Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa

Soru: Hz. Muhammed’in “Ben Arabım Arap benden değil” diye bir sözü var mıdır? Varsa neden böyle söylemiştir?
-Vardır!
Aslı şu: “Ene arabiyyun ve leyse elağrab mini”
Yani: “Ben Arabım, ağrab değilim!”

Açalım konuyu…
Arap başkadır, “Ağrab” bambaşkadır…
Mesela… Tövbe, 90-97 de çok geçer: Yerden yere vurulurlar Ağrabları…
Yalancıdırlar, güvenilmezdir, hilebazdır der vs.
Tövbe 97, “Ağrablar küfürde ve nifakta daha katıdırlar ve Allah’ın Peygamberine indirdiğini bilmemeye daha yatkındırlar. Allah bilendir, hâkimdir.”

İşte onlar “ağrab”lar; bedeviler olarak çevrilir genellikle, “el ağrabu”dur aslı; “kaba”, “kibirli”, “gelişmemiş bedevi soyu”dur.
Esas Araplar, gerçek Araplar Yemen’dendir çoğunlukla. Çok eski tarihine bakın, Yemenliler gelişmiştir; medenidir…
Mesela… Yemen/ “Sa’ba” melikesi “Belkıs” meşhurdur; tarihte en çok kadın kraliçe/hükümdar çıkaran ülke de Yemen’dir.
Suud ailesi, bugünkü Suudi Arabistan’ın kralları Prince Selmanları filan da Yemenlilere düşmandır.
Bu Suud sülalesi “Ağrabi” mi diyeceksiniz?
Değil, onlar Yahudi!
-Zaten anlarsınız da, Müslümanlara düşmandırlar, Muaviye dininden başka bir din icad edip adında“selefilik”, “vahabilik” dediler.
Bugün… Alim dedikleri adamlar, “Allah’ın ayakları var mı?”; “Elleri var mı” vs tartışıp duruyorlar…
Buhari ve Muslim’i kabul ederler, niye?
Bu kedici/yalancı Ebu Hureyre’den “Yahudi” masalları çoktur ya; severler.
Bir nevi ataya saygı diyelim!

O da Yahudidir ya… İslam’ın içine Yahudi bidatlerini doldurup Hz. Muhammad’in sünnetidir, hadisidir diye yüzyıllarca insanları kandırmadılar mı?

Dikkat ediniz…
Bu Suud ailesi/sülalesi; ne zaman İslam dünyasında bir şey olsa -hooop İsrail yanındadırlar…
Gıkları çıkıyor mu?
-Kudüs yakılmış, bombalanmış…
-Çocuklar öldürülmüş, katledilmiş…
-Kutsal yerler yıkılmış filan?
-Yemenlilere, Filistinlilere yapılan zulümler vs
Hiç umurlarında değildir… Kulakları kapalıdır, gözleri!
Konuyu dağıtmayayım:
Şimdi “şeriat “ne demektir?
-İslam hukuku diyeceksiniz…
Aslında… “Şeri”, “şeria” kökten “yol” demek.
Doğrusu: İslam’ın yolu; “sırat-ı mustakim”
Dosdoğru yol yani!
Sakın ola Emevi, Abbasi, Osmanlı şeriatı ile karıştırmayın; İslam’ın yolu o değil. O tam zıddıydı!
O sultanların/kralların paralı yardımcıları/adamları olan “kadı” dedikleri, istedikleri gibi hüküm/içtihat çıkartan; dini kendileri için elverişli/kullanışlı hale getiren ve çıkarlarını koruyan bir sistem yarattılar.
Adına da “İslam” dediler!
Zalimlerdi; bencillerdi, acımasızlardı…
Oysa İslam’da iki sütun vardı:
1. Adalet
2. Ahlak
Bu iki dev sütun İslam’ın özüdür!
Şimdi şöyle bakacaksınız olaya…
Bugün ya da dün İslam dünyasında adalet var mıydı?
-yoktu
Bugün ya da dün İslam dünyası ahlaklı mıydı?
-değildi
Peki neydi? Aynadaki bozulmuş suretti.
Batıl bir kopyaydı!
Evet, adı “İslam” ama İslam ile alakası yoktu…
İlk bidatler nasıl ortaya çıktı?
Nasıl çoğaldı?
Hak ve batıl nasıl birbirine karıştırıldı?
Ve… İş nasıl zıvanadan çıktı! Bunları zaman zaman yazıyorum zaten, kitaplarda, makalelerde…
Bugüne gelelim:
-işte buradayız…
Şimdi o “dosdoğru yol”da giden ilerlemeye çalışan insanlar yok mu?
-Elbette var… Hep vardı!
Ama çok azınlıktaydı, çok azdı…
Zaten öyledir; azınlıklardır gerçek müminler! Müslümanlar…
Ve… Diğerlerinin, inananların yazık ki kafaları çok karışık…
Ortada kalmış; Bir yol arıyorlar…
Lakin… Tuzaklar pek çok! Sahte şeyhler, şıhlar, kendini mehdi/mesih ilan edenler, neler neler!
Çoluğa çocuğa sarkan sarıklı sakallılar…
Bunların dillerinden: -Allah, -Muhammed, -Kur’an düşmez!
Ama…
Kalpleri kir pas içinde, sapkın insanlardır çoğu…
Plan çok eski, yeni değil…
İnsanlar cahil bırakıldı, kandırıldı; kafaları karıştırıldı…
-Gözlerine mil çekildi ki hakla batılı birbirinden ayıramayacak kadar kör olsunlar…
-Kulakları kesildi ki hakikati duymasınlar…
-Beyinleri iğdiş edildi ki anlamasınlar…
Bugünün en büyük sorunu budur: İnsanlar anlamıyor!
Söyleneni anlamıyor!
Okuduğunu anlamıyor!
Çünkü dinlemiyor…
Herkes kendini tasdik etmek istiyor; bildiğini sandığı şeyde ısrarcı. Kimse yanıldığını/yanılabileceğini itiraf etmek istemiyor!
Hakikate ısrarlar direniyor, reddediyor…
Uzatmayayım…
Operasyon başarıyla devam ediyor!
Hz. Muhammed Mustafa s.a.a’in çok sevdiğim bir sözü var: “Şüphesiz sizler aranızda iki sarhoşluk ortaya çıkmadığı sürece Rabbinizin açık delili üzere olacaksınız; ‘Cehalet sarhoşluğu’ ve ‘dünya sevgisi’ sarhoşluğu.”
1.Cehalet sarhoşluğu: Çoğunluk/ halk
2.Dünya Sevgisi: Azınlık/ üst tabaka
Genelde ikinci şıktakiler birincileri kullanır, kullanmıştır da…
Bu tarih boyunca böyledir bu!
Velakin hepsi ziyandadır!
Tıpkı… O küçük dev suredeki gibi: Asr, “Andolsun zamana. Şüphesiz insan hüsrandadır. Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar ve birbirlerine gerçeği gözetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler başka.”
Şimdi…
Kur’an’ı Kerim’de “muhkem” ve “müteşabih” ayetler vardır.
1.Muhkem: Açık,
2.Müteşabih: Kapalı diyelim!
Muhkem ayetler nettir; müteşabih ayetler ise net değildir.
Ya da… Esnetilebilir, geniş bakılabilir, ya da başka anlam çıkarılabilir diyeyim.
Bambaşka bir hale de sokulabilir ki yapılan tam da budur asırlar boyunca!
Müşrik/münafık tayfanın en bayıldıkları ayetler de bunlardır;
-“o öyle değil şöyle”,
-“o şöyle değil böyle” vs.
Kur’an ı Kerim’i tahrif edemedikleri için, bunu beceremediler, o öyle kolay değil çünkü…
Ne yaptılar?
Manasını bozdular, anlamını…
Nasıl becerdiler bunu? – Hüküm çıkartarak birilerine!
“İçtihad” denir buna…
İş o noktaya geldi ki “hükmü” sabit ayetlere bile “içtihad” çıkardılar/çıkarttırdılar…
Bilerek ya da cehaletten yanlış tefsirler yaptılar, yaptırdılar. (Genelde bilerek)
Mesela… Maide 38, “
“Hırsızın elini kes!” Nasıl kes?
-bilekten kes
-dört parmağı kes
Ya da… Elini kes, uzaklaştır demek mi?
Evet, bugün bunun bir cezası var, olmalı da…
Hapis cezası! Peki, bu hapis cezaları ne kadar caydırıcı?
Acaba… İçerde yakalanmama yöntemleri geliştirip daha da uzmanlaşıyor olabilirler mi?
-bence çok mümkün!
Peki, çözüm ne? Ya da kimsenin aklına gelmedi mi ki?
-“elini kes” derken uzaklaştır, vazgeçir?
Islah et ya da…
Ayetin devamında “tövbe edersen affederim” diyor.
Allah umudu kesmemişken sen niye adamın elini kesiyorsun?
Ayrıca…
İnsanın yanlıştan, kötüden uzak durmasını sağlamak, uzaklaştırmak, ıslah etmek, vazgeçirmek…
Nasıl mümkün olabilir bu?
1. Önce sen/yöneten adil ve ahlaklı olursa
2. O toplumda yaşayan insanlarda adil ve ahlaklı olabilirler!
Olur, emin olun, düzeliverir çok şey…
-Korku insanı dibe çeker; hele de gelecek korkusu…
-Çaresizlik insanı kötülüğe/yanlışa iter…
-Adaletsizlik insanın yüreğinde/ruhunda derin çukurlar açar…
Mutlu insan niye çalsın? Niye kötülük yapsın?
Bunlar hep mutsuz, çaresiz insanlardır…
-Sen adaleti sağla; ahlaklı ol ki çoğalsın…
Mesela… İtalyan mafyası ABD’de neden çoktu; ilk göçmenlerin hepsi mi mafyaydı?
Çaresizlik, işsizlik, ayrımcılık onları “hayatta kalmaya” zorladı.
İnsan bir yol arar, iyi bir yol; bulamazsa “başka yola” sapar.
Olması gereken: Örnek olmak; adil olmak; edebli olmak vs!
Gerçek İslam’ın yolu budur!
Peki, insanları en çok nasıl kandırdılar?
Bunlar kendilerine “harem”ler kurdular; valla yanlış hatırlamıyorsam Muktedir”in sarayında üç beş bin cariye vardı.
Halkı da oyaladılar, masallar anlattılar…
Mesela dediler ki, “sen çile çek, Allah çilekeş kullarını çok sever, cennette senin yerin hazır”
Ooo… Huriler, muriler, şarap akan ırmaklar, ne dilersen diler! Orada ne ararsan var; dünya malı boş ver, sahte bu dünya”
Öyle de, sana sahte değil ama bu dünya…
Oysa… Kur’an’ da insanların anlayabilmeleri için “semboller”, “teşbihler” vardır…
Bir kere “cennet” te kadın/erkek yok!
Beşer değilsin ki! “Süptil”, yani şeffaf bir bedenin olacak.
Yeme içme, sex, insani arzular, şehvet filan yok orada, onlar bu fani dünyada bedenin ihtiyaçları!
Onları aşmış oluyorsun zaten, aşarsan gidebilirsin, yükselebilirsin ya da, cenneti hak edebilirsin…
Ruh/öz varlık yiyeceği yemek değil ki…
Bu bedende “insan” olarak bunları tahayyül etmek zor tabi; o yüzden de Kur’an da “teşbih” kullanılmıştır; sıradan insan için nedir önemli olan, ne sonsuz mutlu/huzurlu eder?
-Yemek; cinsellik uyku!
İnsan bu mudur?
-Ötesi yok mudur?
Gelelim bir başka konuya…
Peki, bu kadar aydınlık bir din nasıl paramparça edildi? Karanlığa dönüştü!
Şöyle: İmam Cafer Sadık’ın okulu yıkılıp, talebeleri katledilince kalanlar kaçtı!
Nereye?
İran’a ve Avrupa’ya…
Dikkat edin, “altın çağ” olarak adlandırılan dönem 9yy başlangıcıdır…
-Tıp, matematik, kimya, cebir vs
İslam dünyası güneş gibi parlıyor; bu Avrupalılar vs daha “tuvalet” kavramını bilmiyor; pis adamlar yıkanmıyor bile!
Cahiller… Kabalar… Vahşiler!
Ne oldu da bu kadar fark attılar? Kimlerden öğrendiler sanıyorsunuz?
Bu adamlardan!
İlmi siz sadece dini ilim mi sanıyorsunuz?
Hz. Muhammed Mustafa “ona her kapısı bin kapıya açılan bin kapı öğrettim” derken ne demek istedi?
Aritmetik; tıp vs bu ilimlere kim/ler vakıftı?
-Hz. Ali ve diğer imamlar!
Ben çok yakın bir öğrencisi sanıyordum; değilmiş Cabir bin Hayyan ki dünya tanır, saygı duyar, İmam Cafer Sadık’ın vasat bir talebesiymiş…
-Vasat dikkat edin… Orta düzey yani!
Saha sonraları dünyayı kasıp kavuran İbn-i Sinalar, Farabiler, Raziler nerden öğrendi bu bilgileri? Dikkat edin hepsi Farsidir bunların.
-Kimden? Kimlerden?
Geçen gün İbn-i Sina’nın “ahiret” ile ilgili bir yazısını okudum; anlamadım pek!
O kadar derin ki… O kadar spesifik ki…
Ki “dahi” olmasam da ortalamanın üzerinde bir zekam ve bilgim vardır!
-Anlamadım! Daha sonra okurum dedim filan, yorgunum diye geçiştirdim!
-Bu adamlar böyle adamlar; hem dini bilgi hem de pozitif bilim!
Biri olmaz, ikisi de! Yoksa eksik olur; yanlış olur!
-İlim bin kapıdır; ilim ve pozitif bilimi ayıramazsınız.
Ayırırsanız böyle olur, geri kalırsınız, cahil kalırsınız; kandırılırsınız…
Ne yaptı Gazzaliler, İbni Sinalara düşman kesildiler,adam nefretinden kitap yazdı.
Ne oldu?
Yavaş yavaş…
İslam dünyası, o aydınlık ışık karanlığa dönüştürüldü.
Beyt’ül Hikme’yi yıktılar, yok ettiler. Bilime düşman oldular.
Bir ara çok yanlış anlatılan, Arsito’yu ve Eflatun’u da yazarım size; onların fikirlerinin üzerine neler neler eklediler?
Bozdular!
Onları başkaları yaptı; güzel olanı yıkmakta yok etmekte çok başarılılar!
Onları başka bir şeye dönüştürdüler…
Siz yüzünüzü güneşe çevirin, aydınlığa…
Karanlıktan cehaletten yüz çevirin!
Yoksa aldananlardan olursunuz; boşa geçer ömrünüz…
Unutmayınız ki…
Kur’an sadece bir din kitabı değildir; kainatın sırlarını da saklar, varoluşun da!
Ne der Hz. Ali, “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın; oysa en büyük alem sende gizlenmiştir”
Ve… Allah ne der ilk ayette…
Alak 1-5,“Oku Rabbinin adıyla ki bütün mahlukatı yarattı. İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti. Oku ve Rabbin, pek büyük bir kerem sahibidir. Öyle bir Rab ki kalemle öğretmiştir. İnsana bilmediğini belletmiştir.”
Kapılar kapılar kapılar…
Bir kapı bin kapıya açılandır!
Ve o kapılar da sadece hak edenlere aralanır.
-Cihad ederseniz yani çabalarsanız, hak etmelisiniz, öyle kolay değil…
Hz. Muhammed Mustafa’nın sözünü dinleyiniz:
“İlim Çin’de bile olsa gidiniz ve onu alınız”
Ve selam
İlknur Altıntaş – Alıntı yapılmıştır.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy