HAZIRLAYAN VE KURGU : HAKAN KISA

Son yazılardan sonra Hz. Ali’ye sövgünün nasıl ve ne zaman kaldırıldığını sordular…
Yazayım: Ama önce…
Biraz da “Abbasiler” döneminde “Ehl-i Beyt”e yapılan zulümlerden de bahsedeyim…
Anımsıyorum; çocukken ne zaman Emeviler ve Abbasilerden bahsedilse
– “biri iyi”, -“biri kötü” denirdi!
Ne büyük yanılgıydı…
Şimdi… Abbasiler ilk zamanlarda “Emeviler” zulmünü ortadan kaldırmak için çabaladı. Şiarları şuydu: -Adalet, eşitlik, gerçek İslami değerlere dönmek vs.


Başa gelince işler değişir ya hep, sözler unutulur!
-E, siyaset de zaten budur…
Öyle de oldu, eşitlikmiş, adaletmiş, hakmış hukukmuş vs tüm bunlar kısa zamanda unutuldu…
Onlar zalimlikte, Emevilerden beter oldular bile diyebilirim…
Emeviler ile ortak noktalarıysa şuydu:
-Ehl-i Beyt ve Gerçek İslam düşmanlığıydı!

Onlar… Emeviler’in kurduğu sistemi daha da geliştirdiler:
Neydi bu?
-Tağut!
Yani: Emperyalist ve kapitalist sistem!
Mesela… Emeviler dönemindeki vahşetlerden birkaçını yazayım:
Abdülmelik bin Mervan( dün yazmıştım sonunda kafayı yedi)’ın sağ kolu ve “zalim” lakaplı Haccac bin Yusuf esSekafi’nin zulümleri çok meşhurdu…
Diğer bir lakabı da “kuleyb” di.
-Köpek yavrusu demektir; Emeviler ne isterse yaptığı, onların köpeği olduğu için halk tarafından takıldı bu isim…
Ve… Hicaz (Mekke/Medine) ve Irak’ın kâbusuydu!
Yaptıklarının bir kısmını “Talkan” Emeviler de anlatmıştım; kitabın ana karakterlerindendi.
Öyle zalim bir adamdı ki…
Öldüğünde Ömer bin Abdulaziz “şükür” namazı kılmıştır…
Hasan-ı Basri ise, “Allah’ım onunla birlikte sünnetini de yok et” diye dua etmiştir o derece…
Onun döneminde İslam’ın en büyük tarihi şahsiyetlerinden kimler mi katledildi?

Mesela… Sa‘îd bin Cübeyr,
Mesela… Yahya bin Muammer es-Sümâlî,
Mesela… Meysem es-Semmâr,
Mesela… Kümeyl bin Ziyâd,
Mesela… Kanber bin Kâdân vs.
Tüm bu isimlerin ortak özellikleri ise: Ehlibeyt’e gönül vermiş olmalarıydı!
Gelelim Abbasiler dönemine…
Mesela… Sultan Mansur!
İmam Cafer’i Sadık’ı zehirleten de budur!
Sadece bu da değil; yeni bir umut, daha da bir medeniyet dersiniz hani. Yeni binalar yapılıyor filan…
Medeniyet gelişiyor ya…

Bu adam… “Ehl-i Beyt” soyundan gelenleri kireçtaşından yapılan sütunların altına diri diri koymasıyla meşhurdu.
Bir kereesinde Hz. Hasan a.s ’ın soyundan bir çocuk, Mansur’un eline geçti. O da mimarına emir verdi; onun bir sütunun altına koyulup üzerine inşaatı yapmasını emretti!
Mansur mutlaka bir de gözetmen koyardı; -emir yerine getirildi mi getirilmedi mi?
Mimar dayanamadı; sütunun bir bölümüne hava girmesini sağlayıp aralık bıraktı; çocuğa da korkmamasını tembihledi; gece gelip kendisini kurtaracağını söyledi…
Hakikaten de dediğini de yaptı!
Şöyle dedi: “Beni ve burada çalışanları ele vermekten sakın. İzini kaybettir. Seni sütunun altında bıraksaydım deden Hz. Muhammed kıyamet gününde hasmım olacaktı. Şimdi buradan kaç. Anneni görmek için bile dönme.”
Çocuk ise mimara annesinin yerini söyleyip: “Anneme hayatta olduğumu, benim için üzülmemesini ve ağlamamasını söylersin.” (Es-Sadûk, ‘Uyûn ahbâr er-Ridâ, c. 1, s. 111–112.)
Bitti mi sanırsınız?
-Yazık ki bitmedi…
İbnu’l-Cevzî ‘der ki: “Mansur Küfe’ye girerken, beraberinde halleri çok kötü olan bir grup vardı. Bu grup, Hz. Hasan’ın soyundandı…”
El-Vâkıdî; “Bunlar, Hz. Hasan’ın soyundan 20 kişiydi. Mansur, onları Küfe’de zindana attı. Bazıları der ki: Onları Küfe’nin karşısında bulunan el-Hâşimiyye’de yeraltına hapsetti. Burada geceyi gündüzden ayırmak olanaksızdı. İçlerinden biri öldüğünde onu gömemiyorlardı. Ölünün cesedi, gözlerinin önünde çürüyor, etrafı dayanılmaz bir koku sarıyordu. (İbnu’l-Cevzî, et-Tezkira, s. 230.)
Hatta…

Et-Tabarî; onların susuz bırakılarak şehit edildiklerini yazar.
Devam edeyim…
Ya Harun Reşid ve katillerinden biri Hamîd b. Kahtaba et-Tûsî nin yaptıkları?
“Harun Reşid beni çağırttı ve bana bir kılıç verilmesini emretti. Kılıcı aldım. Harun Reşid yanımda duran adamın emirlerini yerine getirmemi söyledi. Kapısı kapalı olan bir evin önüne geldik. Yanımdaki adam kapıyı açtı. Evin ortasında bir kuyu vardı. Evin içinde üç kapalı kapı bulunuyordu. Adam birinci kapıyı açtı. İçeride Ali ve Fâtıma’nın soyundan 20 kadar çocuk, kadın ve erkek vardı. Bana onları öldürmemi emretti. Ben de öldürdüm. Cesetleri kuyuya attım. Sonra adam ikinci kapıyı açtı. Aynı işlemleri yaptım. Daha sonra adam üçüncü kapıyı açtı. 19 kişinin başını kopardım. Son olarak bir ihtiyar kalmıştı. Bana dedi ki: ‘Ey uğursuz yaratık! Yazıklar olsun sana! Kıyamet gününde dedemiz Hz. Muhammed’in huzuruna hangi yüzle çıkacaksın? Hz. Ali ve Hz. Fâtıma’nın soyundan 60 kişiyi öldürmüş olarak nasıl hesap vereceksin?’ Bu sözler içimi titretti. Elim, kolum çözüldü. Yanımdaki adam beni öfkeyle azarlayınca ihtiyarı da öldürdüm ve kuyuya attım. Mansur da daha önce Peygamber’in soyuna böyle davranmıştı.” (Es-Sadûk, age., c. 1, s. 109–110. 143)
Bitmedi…
Bir tane daha…
Nasr el-Cahdamî nin anlatımıyla aktarıyorum; “Peygamber, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i kucağına alarak şöyle dedi: Beni, bu ikisini, bunların anne ve babasını seven kişi, kıyamet gününde benimle birlikte benim derecemde olacaktır.” Mütevekkil, bu sözleri duyunca Nasr’a bin sopa vurulmasını emretti! Cafer b. Abdülvâhid araya girdive Mütevekkil’e dedi ki: “Yanlış anlamayın lütfen. Bu adam Ehl-i Sünnetten biridir!” Bu söz, Mütevekkil’i yumuşattı ve cezadan vazgeçti. Mütevekkil, Nasr’ın Şiî olduğunu zannetmişti. Onun Sünnî olduğunu anlayınca ses çıkarmamıştı.” (El-Hatîb el-Bagdâdî, Târîh Bagdâd, c. 2, s. 329.)
Ya diğer Abbasi sultanları?
Mesela… Mütevekkil, Yakup bin Sıkkît el-Edîb’i de öldürtmüştür.
Neden mi?
Yakup, Mütevekkil’in iki oğlu, elMutazz ve elMuayyad’in hocasıydı. ( Bu Muazz’ da sonraları kısa bir dönem halife oldu; Kabiha’nın oğlu; Peçeli’ de yazmıştım okuyanlar hatırlar)
Uzatmayayım…
Mütevekkil, bir gün Yakup’a sordu: “Bu ikisi mi yoksa Hasan ve Hüseyin mi senin gözünde daha değerlidir?”
O da dedi ki; “Allah’a yemin ederim, Hz. Ali’nin hizmetlisi Kanber bin Kâdân bile benim gözümde bunlardan ve bunların babasından daha değerlidir!”

Ne mi oldu?
Orada oracıkta…
-Dili kesildi…
-Başı gövdesinden ayrıldı…
Zulümleri, kahpelikleri yaz yaz bitmez…
-Hz. Ali’ye minberlerde sövülme meselesini zamanında Mervan bin Hakem’e de sormuşlar; “Neden Ebu Turab’a sövüyorsunuz?”
Ne dese beğenirsiniz?
-“Yönetimi ancak bu şekilde elimizde tutabiliriz!”
Çok uzun sürmedi tabi onun sefası da çocukları ve torunları kan kusturdu ümmete… Mervan’da Yezid’in karısı “Hind” tarafından zehirlendi…
Şimdi… Esas konuya döneyim;
– Hz. Ali’ ye bu sövgüler ne zaman ve nasıl kaldırıldı?
Ömer bin Abdülaziz tarafından…
Hicaz valisiyken kendi bölgesinde yasakladı ilk ( Haccac bin Yusuf esSekafi bunu kuzeni Velid bin Abdülmelik’e şikayet edince azledildi; Mısır’a döndü; daha sonraları Süleyman bin Abdülmelik onu kendinden sonra halife vasiyet etti. Ki silsile başkaydı! Yani, Ömer bin Abdülaziz aslına bakarsanız zorla halife ilan edildi; yalvar yakar aman başımıza geç, işler zıvanadan çıktı filan diye yalvardılar)
Ve… O da sonunda kabul etti…
“Ömer’in adaleti” künyesi ona aittir aslında; adildi, hakkaniyetli adamdı; iki sene kadar sonra zehirlenerek öldürüldü!
Ama… Kısa zamanda büyük işler yaptı; sonra gene eskiye/cahiliye dönemine dönüldü ya olsun…
Mesela… Fedek arazisini Ehl-i Beyt’e geri verdi, birileri hiç hoşlanmadı tabi; “Sen Ebu Bekir ve Ömer’in sünnetini çiğnedin” dediler…
Diş bilediler… O ise hiç tınmadı…
Müslüman olmayan tüccarların ödediği yüklü vergileri eşitledi.
Curcan kasabı Yezid bin Muhalleb’i azladip, geri çağırttı hapse tıktı( O kaçtı sonra hapisten; bu kez Türkleri, Soğdları bırakıp Araplar’a savaş açtı)
Rüşvet alan/veren memurları azletti…
Arazilerine el konanların malları iade edildi…
Mesela… Kuzeni Velid bin Abdülmelik’in Hristiyanların arazisini gasp edip büyüttüğü Emevi Camii’nin mülkiyet paralarını adamlara yıllar sonra geri ödedi…
Sarayda oturmayı reddetti, valilik konağında yaşadı…
Evinin bahçıvanlığını bile kendi yaptı…
Karısı Fatıma, Abdülmelik’in kızıydı; “bir tane yeterlidir” deyip bir gerdanlık bıraktı ve diğer mücevherlerini hazineye bağışladı…
Evet, Ömer bin Abdülaziz yıllarca süren bir rezalete, camilerden Hz. Ali’ye küfredilmesini yasakladı:
-Kendi dilinden neden böyle bir şey yaptığını yazayım:
“ Küçüklüğümde, ‘Utbe bin Mes‘ud’un soyundan birinin yanında çocuklarla birlikte Kur’ân dersleri alıyordum. Bir gün çocuklarla aramızda oynarken Hz. Ali’ye sövdük. Hocamız bizi duydu ve bundan hiç hoşlanmadı. Mescide gitti. Ben de çocukları bırakıp onun ardından mescide gittim. Ona ödevimi okuyacaktım. Beni görünce ayağa kalktı ve namaza başladı. Bana karşı soğukluğunu hissettirmek için namazını uzattı. Namazını bitirdikten sonra yüzüme sert bir bakış attı. Ona sordum: “Hocamın nesi var?” Bana dedi ki: “Ey oğul! Bu gün Ali’ye söven sen miydin? “Evet!” dedim. Hocam sordu: “Allah, Bedir Savaşı kahramanlarından razı olduktan sonra onlara ne zaman lanet etti?” Dedim ki: “Ey hocam! Ali, Bedir kahramanlarından mıydı?” Hocam: “Yazıklar olsun sana! Bedir’in tek sahibi ondan başkası değildi ki!” dedi. Dedim ki: “Ona bir daha asla sövmeyeceğim!” Hocam: “Bunu tekrarlamayacağına Allah tanık olsun!” dedi. “Olsun!” dedim. O günden sonra Hz. Ali’ye hiç sövmedim…”

Ve… Yine…
“ Babam Medine valisi iken cuma günleri minberin altında durur, onun hutbesini dinlerdim. Babam, hutbesini okurken çağlayan gibi gürler, fakat sıra Hz. Ali’ye sövmeye gelince afallar, dili ağzına dolanırdı. Bu durum bana tuhaf gelirdi. Bir gün dayanamayarak babama sordum: “Babacığım! İnsanlar arasında en güçlü hatip sensin. Fakat cuma günleri hutbeni okurken, iş şu adama sövmeye gelince ne oluyor da birdenbire kekelemeye başlıyorsun?” Babam bana şu cevabı verdi: “Oğulcuğum! Minberimizin önünde toplanan Şam ahalisi ve diğer şehirlerin ahalisi, sövdüğümüz bu adamın faziletlerini baban kadar bilselerdi onlardan hiçbiri bizim peşimizden gelmezdi!” Bu cümle, hocamın daha önce söylediği cümlelerle birlikte beynime kazındı. O zaman Allah’a ant içtim. Bir gün halife olursam bu haksızlığa son verecektim. Yüce Allah, bana halifeliği nasip edince Hz. Ali’ye sövgüyü kaldırdım. Sövgü yerine şu ayetin okunmasını uygun gördüm: “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Edepsizliği, kötülüğü ve haddi aşmayı yasaklar. O, düşünmeniz için size öğüt veriyor.” (Nahl,90) Bu emri bütün eyaletlere gönderdim. ( İbn Ebî’l-Hadîd, age., c. 4, s. 58–60.”

Velhasıl… O gün Ömer bin Abdülaziz’in verdiği karar/emir/tavsiye bugün de uygulanıyor…
Yani: Hutbelerin sonunda Nahl, 90’ın okunması sünneti Ömer bin Abdülaziz’e aittir…
Ve selam
İlknur Altıntaş-ALINTI

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy