardır. El, ayak, burun, kulak vs.
Hz. Muhammed Mustafa yasaklamıştır!. Uhud savaşı nı bilirsiniz, Hz. Hamza’ya müsle yapılmıştır. Hint sadece ciğerini değil, kulaklarını, burnunudakesilmiştir. Hatta bir kolye yapılıp müşrikler arasında gezdirmiştir filan.
İşte… Hz. Hamza’nın burnunu kesen kişi: Muaviye bin el-Muğre’dir.
Osman bin Affan bu adamı evinde saklamıştır.
Anlatsanız ya bunları anlatmazalr!
Ümmü Gülsüm ise “Allah resulünün düşmanını evimde saklayacak değilim” deyip babasına haber gönderdi.
Hz. Muhammed Mustafa Hz. Ali’yi gönderip kızını geri aldı ve Osman’dan boşattı; sonra da o adamı da buldular vs.
Velhasıl…
Çok uzattım ama gelelim asıl olaya…
Ayşe ve Hafsa’ya!
Kur’an-ı Kerim’de Tahrim suresinde çok açık ve nettir. Övülmüş ve yerilmiş kadınlar vardır.
Ne der, açın okuyun; Türkçe okuyun Arapça okuyun Farsça okuyun, bulursanız Sanskritçe okuyun hep aynı kapıya çıkar…
Hafsa bint Ömer ve Ayşe bint Ebu Bekr’e nasihat eder; Nuh’un karısı; Lut’un karısı gibi olmayın der.
Pek dinlemediler, uzun uzun yazmayayım yine…
Övülmüş kadınlardan olun dendi de kimdi onlar?
Asiye ve Meryem!
Hz. Muhammed Mustafa’nın da sözü vardır keza; “ Bunlar cennet ehlinin en faziletli kadınlarıdır; Huveylid’in kızı Hatice; Muhammed’in kızı Fatıma; İmran’ın kızı Meryem; Muzahim’in kızı Asiye( Firavun’un karısı) “
Hz. Fatıma ne der?
“Ben Haticetü’l Kübra’nın kızıyım”
Peki ne ara neden Hz. Hatice unutuldu da; Ayşe bint Ebu Bekr “müminlerin annesi” ilan edildi?
Ne ara, “kocakarı”; “yaşlı”; “dul” diye yalanlar, iftiralar atıldı, küçümsendi Hz. Hatice?
Bu… Kimin işine yaradı?
Utanmazca, Buhariler, Taberiler; Müslimler, “Allah sana yaşlısının yerine daha gencini verdi” gibi, rezilce uydurmaca, kurmaca aşağılık hadisler anlatıldı /yazıldı?
Ezberletildi…
Bakınız… Ayşe bint Ebu Bekr’in Emeviler ile ilişkisini; çıkarını; hesabını çözmeden neden bu kadar yüceltildiğini anlamanız da mümkün olmayacaktır…
Yüzyıllar boyunca…
Cehalete, uydurma hadislere devşirdiler İslam ı…
Aydınlık ışığı karanlığa hapsettiler.
Bakın Ehl-i Beyt’in kadınlarına!
Hz. Hatice: Hz. Muhammed in eşi; yazdım ne yazayım…
Hz. Fatıma: Fedek i işleten, hesap kitap bilen, hakkını isteyen, boyun eğmeyen.
Hz. Zeynep: Hz. Ali ve Hz. Fatıma nın kızı. Kufe hutbesini dinleyin de o sözler, o zeka, o belağat. Hepsi okur yazar, her türlü ilme hakim…

Sukeyna: Hz. Huseyn in kızı; ağırbaşlı onurlu demek. Şair! Öyle sıradan da değil. Bilgili, öylesine bilgili, eğitimli ki zamanın en meşhur şairleri önce okutur, ondan onay alırdı. Olmuş mu olmamış mı diye?
İslam’ın bu kadar yücelttiği kadınları kim cahiliye dönemine indirdi onu soracaksınız?
Kadını yok ettiler…
Kim karanlığa hapsetti?
Şimdi, hala aynı tantana; orucu neler bozar? Diş fırçalasak mı? Sakız çiğnesek mi? Kulağıma, bir yerime su kaçtı falan filan…
Bunlar soru mu?
Siz İmam Rıza’ya sorulan soruları duysanız feleğiniz şaşar, o sorulara verdiği cevapları duyunca başınızı duvarlara vurursunuz…
İmam Cafer-i Sadık ın bilgisine şaşar kalırsınız…
Size biraz anlatayım:
Mesela…
Cafer-i Sadık’ın Kufe’de bir okulu vardı. Tam dört bin öğrenci barındırırdı. Burada öncelikle pozitif bilimi ( matematik, fizik, kimya , biyoloji, felsefe) öğretirdi.
Bunun öncesinde sadece edep olgusunu tarif eder ve öğrencilerin edeplilerini okula kabul ederdi.
Meşhur lafıdır “ Edep aklın suretidir, dinin edebi dinden önce gelir. Kimin edebi yoksa dinide yoktur”
Sonrasında din kaidelerini öğretirdi.
Ehl-i Beyt Kuran-ı Kerim’i hiç bir zaman sadece din kitabı olarak tanıtmadı.
İlmin, bilginin, pozitif bilimin, uzayın derin biliminin, metafiziğin yegane merkezi olarak tanıtıp böyle okuttu.
Emevi zihniyeti hem Allah’ı hem de Kuran’ı korkulması gereken varlıklar olarak lanse etti.
Oysa… Anne, baba be herkese merhameti eken yüce varlıktan korkulmaz. O sadece sevilir ve kudretine de saygı duyulur.
Allah’tan korkanın cennette yeri yoktur. Çünkü korku yanlış yaptırır. Cennette sadece sevgi vardır. Sistem sevgi üzerine kurulmuştur. Oradaki sevgi buradakine benzemez.
Ne ara oldu bu kırılma?
İlk çok yazdım Ğadir-i Hum’dur.
İslam’a vurulmuş en büyük darbe ise Cafer’i Sadık’ın okulunun yıkılması ve öğrencilerin katledilmesidir. Cabir bin Hayyan ı çok yazdım biliyorsunuz….
Dünya tanıyor…
Kimin talebesidir? İmam Cafer’i Sadık’ın.
Bu arada ekleyeyim ki Cafer’i Sadık ve öğrencilerinin yazıtlarının Londra kütüphanesinde olduğu söylenir.
Ama doğru ya, bunları pek bilmiyorsunuz, anlatmıyorlar çünkü…
Aptal çoğunluk her zaman birilerini işine yarar çünkü!
Boyun eğdirmesi kolaydır!
Hep dediğim gibi…
Neye hizmet ettikleri önemli…
Kime? Dahası niye? Ve hep söylediğim gibi…
Bu soruların cevabını bulmadan İslam’ın nasıl ters yüz edildiğini anlamanız çok zor olacaktır…
Oysa…
Yalanlar deryasında hakkın bir damlası bile yeterlidir; yeter ki görmek istesin gözler ve duymak istesin kulaklar…
O zaman…
Hakikat bir halı gibi serilecektir önünüze…
Ve selam…
İlknur Altıntaş-ALINTI.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy