Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa


SAHİ, BUHARİ VE MUSLİM SAHİH Mİ?
Gerçeği bilmek neyi değiştirir?
-Her şeyi!
Gerçek sizi sadece özgürleştirmez; değiştirir; dönüştürür.
Ve…

Bir daha sizi kimse kandıramaz!
Hz. Ali a.s der ki, “İlimler hazinedir ve anahtarı da soru sormaktır.”
Bir başka yerde de der ki ; “Kalpler kilitlidir ve o kilidin anahtarı da soru sormaktır”
Ama doğru soru! Önce bilmelisiniz ki soru sorabilesiniz, bilen soru sorar, bilmeyen değil bilen soru sorabilir…
Peki, neden hakikat önemlidir?
Çünkü: Yalan toprağı üzerine hiçbir yapı tutmaz ve tutmamıştır! Siz hakikati bilmelisiniz ki yıkmalısınız o harabeyi. Ancak o zaman yeniden inşa edebilirsiniz…

Bir olayda zehrin nerede akıtıldığını görmelisiniz; yanlışın nerede doğduğunu bilmelisiniz…
Ki düzeltebilesiniz…
O hangi yaradır ki sürekli kanıyor, ve niye iyileşmiyor?
Önce sorunu bulmalısınız yoksa problemi çözemezsiniz.

Başka yolu yok!
Gerçek şudur ki: Şu an İslâm dünyası bidat denizinde kaybolmuştur, Müslümanlar ve kendilerini Müslüman sananlar!
Ve onları kullananlar…

Soru önemli dedim tamam ama bugün ne soruluyor?
-Şia mısın?
-Sünni misin?
-Alevi misin?
-Caferi misin?
Geçenlerde biri bana, “Aleviler, İlknur adını vermez, siz sonradan mı Alevi oldunuz?” diye sordu…
Merak!

-Bence sıkıntı yok; istediğinizi diyebilirsiniz. Alevi deyin, Aleviyimdir; sonradan oldu evet!
Olsun geç olsun güç olmasın!
Caferi deyin, İmam Caferciyimdir; Hüseyni deyin o da olur, çok da güzel olur hem de…
Ne bileyim, Ehl-i Sünnet deyin, gerçek Ehl-i Sünnet ama herkesin sünnetini katıp çorba yapmadan.
Ehl-i Beyt yolundadır deyin, öyleyimdir.
“Ali taraftarı” deyin çok da severim bu tabiri… Sağlam Ali taraftarıyımdır!
Muhammedi deyin o da çok şık olur.
Ama sakın bana bu müşrik münafık tayfanın; Emeviler’in çakma İslam’ından bahsetmeyin!
Haktan bahsedin ama batıl demeyin!
Aman diyorum…
Fakat bence yine de bu kadar karmaşaya hiç gerek yok; -“Muslimin” -Müslüman!
Aslı budur!
Düşünüyorum da…
“İyi bir Müslüman olmaya çalışıyorum” demek çok mu zor? Zor galiba…

Nedir ki aslında?
İyi insan olabilmektir bütün mesele…
Bakınız… İslam da mezhep yoktur; ama yazık ki bugün birileri mezhebini korumak için dinini yok ediyor.
Acımasızca, kalleşçe İslam katlediliyor! Paramparça oldu…
Yahu… Bırakın kim yalan söylediyse ortaya çıksın! Bırakın kim kalleşlik ettiyse bilinsin!
Hakikatten korkulmaz, niye korkuyorsunuz?
Bilin! Bilmekten daha güzeli var mı?
Zümer 9 da ne der? “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”
Geçen sene miydi ne? Hatırlamıyorum tam; bir yazıydı; biri bir soru sordu, ben bir şey yazdım sonra bir başkası Ömer bin Hattab ile ilgili yazdığım şeyden dolayı bana çok bozulmuş, “Nasıl savaştan kaçtı diyorsunuz? Hz. Ömer ‘kafirlere karşı çok şiddetli ‘ ayeti onun için söylenmiştir” falan filan dedi…
-“Uydurmayın” demiştim!
Keza bir savaş başarısı da yoktur Halife Ömer’in!
Sır değildir bu yani! Bir tane teke tek dövüştüğü isim bulmazsınız yok çünkü.
Çıkmadı ki hiç!
Ayrıca… Olmayabilir de… Hayır, kaçmışsa kaçmış; siz üzerinize niye alındınız?
Muslim ve Buhari bile yazdı bunu: “Halife Ömer, iki defa savaş meydanından geriye dönüp kaçtı.” (Sahih Buhari 2. cildinin 100. sayfasında (1320 Mısır baskısı; Sahih-i Müslim 2. cildinin 324. sayfasında (1320 Mısır baskısı)
Sonra bir anda kayboldu soru soran arkadaş! Bazıları var öyle, Aman Buhari aman Muslim dendi mi akan sular duruyor…
Kim bunlar ya! Kim?
Bu adamların yazdıklarını nasıl Kur’an’ı Kerim den üstün tutarsınız?
Hadisi Kur’an dan üstün tutmak nedir?
Oysaki geçen gün de yazmıştım ya: Casiye 6, “O halde Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise inanacaklar?”
Üstelik…
Hz. Muhammed Mustafa’nın sözüdür, “Benden bir hadis naklettiklerinde onu Kur’an a sunun, uyarsa kabullenin uymazsa duvara vurun”
Bu kadar!
Şimdi…
E, madem konu açıldı o zaman bakalım ne kadar sahih bu hadisçiler? Öyle deniyor ya: Sahih-i Buhari; Sahih-i Muslim!
Bakalım ne kadar sahihmiş? Test edelim! Kur’an a sunalım!
Uymazsa duvara vururuz…

Hatta… Ebu Hureyre ‘den masallarla başlayalım!
Yalancı/kedici Ebu Hureyre Yahudidir; eski Yahudi mitleri iyi bilir yani, İslam’a nasıl sokuldu bunlar?
Şöyle: Sahih dediğiniz Buhariler, Muslimler vasıtasıyla…
Hatta çok meşhur bir hikâyesi var, “Beni İsrail arasında şöyle bir adet vardı, herkes hep birlikte avret mahallini kapatmaksızın suya girip kendilerini yıkıyorlardı ve aynı zamanda birbirlerinin avrat yerlerine de bakıyorlardı. Böyle bir davranış onların arasında ayıp sayılmıyordu. Fakat Hz. Musa, kimse onun avrat yerini görmemesi için tek başına suya dalıyordu. Beniisrail Hz. Musa’nın bu tavrına karşı şöyle diyorlardı: Hz. Musa’nın tek başına yıkanması ve bizden uzaklaşmasının sebebi bedeninde bir noksanlık ve fıtık olduğundan dolayıdır. İşte bundan dolayı bizim onu görmemizi istemiyor.
Bir gün Hz. Musa yıkanmak için bir suyun kenarına gitti, elbiselerini çıkarıp bir taşın üzerine bıraktı ve suya daldı. Taş Hz. Musa’nın elbisesiyle birlikte firar etti. Musa da onun peşine koyulup; “Ey taş elbisem! Ey taş elbisem. Elbisemi nere götürüyorsun? diyordu. Nihayet Beniisrail Hz. Musa’nın avrat yerine baktılar! Allah’a andolsun Musa’nın bir noksanlığı yoktur (yani fıtık değildir) dediler.
Bu esnada taş yerinde durdu; Hz. Musa elbiselerini aldı. Daha sonra Hz. Musa taşı dövmeye başladı, öyle ki taş altı veya yedi defa inledi.”
(Sahih-i Buhari “Gusl” kitabının “Men İğtesele Uryanen” babında ve Sahih-i Muslim ikinci cüz’ünde “Fezail-u Musa” bab)
Şöyle bir hikâyesi daha var, “Ölüm meleği Hz. Musa’nın yanına gelerek; “Rabbinin davetini icabet et” dedi. Musa ölüm meleğinin gözüne bir tokat vurarak onun gözünü çıkardı. Melek Rabbine dönüp şöyle dedi: “Beni, ölmeyi istemeyen bir kuluna doğru gönderdin, o da vurup gözümü çıkardı.” Allah-u Teâla meleğin gözünü kendisine geri çevirip şöyle buyurdu: “Kulumun yanına dön ve de ki: Dünya hayatını mı istiyorsun? Öyleyse elini öküzün beline koy, eline ne kadar kıl çıkarsa onun sayısınca yaşayacaksın.”
(Sahih-i Buhari birinci cildinde cenaze bablarından olan; “Men Ehabb’ed- Defne fi’l Arz’il- Mukaddeset-i min” babında, Sahihin ikinci cildinde ise “Vefat-u Musa” bab, Sahih-i Muslim ikinci cildinde; “Fezail-u Musa” bab)
Ahmed bin Hanbel’de almış hatta Ebu Hureyre’den…
“Hz. Musa zamanında Melek’ul- Mevt (Azrail) kulların ruhunu almak için açık bir şekilde geliyordu, ama Hz. Musa yüzüne tokat vurarak gözü kör olduğu andan itibaren mahlûkatın ruhunu almak için gizli bir şekilde geliyor.” -Çünkü cahil insanların sağ kalan gözünü de kör etmelerinden korkuyor!
(İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inin ikinci cilt, Muhammed bin Cerir-i Taberi de kendi tarihinin birinci cildi)
Bu kadar masaldan sonra şunu da yazayım da biraz soluklanalım…
Adamın biri Hz. Ali’ye sorar: “Allah’a ibadet ettiğinde O’nu görüyor musun?”
Hz. Ali, “Görmediğim Rabbe itaat etmem” der.
“Nasıl görüyorsun?” dediğinde adam, “Gözler O’nu göremez, fakat kalpler iman nuruyla onu görmekteler…”
Şimdi devam edebilirim!
KONU: YARADILIŞ
Buhari şöyle yazmış: “Hz. Adem ile Hz. Musa karşılıklı konuştular. Musa ona dedi ki, ‘Ey Âdem sen bizim babamızdın. Bizleri hüsrana uğratıp cennetten çıkardın’; Adem de dedi ki, ‘Ey Musa! Allah seni kelamına seçti ve eli ile sansa yazdı. Şimdi Allah’ın beni yaratmadan kırk yıl önce yarattığı şeyden dolayı beni mi kınıyorsun?’. Böylece Âdem üç kez delil getirerek Musa’yı yendi”
Muslim ise şöyle, “İçinizden her birinin yaradılışı anasının karnında kırk günde toplanır. Kırk gün sonra kan pıhtısıdır. Sonra kırk gün sonra et parçasıdır. Sonra melek gönderilir ve ona ruhu üfler. Sonra o meleğe bu adamla ilgili dört şeyi, rızkını, ecelini, amelini ve saadete erdenlerden olup olmayacağını yazması emrolunur. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a andolsun ki içinizden bazıları cennet ehlinin amelini yapar ve cennetle onun arasında bir dirsek uzunluğundan fazla ara kalmaz; ama kitabın takdiri ona cehennem ehlinin işlerini yapıp cehenneme gider! Bazılarınız ise cehennem ehlinin işlerini yapıp ve onunla cehennem arasına bir dirsek uzunluğundan fazla ara kalmaz; ama kitabın takdiri ona cennet ehlinin işlerini yaparak cennete gider”
(Sahih-i Buhari; c8 s157 Kader Kitabı, Sahih-i Muslim; c4 2s042 h2652)
Hemen gene Kur’an’a sunalım… Hakikaten böyle midir acaba?
Kehf 29, “Ve de ki: Kur’ân Rabbinizden hak ve gerçek olarak inmiştir, isteyen iman eder, isteyen kafir olur.”
Bakara 256, “Dinde zorlama yoktur; artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.”
Zilzal 8, “Kim zerre miktarı hayr yaparsa onu görür; kim de zerre miktarı şer işlerse onu görür”
Gaşiye 22, “ Sen sadece hatırlatıcısın, onlar üzerinde zorlayıcı değilsin.”
Hiç kesmeden devam edelim:
Muslim şöyle yazmış, Ayşe bint Ebu Bekr’den ; “Resulullah bir gün Ensar’dan bir çocuğun cenazesine çağrıldı. Ben de dedim ki, ‘Ey Resulullah. Ne mutlu ki o çocuk cennetin serçelerinden biridir, hiçbir günah işlememiştir’ O da bana dedi ki, ‘Belli olmayabilir Ayşe, Allah bazılarını cennet için yaratılmışlardır, bazılarını da babalarının sulbünde iken cehennem için yaratılmışlardır…’”
Buhari ise şöyle, “Birisi Resulullah’a soruyor, ‘Cennet ehli ve cehennem ehli ayırt edilebilir mi?’ O da diyor ki, ‘Evet!’; adam da diyor ki, ‘Öyleyse niçin insanlar amel edip çaba harcarlar?’ Resulullah da diyor ki, ‘Herkes yaratıldığı veya kendine kolaylaştırıldığı şeye göre amel eder’”
(Sahih-i Muslim; c4 2036 h2643; Kader Kitabı, Sahih-i Buhari; c8 s152)

Peki, Kur’an ne diyor?
Yunus 44, “Allah halka zulmetmez! Ama halk kendi nefislerine zulmeder.”
Nisa 40, “Doğrusu Allah bir zerre dahi zulmetmez.”
Kehf 5, “Ve Rabbin hiç kimseye zulmetmez.”
Al-i İmran 117, “Allah asla onlara zulmetmedi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlar.”
Tövbe 70, Ankebut 40, Rum 9, “Biz onlara zulmetmedik; onların kendileri zalimdirler.”
Durun daha bitmedi!
KONU: ALLAH
Buhari ve Muslim şöyle anlatıyor:
“Allah kullarına görünecek. Tıpkı on dördüncü gecesinde ayı gördükleri gibi onu görecekler.”
(Sahih-i Buhari c8, s147; Sahih-i Muslim c1; s167; h183)
“Allah her gece dünyanın semasına iner” (Sahih-i Buhari c2, s66; Sahih-i Muslim c1; s521; h758)
“Ayağını cehennem koymasıyla cehennem dolacak” (Sahih-i Buhari c6, s173; Sünen-i Tırmızi c5; s390; h3272)
“Müminler tanısın diye ayağını ona gösterecek. Allah’ın iki eli, iki ayağı, beş parmağı vardır. Birinci parmağına gökleri, ikinci parmağına yerleri, üçüncü parmağına ağaçları, dördüncü parmağına toprağı ve suyu, beşinci parmağına diğer varlıkları koymuştur. Allah2ın yaşadığı bir ev vardır. Hz. Muhammed oraya girmek için üç kez izin alır. “ (Sahih-i Buhari c9, s159; Sahih-i Muslim c1; s168; h183)
O zaman gene Kur’an-ı Kerim’e bakalım:
“Gözler onu görmez” En’am 103
“Hiçbir şey O’na benzemez” Şu’ra 11
“Ve Musa Allah’ı görmek isteyince, Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu; “Beni asla göremezsin” A’raf 143
Şimdi… Ne yapıyoruz? Alıp bunların hepsini duvara vuruyoruz bu sahih denen uyduruk hadisleri!
Peki, Allah nasıl tanımlanır? Mühim olan o!
Ne diyor Hz. Ali?
“Hamd, Allah’a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma’buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman…”
Çok uzun bu! Nehcu’l Belağa’da var, merak edenler okusun…
Bir tanım daha vereceğim o da Huseyn bin Hamdan el-Hasibi’dir…
Kafir denen adamlardan.
Bu müşrik münafık Emevi/Abbasi tayfasının uyduruk İslamcılarının zındık, münafık vs ilan ettiği…
Bu masalları din diye yutturan zibidilerin kötülediği adam nasıl tabir etmiş bakın hayran olursunuz, içim titredi ilk okuduğumda…
“…Karanlıkların nurunu kapatamadığı, bütün mekânların gücünü kuşatamadığı, ululuğunun özünde madenlerin azalmadığı, hükümdarlığının sınırı olmayan O’dur. Şekle girmeyen ilk, yaratılamayan son, öncesizliği ve sonsuzluğunda ebedi, uluhiyetinde baki olan, yarattıklarına şahit olan, hikmetinin güzel tedbiriyle yaratılmışları yaratan, cisimlerle, şahsiyetlerle, biçimlerle, ruhlarla, değişken ve değişmeyen, benzeşen ve benzeşmeyen suretlerle onları var eden O’dur.”
Çok uzun bu da…
Merak edenler El-Hidayet’ül Kübra’dan okusun…
Nereden nereye geleceğim!
Yavuz Sultan Selim’i ne kadar bilirsiniz bilmem. Çok detaya girmeyeceğim, ama kısa bir şeyler söylemek isterim.
Annesi kimdir Sultan Selim in?
-Gülbahar Hatun!
Ayşe hatun da diyen var bu arada. Nedir soyu sopu aslı bu kadının?
İşte birileri diyor ki Dulkadiroğullarından gelir…
Birileri diyor ki cariyeydi…
Birileri diyor ki Trabzon’da Bir Rum Papazın kızıydı falan filan…
Ben de size başka bir şey söyleyeyim o zaman:
Adı: Liyona
Nesebi: Yahudi! Kökü Hayber’e kadar gider!
Özelliği: Hz. Ali düşmanlığı…
Ne tanıdık değil mi?
Neyse…
Bir mektup yazdığı rivayet edilir; oğluna bir vasiyet!
“Alevilere vergileri arttır. Eziyet et; dışla! Uymayana “terk-u İman” diyerek fişle! Ali’nin ecdadımıza yaptığı zulmün intikamını sen alacaksın!”
Bu arada “terk-u iman” ne demek? İmanı terk etmiş, bırakmış demek…
Şimdi…
Terk-u İman… Türk-Men!
Çok ilginç değil mi?
Alevilere inançsız kafir, zındık vs denir ya? Bak kökü nereye gidiyor!
İmansız!
İmanını terk etmiş!
Bunları söyleyen kimler peki?
Çok imanlılar… Müşrik ünafık tayfanın izinden gidenler…
Yahu Hz. Ali’ye bile dediler bunların ataları!
Namaz kıldığını görmedik diyeni var; Hz. Hasan’a, Hz. Ebu Talib’e ne iftiralar ne yalanlar…
İşleri bu: Çamur at izi kalsın, becerdiler de!
Fakat…
Şunu da söyleyeyim: “Allah zalime bir müddet verdi diye hesaba çekilmeyecekler mi sanırlar?”
Aslında… Osmanlı tarihine girmek istemiyorum ama bunu da söyleyip geçeceğim!
Osman mesela… Acaba o Osman mı sahiden? Yoksa Ataman mıydı?
Yani… Osmanlı beyliği mi yoksa Ataman Beyliği mi aslı?
Ottoman yani, Ataman oğulları…
Peki: Osmanlı Devleti nin ilk adı nedir?
Devlet-i Aliyye! Ali!
Kabusunuz biliyorum ama gene Ali! Yok yapacak bir şey…
Onlar…
Osmanlı ilk kuruluş, gerçek İslam’dan gelir; Moğollar da öyleydi. Bu müşrik münafık Emevi tayfasının uydurma, çakma İslam’ından değil…
O bozuk suretteki karanlıktan, kötülükten değil, ışıktan nurdan, iyilikten!
Özden! Kaynaktan…
Kuran’ı Kerim’in gerçek mesajından.
Manasından…
Onlar İslam’ı Muhammed Mustafa s.a.a ve İmam Ali ve diğer Ehl-i Beyt İmamlarından bildiler, öğrendiler.
Kuteybelerin, Yezid bin Muhalleblerin bin vahşetiyle değil.
O ara zaten pek yoktur Türklerden İslam’a geçen. Talkan’da yazdım hep bunları. Kuteybe yaptırdığı Merv Camisinde Cuma namazı kılanlara altın dağıtırdı, rüşvetle adam topladı.
Hakikaten de doldu taştı Cami…
İnsan budur! Unutan demek biliyorsunuz değil mi?
Unutur hakkı, hakikati, verdiği sözü, ettiği yemini, ahdini…
Yani çürükse kökü insanın dinini de satar, imanını da.
Her halt beklenir…
Neyse… Tabi bunlar uyanık sandı kendini, altınlar altınlar…
Kuteybe aptal mı arkadaş? Sana altın saçacak değil ya sonsuza kadar! Bir veriyorsa bin alacaktır bilmeliydiniz, bilemediler.
Çok sürmedi zaten…
Bu Arap ailelerini getirtti; yerleştirdi bunların evine; sonra bin pişman oldular da iş işten geçti…
Daha çok Soğdlar ve Farsiler İslam’a geçmiştir büyük kalabalıklar olarak.
Yani…
Türkler Ebu Muslim Horasanilerden ve sonrakilerden sonra bildiler, öğrendiler…
Hatta…
Moğol paralarında ne yazar? “Le İlahe İllallah; Muhammed Resulullah, Aliyyun Veliyullah”
Hani geçenlerde yazmıştım, bazı çakallar parantez açıp “Aliyyun Veliyullah” – Allah dostu demek, bu Ali Allah dostu demek yazıyorlar ya…
Bu müşrik münafık tayfanın zamane temsilcileri bunlar. Torunları…
O yüzden bayılırlar atalarına…
Hazret Muaviye derler, Hazret Yezid, Mervan babamız falan filan…
Yahu Amr bin As efendimiz var diyen var daha ne diyeyim! Başları sıkıştı mı çırılçıplak kaçarlar yani…
İblisler sizi!
Bunların pisliklerini, yalan tarihlerini kapatacağız diye heba oldular da olmuyor olmuyor olmuyor…
Hakikat fışkırıyor bir yerden işte!
Neyse…
Ne diyordum? Yavuz Sultan Selim’in katliamlarını yazmayayım şimdi; sayfalar tutar; ben size “yeniçeri” yeminini yazayım…
Mesela… “Gerçekler demine, pir gayretine, ya Ali, hû!”
Mesela… “Ey Muaviye ümmeti, ey düşman-ı Muhammedi, siz küfrani, biz şükrani, siz bir taraf, biz bir taraf.”
Sonra değişti tabi işler, Medine’ den oradan buradan gelen/getirtilen ağabeyler gerçek İslam’ı silip Muaviye İslam’ını monte ettiler…
Birkaç katliam; işkence, işte bildik hasat!
Devşirme operasyonu!
Zulümler… Zorlamalar onlar çok tanıdık!
Oldu ama becerdiler!
Sultanlar bayılır bu işe…
Siyaset ve din adamı bütündür; başları sıkıştı mı, bir fetva isterler;
”katli vaciptir” dedi mi hele…
Hüküm varken hüküm mü çıkartmadılar…
Ayeti varken uydurma hadislerle mi kandırmadılar…
Neler neler?
Kaç kişi bilir “hanifilik” mezhebini kuran Ebu Hanife değildir!
Ebu Yusuf’tur.
Talebesidir.
Ebu Hanife hapse tıkıldığında bu talebesi sistemi kurmuştur. Bu artık” “devlet mezhebi” oldu denmiştir…
Hocası hapiste bu“baş kadı” ilan edilmiştir!
Biraz evvele gidelim?
Filmi geri saralım yani…
Ebu Hanife kimin talebesidir?
İmam Cafer Sadık a.s’ın!
Ama kovulmuştur okuldan; bizzat İmam Cafer-i Sadık tarafından hem de.
Bu konu pek bilinmez. Pek konuşmazlar! İşlerine de gelmez aslında. Neden kovulmuştur ben söyleyeyim: Kendisine verilen bilgilere sadık kalmadığından ve kibrinden dolayı!
Bir bilenme vardır yani bu sebepten dolayı İmam Cafer Sadık’a, bir düşmanlık hatta… İçtihatları hükümleri terstir daha sonraları…
Ama…
Hz. Zeyd’in kıyamına Ebu Hanife destek de vermiştir; demiştir ki, “Deden Hz. Peygamber için Bedr ne demekse bu kıyam da senin için öyledir… Bu Emevi zalimlerine… Sana gelip yardım edemiyorum…” vs vs.
Hatta… Talebeleriyle 1000 dirhem göndermiştir yardım olarak.
Sonrası karışık biraz işte, çok karmaşık; tam Emeviler yıkılıyor, Abbasiler kuruluyor filan… Çok uzun mevzuu… İlerde yazarım onları da son şunu söyleyeyim:
“İmam-ı Azam” Hz. Ali’nin lakabıdır; ona aittir biliyorsunuz.
Peki bu lakabı neden Ebu Hanife’ye verdiler hiç düşündünüz mü?
Başka bir silsile çıkarttılar çünkü.
Ehl-i Beyt İmamlarını ve dahi Hz. Ali de bile siliyorlar. Bu Sultan Mansur tarihin gelmiş geçmiş en sinsi, en kalleş en kahpe adamlarından biridir…
Bu Mansur zalimi İmam Cafer-i Sadık’ı hep yok saydı; Kufe deki okul yıkıldı; talebeler katledildi; İmam zehirlenerek öldürüldü…
Velhasıl… Sonradan Ebu Hanife yi büyük “imam” ilan ettiler, ama hapiste de öldürdüler!
Ama Ebu Hanife der ki, “O iki yıl olmasaydı Numan helak olmuştu”
O iki yıl işte İmam Cafer-i Sadık’ın okulundaki zamanı.
O ilmi düşünün yani…
Uzatmayayım:
Ya hak tarafındasınızdır; ya batıl.
Ya aydınlıktır yolunuz, ya karanlık!
Ya görürsünüz, ya körsünüzdür!
Budur! Ortası asla yoktur…
Ya da yalancı/ kedici Ebu Hureyre gibi olursunuz; “Ali’nin arkasında namaz kılınır ama Muaviye’nin de pilavı yağlıdır” dersiniz…
Şunu da asla unutmayınız:
İnsan korktuğu bir şeyi asla sevemez, se-ve-mez!
O yüzden de tüm bu zalim Sultanlar, Firavunlar, falanlar filanlar kendilerinden korkulsun istediler.
İstedikleri tarihi yazdırdılar. Öyledir, tarihi kazananlar yazar, zalimler…
Taberi dediğiniz adam bu Abbasi Sultanları ne istiyorsa yazdı, çizdi, ne istiyorlarsa değiştirdi sildi etti…
Ne dümenler çevirdi…
Hepsinden ne paralar aldı; ki sırf 869 yılında üç halife değişti düşünün. unlar Abbasi Sultanları da ayrı bi cinstir; utanmadan kendilerine Allah’ın sıfatlarını verdiler.
Allah’ın gölgesi, yeryüzündeki halifesi yaptılar kendilerini.
-el-Mutasım Billâh,
-el-Mutazz Billâh,
-el-Mûsta
in Billâh,
-el-Muktedir Billâh vs
Ve…
İnsanları yarattıkları din ile kullanıp işlerine güçlerine baktılar. Fakat çok kısa sürmüştür; hepsi öldürüldü; birbirlerini yok ettiler, Samarralı Türk generaller canlarına okudu bunların…
Beğenmediklerini darbeyle indirdi, zindana attı, kimilerini öldürdüler falan filan.
Peçeli yi okuyanlar bilir…
Sefaları kısa sürdü anlayacağınız, geride bıraktıkları acılarsa büyük!
Yazık ki Emevilerin kurduğu tezgahı devireceğiz dediler başta ama olmadı!
Doymazlar çünkü, aç göz asla doymaz. Doymadılar da…
Altın, kan, vahşet…
Ne oldu peki? Kazık mı çaktınız dünyaya? Geberip gittiniz işte!
Aslında… Dünya zaten pek matah bir yer değil; “alçak” demek, “alçaltılmış” yer!
Arz!
Düşük… Sahte… Geçici!
Hz. Ali defalarca söylemiştir; defalarca demiştir ki, kanmayın dünyaya, dünya malına…
Burası sınav yeridir! Aldanmayın ona…
Velhasıl…
Gözlerinizi açmanız gerekir!
Hakikatten korkmayın…
Çalışın, çabalayın, öğrenin, bilenlerden olun…
Hz. Ali, “İki günü eşit geçiren insan hüsrandadır. Kendi ilmini her gün artırmayan eksilmiştir, kimin ilmi artacağı yerde eksiliyorsa ölüm onun için daha hayırlıdır” der.
Bu mezhepçilere de çok takılmayın!
Ne diyorlar?
4 hak mezhep! Bir ara o zamanları da yazarım. Bu mezhep kurucular birbiriyle kavga ederken talebeleri birbirini nasıl bıçaklayıp öldürdü…
Başka zamana artık!
Ama sorun:
1)Hz. Muhammed hangi mezhebe tabiydi?
2) Kuran ve peygamber bir şeyleri eksik bıraktılar da bu mezheplerin reislerimi bu eksikleri tamamladı?
İnsan az utanır!
Kur’an tahrif edilmedi, edilemez, mahfuzdur, kemaldir diye bas bas bağıracaksın sonra mezheple eksiği tamamlayacaksın öyle mi?
Allah akıl fikir versin!
Hz. Muhammed Mustafa ya eksik isnad edilmez!
Kur’anda Hz. Muhammed Mustafa ya ne dedi Yaradan; “inneke lakhulukin aziym “
Yani… “ sen yüce bir yaratılansın” Kalem, 4. Ayet.
Şunu asla unutmayınız…
Kur’an’da Peygamberlere verilen nasihatlar onlara değil insanoğluna verilmiştir!
Kur’an’da nazil olan her nasihat, her eksik, her hata Peygambere değil insana nazil olmuştur.
Allah tarafından Yüce olarak nitelendirilen varlıkta eksik olmaz!
Eksik bize nazildir.
Ve…
Kur’an sembollerle anlatılmıştır.
O da anlayana!
Çoğu ayet “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” dır. Kur’an’ın sembollerini kavrayabilmek için insanın önce kalp gözünü açması gerekir.
Nasıl olur bu?
İki şekilde…
1.Eğitilmiş vicdanın yönlendirdiği kamil akılla
2. Eğitimli vicdan ile tedrisatı yapılmış ve öğrenilmiş pozitif bilim ve üstündeki metafizikle.
Ve… Son olarak…
Alhac 46. Ayette ne der; “ feinnehe le ta’ma elabsar velakin taama alkulubü llezi fi alsudur”
Yani…
“Kör olan gözler değil göğsün içindeki kalplerdir.”
Ve Selam
İlknur Altıntaş-Kısa bir Alıntı.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy