Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa

İSTANBUL BOĞAZINDA İLK KÖPRÜ 2533 YIL ÖNCE YAPILDI
* Pers kralı 1. Dareios’un İskit seferi sırasında Samoslu mimar Mandroklees tarafından MÖ 512 yılında inşa edilen ve gemilerin birbirlerine demir kıskaçlarla çengellenmesiyle oluşturulan köprü, İstanbul Boğazının ilk köprüsüdür.
“Dareios, Skyth Seferine Çıkıyor
85. – …Dareios Susa’dan çıktı, üzerinde köprünün kurulmuş olduğu Bosphoros’daki Khalkedon’a geldi; orada gemiye bindi, Kyaneia adalarına gitti.

Boğaz Köprüsü
87. – Denizi seyreden Dareios geriye döndü ve Samoslu Mandrokles’in yapmış olduğu köprüye doğru yelken açtı. Bosphoros’u da gördü ve deniz kıyısına beyaz mermerden iki direk diktirdi; birine Asur, öbürüne Yunan harfleriyle, savaşa götürdüğü halkların dökümünü yazdırdı; imparatorluğundaki ulusların hepsini götürmekteydi. Bütün bu birliklerin hesabı yapılmıştır, donanmayı saymazsak, atlı yaya hepsi yedi yüz bindir; ayrıca altı yüz gemi toplanmıştı. Sonradan Bizanslılar bu direkleri kente taşımışlar ve Orthosia Artemis sunağını yapmışlardır; Asur yazılarıyla dolu bir tek taş, Bizans’daki Dionysos tapınağı için ayrılmıştır. Benim hesabıma göre, Dareios’un Bosphoros üzerine kurduğu köprü, Bizans ile Pontos Euxeinos’un ağzındaki tapınağın orta yerine düşer.


88. – Bu çarçabuk yapılmış olan yapı hoşuna gitti; mimarı, Samoslu Mandrokles’e verilebilecek her şeyin on katını verdi. Mandrokles bunlarla, aslına bakarak yapılacak bir tablo için ödül koydu ve tabloyu Samos’daki Here tapınağına astırdı: Resim, Bosphoros üzerine atılmış olan köprüyü, şeref yerinde oturan Dareios’u ve boğazı geçmekte olan orduyu gösterir; bir de şu yazıyı yazdırdı:
Mandrokles bu sunguyu Here için ayırdı
Balıkları bol Bosphoros’da dalgalara hükmeden bir köprü
Bu değersiz tablo bu duvarlara asılsın
Zira Dareios’un planlarını uygulayan adam
Kendisinin ve Samos’un şerefini yükseltti.
Bu işi yöneten adamın bıraktığı anıt böyledir.”
Herodot Tarihi/Dördüncü Kitap:Melpomene
Çeviren: Müntekim Ökmen

http://www.istanbultekneturlari.com/istanbul-bogazinin-olusumu

Genel olarak İstanbul coğrafyası ve İstanbul Boğazı 4. jeolojik zamanda oluşmuştur.

Ancak İstanbul Boğazı’nın nasıl oluştuğu sorusuna kesin yanıt verebilecek dünyaca kabul görmüş bir görüş yoktur. Bugüne dek yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda ağır basan kanı, jeolojik açıdan İstanbul Boğazı’nın deniz suları ile dolmuş bir fay çöküntüsü olduğudur. Buna göre, İ.Ö. 20.000 ilâ 18.000 yılları arasında, Buzul Çağı sonlanmış ve dünyanın büyük bölümünü kaplayan buz kütlelerinin erimeye başlamıştır. Binyıllarca süren bir erime sürecinin sonucunda, İ.Ö. 8.000 ilâ 7.000’lerde Akdeniz’in suları ilk hâlinden yaklaşık 150 metre daha yukarı çıkmıştır. Deniz seviyesindeki bu büyük ölçekli artış nedeniyle Akdeniz’in suları Marmara’yı basmış; Marmara Denizi’nin suları da devam eden yükselmeler sonucunda da Karadeniz ile birleşmiştir. Boğaz’ın derinliğinin kuzeyden güneye azalma göstermesi, geçmişte kuzeydeki bu yükseltilerin Marmara’nın sularına karşı bir set görevi gördüğü ve bunların deniz seviyesindeki yükselmeyle aşıldığı savını güçlendirmektedir.

Ortaya atılan bir diğer görüşe göreyse İstanbul Boğazı’nın olduğu yerde çok eski çağlarda çok büyük bir akarsu geçiyordu. Başta Haliç olmak üzere, bugün Boğaziçi’nde koy olarak beliren yeryüzü şekilleri o dönemde bu akarsunun kollarının ana suyla birleşme noktalarıydı. Buzul çağı bitip dünyadaki buzul çözünmeleri başlayınca tüm sular gibi bu akarsunun da su seviyesi yükseldi ve günümüzdeki biçimini aldı.

Marmara Denizi’nin suyla dolarak Karadeniz’le birleşmesi olayı, mitolojide bilinen ve kimi kutsal kitaplarda da yer alan Nuh Tufanı ile de ilişkilendirilmiştir. Bu konuda da pek çok araştırma yapılmış ve 2001 yılında ABD’li araştırmacı Robert Ballard’ın bulgu ve savları büyük yankı uyandırmıştır. Çalışmaları 2001 yılı mayıs ayında National Geographic adlı coğrafya dergisinde de yayınlanmıştır. Ballard’a göre Buzul Çağı’nda Karadeniz, çevresinde verimli tarım alanları bulunan büyük bir tatlısu gölüydü. Günümüzden 12.000 yıl önce başlayan buzul çözünmeleriyle birlikte ortaya çıkan sular İstanbul Boğazı’nın güneyindeki engelin ardında birikmeye başladı. En sonunda bu engeli aşmayı başaran sular muazzam bir hızla Karadeniz’e akmaya başladı. Bir tatlısu gölü olan Karadeniz’e tuzlu denizsuyu doldu ve bu süreç boyunca Karadeniz’in suları günde 15 cm kadar yükseldi. Su seviyesindeki toplam yükselmenin 150 metre olduğu kabul edildiğine göre bu süreç 1000 gün yani yaklaşık 3 yıl sürdü. Tufan savını savunan bilim insanlarına göre verimli tarım alanlarını ve göl çevresi yerleşimleri yutan bu olağanüstü su yükselmesi kuşaktan kuşağa Nuh Tufanı olarak aktarılarak günümüze dek ulaştı.

İstanbul Boğazı, Karadeniz’den alçak, Marmara Denizi’nden yüksek bir konumda yer alır.Ortaya atılan bir diğer görüşe göreyse İstanbul Boğazı’nın olduğu yerde çok eski çağlarda çok büyük bir akarsu geçiyordu. Başta Haliç olmak üzere, bugün Boğaziçi’nde koy olarak beliren yeryüzü şekilleri o dönemde bu akarsunun kollarının ana suyla birleşme noktalarıydı. Buzul çağı bitip dünyadaki buzul çözünmeleri başlayınca tüm sular gibi bu akarsunun da su seviyesi yükseldi ve günümüzdeki biçimini aldı. Marmara Denizi’nin suyla dolarak Karadeniz’le birleşmesi olayı, mitolojide bilinen ve kimi kutsal kitaplarda da yer alan Nuh Tufanı ile de ilişkilendirilmiştir. Bu konuda da pek çok araştırma yapılmış ve 2001 yılında ABD’li araştırmacı Robert Ballard’ın bulgu ve savları büyük yankı uyandırmıştır. Çalışmaları 2001 yılı mayıs ayında National Geographic adlı coğrafya dergisinde de yayınlanmıştır. Ballard’a göre Buzul Çağı’nda Karadeniz, çevresinde verimli tarım alanları bulunan büyük bir tatlısu gölüydü.

Günümüzden 12.000 yıl önce başlayan buzul çözünmeleriyle birlikte ortaya çıkan sular İstanbul Boğazı’nın güneyindeki engelin ardında birikmeye başladı. En sonunda bu engeli aşmayı başaran sular muazzam bir hızla Karadeniz’e akmaya başladı. Bir tatlısu gölü olan Karadeniz’e tuzlu denizsuyu doldu ve bu süreç boyunca Karadeniz’in suları günde 15 cm kadar yükseldi. Su seviyesindeki toplam yükselmenin 150 metre olduğu kabul edildiğine göre bu süreç 1000 gün yani yaklaşık 3 yıl sürdü. Tufan savını savunan bilim insanlarına göre verimli tarım alanlarını ve göl çevresi yerleşimleri yutan bu olağanüstü su yükselmesi kuşaktan kuşağa Nuh Tufanı olarak aktarılarak günümüze dek ulaştı.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy