Hazırlayan ve kurgu: Hakan Kısa

HER EVE BİR ANTİKOR
* Bağışıklık sisteminin en basit tarifi:
Kendi takımından olduğunu anladığı maddeler, antijenler ve kendisinden olmayan antijenler arasındaki ayrımı yapabilmek ve vücudun yabancı işgaline uğramaması, uğradıysa kurtulabilmesi için sistemi devreye sokmak
* Bu sistem “gerekirse ölmeyi emrederek” elinde kılıcı ön cepheye yolladığı basit hücrelere -makrofajlar- ve düşmanın yaklaştığını uzaktan sezerek merkeze “düğmeye bas” emri veren yüksek teknolojiye sahip haberleşme sistemleri ve balistik nükleer silahlara sahip.
* Vücudun duvarlarla(deri) çevrili olmayan tüm giriş kapıları (gözler, burun, ağız boşluğu, sindirim ve üreme kanallarının açıldığı noktalar) yoğun olarak “lenf sistemi” diye bilinen sistem elemanları ile kontrol altında.
* Buralardan gelen sinyallere bağlı olarak verilen bağışıklık yanıtları arasında “antikor” yanıtı en gelişmiş teknolojinin eseri.
* Değişik durumlar için üretilen değişik antikor grupları var; IgA, IgM, IgG, IgD ve IgE olarak bilinen. Bunların her biri milyonlarca değişik “antijen”i bloke edebilecek birer kilit sistemi içeriyorlar ve duruma göre üretiliyorlar, yani vücudun önceden o antijenlerle karşılaşmış olması gerekiyor, -bir nevi “karakollardaki suçlu listesi, aranıyor ilanları” gibi- görüldüğünde derdest edilebilmek için.
* Bu noktada iki olası istenmeyen durum ortaya çıkabiliyor;
• Ya ilk saldırı o kadar şiddetli oluyor ki; ön cephedeki savunma yetersiz kalıyor ve savaş kaybediliyor, ya da bazen olduğu gibi dış düşmanlar, iç düşmanlar karışıyor ve vücut bilerek kendi hücrelerine de saldırmaya başlıyor.
Bunun vücuttaki karşılığı “otoimmün hastalıklar” şeklinde, politikadaki karşılığı da diktatörlükler şeklinde ortaya çıkıyor.

İlk savaş başarıyla verildiğinde ilk antikorlar da oluşmuş oluyor genellikle. Bu antikorlar:
1.Kısa ömürlü (IgA ve IgM)
2.Daha uzun ömürlü(IgG)
Bunlar bir müddet dolaşımda kalıyor ve güvenliği sağlıyorlar.
3.Sistemin esas başarısı ise “hafıza hücresi”olarak bilinen hücrelerin akıl sağlığına bağlı. Bu hücreler “düşman” olarak şifrelenmiş benzer bir hücre sisteme girer girmez artık ne üreteceğini bilen antikor üretim merkezlerine sinyali vererek bu defa çok daha hızlı ve üst derecede bir bağışıklık yanıtını devreye sokuyorlar. Bu hafıza hücreleri de “ömürlü” maalesef, ama oldukça uzun ömürlüler. * İnsan vücudu genellikle 15 yaş civarında hemen bütün olası hastalık yapıcı organizmalarla karşılaşmış ve gereken “hafızayı” oluşturmuş durumda oluyor.
Bu ilk nesil hafıza hücreleri 20-30 yıl arası gerekli korumayı sağladıkları içindir ki o yaşlar genellikle daha sağlıklı geçiyor enfeksiyon hastalıkları yönünden.
Bu yaşlardan sonra yetişen hafıza hücreleri daha kısa ömürlü olsalar bile gene de 10-15 yıllık korunma sağladıkları biliniyor ama bundan sonra, yani 65 yaş üzerinde enfeksiyonlara direnç azalabiliyor.
Bir mikroorganizmanın sizi hasta edememesi için; ya ilk karşılaştığınızda bağışıklığınızın ön cephe elemanlarının onu erken dönemde ortadan kaldırabilmesi, ya da hızla verebileceğiniz bir antikor yanıtının hazırda olması gerekiyor. Her iki durumda da maruz kaldığınız mikrop miktarı önemli; bağışıklığınız ne kadar iyi olursa olsun, yoğun mikroba maruz kalmak -antikorlarınız olsa bile- hastalıktan korumak için yetmeyebiliyor.
* Antikor oluştuğunun gösterilebilmesi ise temelde bağışıklık yanıtınızın yeterli düzeyde olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bunun sayısal değerlerinin koruyuculuk ile ne kadar bağlantılı olduğu ancak uzun süre gözlemle anlaşılabilen bir gerçeklik olacaktır ama ilk planda dikkatli davranmak ve ölçülebilir bir bağışıklık yanıtının varlığı, mevcut pandemide yaşamı kolaylaştıracak bir gelişme olarak kabul edilmelidir.
“Aşıdan sonra antikor baktırma isteği anlaşılabilir ve iyi kullanılırsa son derece yararlı olabilecek bir girişimdir” diye düşünüyorum.
* Bu bilginin ilk etapta en önemli yararı etkinliğine biraz da şüpheyle bakılan Sinovac aşısına olan güveni sağlaması oldu, aşının bağışıklık yanıtını uyardığı artık kuşkusuz bir gerçek.

* Diğer bir gerçek de her bünyenin ayni yanıtı vermediğinin bilinmesi. Bu nedenle antikor seviyeleri beklenen düzeyin altında kalanların, belki de bunu bilip 3.,4. rapelleri ya da başka aşıları denemesi önemli olacaktır. * Antikor tayinlerinin ve önümüzdeki 1-2 yıllık süreçte seviye ve olası hastalık durumlarının dikkatli takibinin en önemli yararıysa; bağışıklık konusundaki bilgilerimize katabileceği muazzam zenginlik olacaktır.
* Bunun başarılabilmesi için “Söz uçar, yazı kalır” sözündeki gibi antikor tayinlerinin o bilgiyi değerlendirecek kurumlar, merkezler, araştırmacılarla paylaşılması ve kaydedilmesi gerektiğinin çok önemli olduğunu hatırlatmakta yarar var.
* Yazının son sözünü tekrar vurgulamak isterim; herkes -körlerin filleri tarifi gibi- tuttuğu yeri kaydedebiliyor aklına;
1. Aşılı olsanız ve antikor seviyeleriniz çok yüksek olsa bile yoğun mikroba maruz kaldığınızda sizi hiçbir hastalıktan korumayacaktır.
Covid gibi kolay bulaşan bir mikroptan korunmak için tedbir almak şart.
2. Antikor seviyeleriniz ve koruyuculuk arasındaki ilişki belli değil, ama antikor varlığı önemli bir korunma sisteminin devrede olduğunun göstergesi, en azından kafanız daha rahat olabilir. Aşılı, antikoru olan ve dikkatli yaşayan dostlarınızla Haziran’da bir masa etrafında keyifle buluşabilirsiniz diye düşünüyorum.
3. Aşınızı -hangisini bulursanız- mutlaka olun.
Dr. Doğan Şenocak’ın bir yazısından -kısaltarak- alıntı

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy