Hazırlayan ve Kurgu : Hakan Kısa

En çok sorulan sorudur belki ve bir kere daha yazar mıyım evet yazarım!
İslam ne zaman bölündü? Mezhepler nasıl ortaya çıktı!
Bir kere baştan şunu söyleyeyim, Muhammed Mustafa s.a.a de İmam Ali a.s de bunu gayet iyi biliyordu; neydi o meşhur hadis?
-73 fırkaya ayrılacaksınız… Biri kurtuluştadır!
Bugün herkes diyor ki “işte o biziz”
Velakin o iş öyle değil!
1) Ğadir-i Hum!
“Büyük gölgelik günü “ olarak da bilinir; Hz. Muhammed Mustafa Hz. Ali’nin velayetini açıkladı.
Çölde o mevkide…

Emirdir bu; Allah’ın emri…
Ayeti var: Maide 67,“Ey Resul! Rabb’inden sana indirileni halka ilet! Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliği görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur! Allah, kâfirler topluluğunun doğru yolu bulmasını engeller!”
Ha, bunu zaten biliyordu Hz. Muhammed ama herkese açıkladı orada!
Başka biatler de vardır; ne olacağını bildiği için “Ali’nin yanında olun” diyerek çok güvendiği birileriyle konuşmuştur…
Bir ara yazarım bunları…

Evveli şu: Hz. Ali’yi kardeşi ilan etmesi ki dikkat ediniz; ikisi de Kureyşidir. Oysa, kardeşlik de Ensar ve Kureyş yakınlaştırılmak istenmişti. Ama Hz. Ali’yi Harun’u ilan etti. Hz. Musa ve Harun’u bilirsiniz; halefidir! Yerine onu bıraktı ne yaptılar, altın buzağı yapıp taptılar…
Harun olmak çok önemlidir? Her Peygamberin bir vekili, yardımcısı, vardır. Tek değildir!
Kur’an dan bölümler anlatayım anlarsınız…
Mesela: A’raf Suresi, 142 / “Musa, kardeşi Harun’a dedi ki: Sen, kavmim içinde benim halifem ol.”
Mesela: Taha suresi, 25-32 / “Allah’ım! Kardeşim Musa senden bir istekte bulundu ve şöyle arz etti: “Rabbim! Göğsümü benim için genişlet, işimi bana kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü anlasınlar ve bana ailemden bir vezir (yardımcı) ver; kardeşim Harun’u; onunla arkamı kuvvetlendir ve onu işime ortak kıl.”

Mesela: Kasas Suresinde, 35 / “Senin pazını kardeşinle güçlendireceğiz ve siz ikinize bir güç vereceğiz, artık size ulaşamayacaklar.”
Gelin görün ki Bazı şeyler hep tekrarlar kendini, tarih tekerrür eder; aynısını da yaşadık!
Uzatmayayım: Ğadir-i Hum da Hz. Nebi önce Sakaleyn hadisini aktardı: “Büyük ve değerli emanet Allah’ın kitabıdır. Kur’an-ı Kerim’dir. Onun bir ucu Allah’ın bir ucu da sizin ellerinizdedir. Ona sımsıkı sarılın ve asla sapmayın! Küçük emanetse benim Ehl-iBeyt’imdir. Tüm incelikleri bilen ve her şeyden haberdar olan Allah, bu ikisinin Kevser havuzunun başında bana kavuşuncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacağını bana haber vermiştir. Ben de Rabb’imden o ikisi için bunu diledim. O hâlde asla onlardan öne geçmeyin, yoksa helak olursunuz ve asla onlardan geride kalmayın yoksa helak olursunuz!”
Sonra dedi ki: “Ey insanlar! İnsanların müminler üzerinde kendilerinden daha yetkili olanı kimdir?”
Mevla yani!

Sensin ya Resulullah dediler; Hz. Ali yi çağırdı ve: -“Men küntü Mevla, fehaza Ğaliyyun Mevla”
Yani: “Allah benim mevlamdır; ben de müminlerin mevlasıyım. Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır”
Şimdi bazı sivri zekalar diyor ki “Mevla” dost demek!
Kıvıracaklar ya…
Şöyle oluyor!
“Allah benim dostumdur, ben de sizin dostunuzum ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur”
Kafa buluyorlar yani! Allah ıslah etsin ne diyeyim!
Burada bitmiyor tabi Hz. Muhammed Mustafa nın sözleri: “Allah’ım! Onu veli edinenin velisi ol. Ona düşman kesilenin düşmanı ol. Onu seveni sev, ona kin besleyene gazap et. Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak… Ve o nereye dönerse hakkı onunla beraber döndür. Bu sözlerimi burada hazır bulunanlar bulunmayanlara iletsinler!”
Sonrası bayram yeri…
Ki bayramdır Ğadir-i Hum.
Velayet açıklandı! Herkes Hz. Ali yi tebrik etti. Ömer bin Hattab “Ya Ğali tüm mümin kadınların ve erkeklerin mevlası oldun, benim de…” demiştir de sonra işler değişti biraz!
Ayrıca… Bir ayet daha vardır; bu önemli çünkü Kur’an-ı Kerim’in son ayeti.
O anda inmiştir… Velayeti açıklandığında…
Şudur: Maide 3, “Bugün dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı uygun gördüm…”
Nübüvvet bitti; ya ne başladı?
İmamet!
Peki kimdir İmam, İmam-ı Azam?
Hz. Ali
Bu arada… “İmam-ı Azam” Hz. Ali’nin künyesidir; Ebu Hanife’nin değil.
“Müminlerin Emiri” de onundur, sadece ona aittir; Hz. Nebi hayattayken kullanılmıştır hem de…
Tulekanın oğlu Muaviye bile kullandı o derece ele düştü!
Zaten onun sözlerini de lakaplarını da alıp alıp hep başkalarına mal ettiler ya, konuyu dağıtmayayım şimdi…
Peki, kaç imam var? 12!

12 halife hadisini hatırlatırım bu arada. Bugün hem “Sünni” hem “Şia” olarak tanımlayan herkes kabul eder bu hadisi!
Ehl-i Beyt imamlarını kabul etmeyen herkes bu hadisi açıklamak için baya bir uğraştılar, Emevileri kattılar, Abbasileri kattılar, sayılar tutmadı; birilerini çıkarttılar birilerini yok saydılar falan filan her şeyi yaptılar ama sayı hiç tutmadı!
İbn-ul Arabi en cesuruydu; “Ben bu hadisi hiç çözemedim, işin içinden çıkamadım” dedi, bıraktı!
Ğadir-i Huma döneyim: İmam açıklandı. Tabi, birilerinin başka hesapları vardı; hoşlanmadılar bu durumdan!
Çok olaylar oldu, neler neler… Hani ne derler çarşı Pazar karıştı, maskeler birer birer düştü…
“Resulullah, Resulullah” diye etrafında dönenler söz dinlemez oldu; Usame’nin ordusuna katılmayız dediler hatta…
Kim bunlar?

Ebubekirler, Ömer bin Hattablar, Osman bin Affanlar, Sa’d bin Ebu Vakkaslar, Talha bin Ubeydullahlar, Halid bin Velidler vs
Hz. Muhammed Mustafa şöyle demiştir: “Ey insanlar! Usame’yi komutan yapmamla ilgili bazılarınızdan bana ulaşan sözler de ne? Şimdi Usame’yi komutan yapmama itiraz ettiğiniz gibi, daha önce de babasını komutan yapmama itiraz etmiştiniz. Allah’a yemin ederim ki o, komutanlığa lâyık biriydi. Ondan sonra da oğlu buna lâyıktır. Usame’nin ordusunu donatın! Usame’nin ordusunun hazırlıklarını tamamlayın! Usame’nin ordusunu hemen gönderin! Allah Usame’nin ordusuna katılmaktan vazgeçenlere lânet etsin!”(es-Siretü’l-Halebiyye, 3/34/35)
Dikkat ediniz!
Lanet olsun diyor size, birilerine yani.
Hani her sahabe yıldızdı?
Hani hangisine bakarsak doğru yolu bulacaktık?
Sahabe var sahabe var!
Ne bileyim hani Halid bin Velid de sahabe; Sa’d bin Ubade de. Ama Halid bin Velid öldürüp kuyuya attı Sa’d’ı, sonra “cinler yaptı, ben yapmadım” dedi.
Mesela Sakife darbesinin askeri kanadından sorumluydu general yani. Ömer bin Hattab’ın sağ koluydu; bir işler karıştı sonra, Ömer bin Hattab öldürttü Halid bin Velid’i…
Bunları anlatsanıza…
Şu yılda vefat etti yazıp geçiyorlar… Arkadaş nasıl ama?
Amr bin As, Ebu Bekr’in oğlu Muhammed bin Ebu Bekr’i işkence edip eşek leşine koyup yaktı…
Veysel Karan iyi Sıffin’de Japonlar mı öldürdü?
Yoksa Hz. Nebi’nin “benim Ehl-i Beyt’im gökteki yıldızlar gibidir, hangisine bakarsanız doğru yolu bulursunuz”dan Ehl-i Beyt’i çıkarıp “sahabe” yi mi eklediler birileri?
Öyle ya Sırat-ı Mustakim!
Nasıl bir dosdoğru yol bu adamların yaptıkları.
Hadi burada keseyim, şimdi iyi günümdeyim, başka zaman yazarım!
Usame’nin ordusunda döneyim: Sonra bu kişiler tamam filan dedi ama hastaydı Hz. Nebi son hafta zaten bu şehadetinden hemen önceydi.
O ordu hiç kurulmadı anlayacağınız, o sefere çıkılmadı.!
Mesela…
Perşembe musibeti olayı vardır! “Kırtas vakası” da denir. Hz. Muhammed Mustafa hasta yatağında, bunlar odada; isimleri tek tek geçmeyeyim yine…
En sonunda neler olacakbiliyor çünkü, “Kağıt kalem getirin. Vasiyetimi yazacağım” diyor; Ömer bin Hattab, “Sayıklıyor” diyerek engel oldu…
Hepsini kovdu odadan, yanından!
Yazılmadı tabi vasiyet. Yazılsa ne olurdu ki? Ne değişirdi ya da?
Binler, on binlerce kişi dönmedi mi sözünden?
Fakat sözünden dönmeyenler de var… Azınlık bunlar, gerçek müminler, Müslümanlar…

“Muslimin”
Ne demek biliyorsunuz! Slm kökten selamette olan, yayan demek!
Mesela… Selman-ı Farisi
Mesela… Ammar bin Yasir
Mesela… Huzeyfe bin Yaman
Mesela… Ebu Zer el Giffari
Mesela… Mikdat bin Esved vs.
Sakife darbesi filan, o olayları geçiyorum; çok uzar yoksa yazı…
Selman-ı Farisi şöyle demiştir: “Ey Ebu Bekir! İçinden çıkamayacağın bir olayla karşılaştığında kime dayanacaksın? Bilmediğin bir şey sana sorulduğunda kime sığınacaksın? Senden daha bilgili olan, Resulullah’a herkesten daha yakın olan, Allah’ın kitabının tevilini ve Peygamber’in sünnetini en iyi bilen kişiden –Hz. Ali’den bahsediyor- öne geçmendeki mazeretin ne olacak? Ki Peygamber, hayatında onu herkesten öne geçirirdi; vefatı sırasında da onu size vasiyet etmişti. Fakat siz Peygamber’in sözünü arkanıza attınız, vasiyetini unuttunuz, sözünüzü tutmadınız, ahdinizi çiğnediniz ve kendi eliyle bağladığı Usame bin Zeyd’in sancağının altından çıkarak bağlarınızı kendi elinizle açtınız!” (Tabersî, el-İhticac, 1/99-100)
Bakınız Selman’ı Farisi çok önemlidir.
Neden?

Hz. Muhammed Mustafa’nın meşhur sözünü bilirsiniz: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. O halde ilim isteyen kapıya gelsin!”
Hz. Ali Hz. Muhammed Mustafa’nın babıdır; kapısıdır yani! Selman-ı Farisi de Hz. Ali’nin babıdır!
On bir Ehl-i Beyt imamının da babı var, tek tek isimleri yazmayayım şimdi kafanız karışmasın!
Mesela… İmam Cafer-i Sadık’ın babı Cabir bin Yezid el Cufi’dir.
Lakabı: Ettahaya.
Kırık kemikleri kaynaştıran demek; neden böyle bir lakap verilmiştir ona müminleri ilmiyle kaynaştırdığı için!
Öyle bir ilim yani!
Ve bütün bu kapılar nereye çıkıyor? İlim şehrine! Hz. Muhammed Mustafa’ya…
İmamet öyle kolay değil yani…
Geçenlerde bir yorum gelmişti; “Kur’an’ı yorumlamak” diye…
Kur’an yorumlanmaz!
Kur’an açıklanır!
Açıklayacak olan kişilerde Ehl-i Beyt imamlarıdır; açıklamışlardır da…
Öyle kafanıza göre, bu benim yorumum filan olmaz, öyle olduğu için zaten bugün işler bu kadar karışık!
Herkes alim arkadaş!
Onların ki “hak” sözdür. Değişmez, ne zamana göre, ne de kişiye göre!
İmamların sözlerinde bir tek çelişki bulmazsınız, bir tek farklılık, bir tek hata!
Özellikle aradım, küçücük bir şey. Yok!
Yoktur! Olamaz…
Hz. Nebi ne diyorsa Hz. Ali onu diyor. İmam Hasan ne demişse İmam Cafer onu diyor…
İmam ZeynelAbidin ne demişse İmam Rıza aynısını söylüyor, değişmez…
Etfraflarında sadece gerçekten inananlar, temiz insanlar…
Gerçek Müslümanlar…
Onların sarayları yok, şatafatlı hayatları, altın biriktirenlerden değil onlar!
Gönülleri fethedenler!
Ve azınlıktır; azınlıktadır onların etrafındakiler!
Öyledir ya hani:
“Va kalilun me hum. Va kalilun min ibadiya eşşekur”
Şu demek: “Kullar azınlıktadır. Kulların azınlığı şükredendir.”
Zalimler ve onlara inanan aptallar ise hep yığınlardır…
Tarih boyunca bu böyledir!
Kuraldır, değişmez.
Ama…

Onlar karanlığa mahkum etse de ışığı yayan, ışık saçan hep bu azınlıklardan, azlardandır!
Çok zulüm gördüler, öyle böyle değil…
Yine de İmamlar ve gerçek müminler onca zulme, onca kötülüğe rağmen hiç geri adım atmadı…
Koca imparatorlar, sultanlar bunlar. Hepsi korkudan tir tir titrettiler. Emevisi, Abbasisi İmamlardan neden bu kadar korktular sizce?
Aslında onlar hakikatten korktu!
Askerleri vardı, orduları vardı, el pençe divan adamları, para desen gırla, altınlarla dolu mahzenleri…
Niye ödleri patladı da hepsini zindanlara attılar, zehirlettiler, katlettiler!
Çünkü sahteliklerini, zulümlerini, adiliklerini gizlemeleri gerekiyordu.
Bu İslam değil diyorlardı! İslam’ın yolu bu değil, Sırat’ı Mustakim bu değil!
Müslümanlık bu değil!
Hz. Ali nin en sevdiğim sözlerindendir; “İnsan ikidir ya dinde kardeşin ya yaradılışta eşindir”
Bu şiarı unuttular, unutturdular…
Allah’ı severseniz iyi olursunuz, Allah’tan korkarsanız üçkağıtçı!
Sevgi insanı ışığa yöneltir; korku karanlığa çeker…
Onlar ki hep aynı şeyi söylediler:
Bu hak değil batıl!
Bu adalet değil zulüm!
Bu ahlak değil rezillik!
Her seferinde yüzlerine çarptılar hakikati…
E, onlarda bu düzenlerini ki devam ettirmek istediler.
“tağut” tam da budur!
Gerçek İslam’ı yok edip kılıfına uydurmaları, kullanabilecekleri, işlerine yarayan bir dine ihtiyaçları da vardı!
Bütün müşrikler, munafıklar toplandı, birleşti; yeni bir din inşa etti.
Hak batıl, batıl hak oldu.
Biatler bidatler!
Her şey birbirine karıştı!
Ve adına da İslam dediler. Biz Müslüman’ız!
Ve sonra haktan, hakikatten, adaletten, ahlaktan, ebepten bahseden herkesi yok etmeleri gerekiyordu ki yaptılar!
Sadece İmamları değil, Ehl-i Beyt’i seven herkese zulmettiler.
Gerçek bir mümin ve müşrik ya da münafık arasındaki en büyük fark nedir bilir misiniz?
Gerçek mümin asla korkmaz! Zalime asla boyun eğmez…
Neler yapıldı tarih boyunca, derileri mi yüzülmedi; ellerinden ayaklarından çiviler mi çakılmadı; ne işkenceler neler neler?
Hepse mi tıkılmadılar…
Ama… Hiçbiri bana mısın demedi. Diz çöktüremediler!
Öbürleri hep korkaktır. Hepsinin geberirken dudaklarından dökülen sözler de aynıdır.
Pişmanlık dol sözler, ağlar zırlarlar!
Ya diğerleri? Onurlu insanlar?
Mesela… El Ferazdak! Büyük Şair!
Zamanında bütün şairler Emevi sultanlarına güzellemeler dizerken neler neler yazdı!
Dalga mı geçmedi… O gösteriş meraklı halleriyle alay mı etmedi!
Hiç susmadı…
El Ferazdak Ehl-i Beyt’e gönüllüydü; gerçek bir mümindi. Gerçek bir Müslüman!
Defalarca hapse tıkıldı; şehirlerden kovuldu hiç ama hiç susmadı!
Velid Sultanken kardeşi Hişam Şam’dan kodaman takımıyla birlikte Medine gitti.
Hacı olacak hesabı!
Hacer’ul Esved e el sürmek istiyorlar, fakat çok kalabalık. İlerleyemiyorlar bir türlü. Bir tahtırevan getirtiyor, etrafa bakıyorlar filan…
O arada kalabalığın birine yol açtığını görüyorlar… Şaşırıyorlar tabi. Şamlılar da soruyor, bu kadar saygı gösterilen, bu kadar değerli adam kimdir merak ediyorlar…
İmam Zeyn-el Abidin bu arada o kişi…
Bu çakal tanımaz mı? Bozuluyor zaar, “tanımıyorum” diyor.
El Ferazdak da orada.
“Ben tanıyorum” diyor; “O İmam Zeyn el- Abidin’dir…”
Ve…
O meşhur Zeyn-el Abidin kasidesini yazıyor; doğaçlama, oracıkta…
Hişam hapse tıktı El Ferazdak’ı!
İmam çok üzülüp ona 400 dirhem göndermiştir; kabul etmedi, “Ben bunu içimden gelerek Allah rızası için yazdım; bağış için değil” dedi.
İmam “biz bağışta bulunduk mu geri almayız” deyip yolladı bu kez kabul etti.
Başka bir şey daha anlatayım size…
Hz. Nebi bir gün bir ziyarette bulunuyor; tam olarak nerede bilmiyorum. Bir bağı var adamın ve üzüm ikram etmek istiyor.
Bağın bekçisine “bir salkım üzüm getir” diyor. Getiriyor bekçi; adam bakıyor; üzümler ekşi. “Başka getir” diyor…
Üçüncü kez yine ekşi üzümleri görünce bağın sahibi kızıyor: “Sen kaç yıldır bu bağda bekçisin, daha tatlı ile ekşi üzüm arasındaki farkı anlamıyor musun?” deyince…
Adam, “Hiç yemedim. Ben yıllardır sizde çalışırım. Bana bekçilik yap dediniz; ama ye demediğiniz için de hiç yemedim”
Düşünebiliyor musunuz?
Böyle bir edep, böyle bir namus, böyle bir harama yüz çevirme!
Gerçek bir mümin!
Hz. Muhammed Mustafa’nın “Senin sülbünden biri gelecek ve benim Ehl-i Beyt’imin yanında olacak” dediği rivayet edilir.
O bağın bekçisi El Ferazdak’ın babası…
El Ferazdak soydan temiz adam yani!
Terbiye almış. Başını eğer mi hırsıza, gaspçılara, zalimlere!
Ve…
Şimdi esas konuya döneyim. Ne oldu da ikiye bölündü İslam?
Niye birileri biz ”Ehl-i Sünnet”iz derken birileri, neden “Biz Şia”yız dedi.
Şimdi “Şia” taraftar demek…
İlk Ali taraftarı söylemlerini Hz. Ali döneminde duymaya başlıyoruz. Bu bir mezhep bağlamında değil; şöyle ki…
Ğadir-i Hum’daki biadinden ( Ve diğer biatlerden) dönmeyen bazı sahabeler için kullanılmıştır.
Mesela Selman-ı Farisi, Ebu Zer el Giffari vs. Çünkü çok azınlıktaydılar, ama hiç dönmediler, unutmadılar sözlerini yeminlerini.
Üçüncü şehadet vardır; ilk ezana ekleyen Selman-ı Farisi’dir, Ebu Zer el- Giffari de okumuştur.
“Ve eşhedü enne Aliyyun veliyullah”
Ali nin velayetine şahitlik ederim demek!
Şikayet ediyorlar filan tabi; bak ezana ek yaptılar; Hz. Muhammed de ilk seferde “güzel söz duymuşsunuzdur” diyor, ikinci de, “E, zaten Ğadir-i Hum da biat etmediniz mi?” diyor.
Sonra…
Halife Ebu Bekr, Halife Ömer ve Halife Osman döneminde de duyulur ara ara“Alici bunlar” diyorlar yani…
Fakat başka bir olayla yükselir taraftarlık meselesi.
2)Sıffin
Bir tarafta Ali taraftarları, diğer tarafta Muaviye taraftarları!
Ali Şiası ve Muaviye Şiası!
Fakat esas olan “Muslimin” olabilmek; gerçek mümin yani.
İslam’da mezhep yoktur!
Hz. Ali imamdır; Ehl-i Sünnetir, dahası Ehl-i Beyttir.
Yani: Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt ayrılmaz, ayrılamaz!
Ama ayırdılar! Ama kelimede, az sabredin anlatacağım!
Abbasilerin ilk döneminde Emevi zehirini atacağız, biz güzel işler yapacağız, adil olacağız falan filan söylemleri yakınd zamanda masal oldu.
Aynı Emevilere benzediler.
Ama kurtulmaları gereken bir isim vardı! Kötü bir nam!
Emeviler adını silmeleri gerekiyordu; Muaviye’yi, Yezid’i, Mervan ve sülalesini…
Madem siz kendinize Ehl-,i Beyt’ i aldınız ki Ehl-i beyt’e herkesin sahip çıkması gerekir…
Allah’ın emri, Peygamberin emaneti…
Ama öyle olmadı işte…
E, o zaman biz de Muaviye Şia’sını “Ehl-i Sünnet yapalım” oldu.
İsim değişti yani, yoksa icraat aynı!
Sünnet demek onun yaptığı gibi demek.
Ama Halife Ebu Bekr ve Halife ömer in bazı/birçok davranışı Hz. Muhammed Mustafa nın sünnetine aykırıdır, farklıdır demiyorum dikkat edin…
Tam tersidir diyorum!
Bugün Halife Ömer’in sünnetini Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetini sananlar var…
Sonrakilerinde… Değil!
İkinci aşam daha detaylıdır; yeni bir şey inşa etmek için eskiyi yıkmak gerekir…
Muaviye nin yaptığı tam da budur!
O var ya Göbels’in atasıdır atası!
Neler neler yaptı!
Sanki kuzeni Osman’ı çok severmiş gibi ki sebep ve planlayıcısı odur; Amr bin As’ı kullanmıştır Mısırlılara gönderilen o mektup bulunsun diye sonra da Halife Osman öldürülünce Şam sokaklarında yaygara yapmıştır: “Osman’ın kanı, Osman’ın kanı” diye kanlı gömleği dolaştırıp Hz. Ali’ye katil demiştir!
Zibidi esas tuzağı kuran sendin!
Çakal…
Hadi bugün Ayşe bint Ebu Bekr, Mervan bin Hakem ve Osman bin Affan olayına girmeyeyim!
Neyse…
Bunun abisi Yezid bin Ebu Sufyan veba salgınında ölmeseydi, Şam valisi olamazdı…
O salgında Ubeyde bin Cerrah da ölmüştür; eğer o da ölmeseydi Şu’ra yı yapmaz direk onu Halife tayin ederdim demiştir Halife Ömer.
Sakife darbesinin 3 numarası bu! Öyle anlaşıldı orada çünkü!
Çok ilginç bulumuşumdur o veba salgınını; tarihi akışı biraz değişmiştir!
Velhasıl…
Uyduruk hadisleri çoğaltan Muaviyedir…
Bunlar belli kişiler, yani bugün Buhari, Muslim falan filan bunların üç ana kaynağı vardır:
*Ebu Hureyre
*Abdullah bin Ömer
*Ayşe bint Ebu Bekr
Soru şu: Neden Nebevi hadisler yok edildi; hatta hapse tıkıldılar?
Neden bu müşrik ve münafık tayfa hadisleri oluştururken bu anlatıcıları özellikle Ehl-i Beyt ve İmam Ali düşmanlarından seçti?
Bu sorular üzerinde düşünmenizi tavsiye ederim!
Peki, nasıl becerdiler bunu?
Şöyle…
‘‘Bölgenizdeki Osman taraftarlarını, sevenlerini, yakın akrabalarını ve faziletlerini anlatanları tespit edin. Onları meclislerinize davet edip yanınızda oturtun; onlara hürmet edin; onun hakkında hadis rivayet eden kişilerin isimlerini, babalarının ve aşiretlerinin isimlerini bana yazın.’ Onlar da bunu yaptılar; sonuçta Osman’ın faziletleri ve menkıbeleri hakkında çok hadis nakledilmeye başladı. Muaviye, hadis uyduranlara bağışlar, hilatler, hediyeler gönderiyor, araziler bağışlıyordu. Bu konuda çok cömert davranıyordu. Bunun neticesinde bütün şehirlerde hadis uyduranlar çoğalmaya başladı. Mal elde etmek, iktidara yakın olabilmek için âdeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Bunların isimleri, devlete yakın adamların listesinde yer alıyordu.” ( el-Leali’l-Masnua, 6/286)
Bir diğeri…
“Muaviye, sahabeden ve tabiînden bir grubu Ali hakkında onu küçük düşürücü ve insanları ondan uzaklaştırıcı çirkin hadisler uydurmakla görevlendirdi ve onlar için iştahları kabartacak ödüller koydu. Böylece onlar da Muaviye’yi razı edecek hadisler uydurdular. Ebu Hureyre, Amr b. As, Muğire b. Şube ve Urve b. Zübeyir onlardandır.” ( Ebu Cafer el-İskafî)
Bir tane daha vereyim…
“Osman hakkındaki hadisler bütün şehirlerde ve nahiyelerde çoğalıp yayıldı. Bu mektubum size ulaştığında insanları sahabenin ve ilk halifelerin faziletleri hakkında hadis nakletmeye çağırın. Müslümanlar arasında Ebu Turab hakkında nakledilen her hadisin karşısında sahabe hakkında onunla çelişen bir hadis nakledin. Bu, benim daha çok hoşuma gider ve beni daha mutlu eder. Ebu Turab ve onların delillerini çürütmek açısından da bu daha etkili bir yöntemdir ve bu onlara Osman’ın menkıbeleri ve faziletlerini anlatmaktan daha ağır gelir.” (es-Sakife İnkılâbun Ebyaz, 282, el-İstîab, 1/65’ten)
Bu arada, Çakal Muaviye Hz. Ali’nin “Ebu Turab” mahlas/lakabını kullanır ki, kim olduğu bilinmesin!
Camilerde Ebu Turab a lanet olsun deyince “Amin” diyen salaklar yani…
Ebu Turab kim?
Hz. Ali…
İşi kıvamına getirince direk adını da kullandı zibidi!
Ta ki o sülaleden nasıl böyle temiz bir adam çıktı bilmiyorum, numunedir; Ömer bin Abdulaziz’e kadar bu rezalet sürdü!
Siyasetin pis o çirkef yüzünün yükselişidir işte bu…
Siyasal İslam dedikleri şey tam da budur…
İnançla ilgisi yok, tamamen duygusal!
O kadar başarılı oldular ki, birkaç nesil sonra yalanlar gerçekmiş gibi, doğruymuş gibi kabullenildi!
Öyle ki…
900lü yıllardır, Ahmed bin Hanbel’e soru sormak için biri geliyor, yanında talebeleri filan var…
Adamcağız, “Ğadir-i Hum” deyince susturmak istiyorlar, izin vermiyor Ahmed bin Hanbel, sor diyor adama
“Hz. Muhammed böyle böyle dedi mi?”
“Evet” diyor Ahmed bin Hanbel.
Ki yazmıştır da…
O kadar silmişler yani; o kadar hakikati gizlemişler ki yalanın dibine vurmuşlar!
Yalan arsız sarmaşıktır, dallanır budaklanır…
İşin daha fenası şu:
Muaviye ve şurekası “tuleka”dır; Mekke fethinde zaten canları bağışlandı da mal mülk korkusunda “e hadi biz de inandık diyelim” dediler…
Baş müşrikler oldu baş münafık!
Bakın…
O uyduruk hadisler hepsi dinlerini inşa etmek için tuğlalarıdır!
Kur’an a, ;İslam a aykırı ne varsa doldurdular içini…
Gerçek İslam’ın içini boşalttılar…
En büyük kozları Ayşe bint Ebu Bekr’dir. Onlar çok iyi anlaşırlardı; araları iyidir Emeviler ile Ayşe nin.
Mesela… Muaviye Hz. Hasan’ı zehirlettiğinde elmas parçaları vardır o zehirde ciğerleri parçalanmış kanında boğulmuştur…
Öyle kalleştirler! Öyle kahpedirler…
Ve o birilerinin yere göğe koyamadığı Ayşe Emevi askerleriyle birlikte Resulullah’ın ciğerparesinin, ilk torunun tabutunu oklatmıştır.
Katıra binmiştir bir de…
Bir gün deve bir gün katır!
Saf düşmandır Ehl-i Beyt’e! İslam düşmanlarıyla düşmanlarla dost/müttefik olmuştur…
En büyük yalandır; 9 yaşında evlenmişmiş de daha çocukmuş da zırvalar zırvalar!
Evlendiğinde 21 yaşınaydı!
Geç bir yaştır, dönem itibariyle…
Risaletten 5 yıl önce doğmuştur; Hicret 13 yıl ekleyin, üç yıl sonra da evlenmiştir!
21 yani…
Hadislerini inceleyin nasıl bir karakter?
“Yok ben sıramı kimseye vermem”
“Omzuna çıkardım beni çok severdi”
Meşhurdur bilirsiniz; “Senin Tanrı’nda senin hevanı düşünüyor”
Bu sözün hani ne kadar ucuz, bayağı, çirkin edepten yoksun olduğunu geçtim Ayşe bint Ebu Bekr bu sözüyle müşrik olduğunu itiraf etmiştir…
Şirk koşmuştur, sana inanmıyorum demiştir…
Tıpkı Nuh un ve Lut’un karısı gibi onlar da öyleydi, hatta geçen makalede yazdım Tahrim suresi…
Ve… Bence çok çok önemli bir itiraftır!
Öyle değil mi? Ben mi yanlış anladım yoksa? Ne demektir senin Tanrın-İlahın?
Soldan oku, sağdan oku… Yukarıdan bak, aşağıdan bak, yakınlaştır, uzaklaştır neresinden bakarsan bak çok açık ve net şirktir!
Ben senin Tanrına/İlahına inanmıyorum demektir…
Aslında… Münafıklık daha doğru bir tabir; Müslüman gibi görünür ama kalben inanmaz ya… Bir öyle bir böyle!
Mesela… Yezid münafık değildir; müşriktir. Bakmayın bazı kıt akılların “hazret” dediğine adam hiç gizlemedi; şiirlerini yazmıştım hatırlarsınız…
Velhasıl…
Bu kadar açık ve nettir…
İşte neden bu kadar revaçtadır Ayşe’nin uyduruk hadisleri? Bu sebepten dolayı.
Onlar… İslam ı çökertmek için hazinededir, madendir.
Muhammed Mustafa’ yı insanların gözünden düşürmek için bulunmaz fırsatlardır…
İşte sizin peygamberiniz budur dedirtmek içindir…
Kendi edepsizliklerine, adiliklerine, aşağılık zevklerine, sapıklıklarına alet etmek içindir…
O ki Alemlere rahmet olarak gönderilen, güzel ahlakın tamamlayıcısı!
E, nasıl kendi ahlaksızlıklarına uyduracaklardı? Kendilerine benzeterek; bir kopya yaratarak, yaptılar da…
Sizin Peygamberiniz işte budur dediler, bakın aynı bizim gibi…
Reziller!
Ve… Tepe tepe de kullanmışlardır bu uyduruk hadisleri iblisler…
Hala da kullanıyorlar!
Siz gerçek İslam’ı gerçek Hz. Muhammed Mustafa yı Ehl-i Beyt’ten öğrenin de görün neymiş!
Kimmiş!
Bir daha dönüp bakar mısınız acaba bu çirkin yalanlara, iftiralara!
Ve selam
İlknur Altıntaş-Kısa bir Alıntı.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy