Hazırlayan ve kurgu : Hakan Kısa

Ehl-i Beyt nedir? Hz. Muhammed Mustafa s.a.abir saltanat mı kurmak istemiştir?
Öncelikle şunu söyleyeyim ki, bu esas saltanat kuranların ve onların takipçilerinin söylemidir. Düşünmezseniz, bilmeseniz tuzağa düşmeniz elzemdir!

İmam Cafer es-Sadık a.s der ki: “Allah’a ait evler vardır. Ve bu evlerin kapıları vardır. Evlere kapılarından giren kişi, hidayete erer. Kapılara sırt çeviren kişi ise dalâlete düşer ve sapar.”

Bugünkü konumuz:
1) Evler: Ehl-i Beyt ( 12 İmam & 14 masum)
2) Kapılar: Bablar (12 bab)
Ama önce tarihsel olarak birkaç şey yazayım:
Kimdir o saltanat kuranlar?
Mesela, ilk kez kendine “Allah’ın gölgesi” ünvanını veren Muaviye’dir…
Kendine: “- Zillullah” dedi.
Abbasiler de geri kalmadı tabi onlarda özel isimler verdiler kendilerine…
Mesela… -el-Mutasım Billâh, -el-Mutazz Billâh, -el-Mûstain Billâh, -el-Muktedir Billâh vs.

Ne yaptı bu adamlar?
Kendilerini yüceltip, Peygambere görmedikleri hakkı kendilerine verdiler/verdirttiler.
-E, kraldan çok kralcıların yardımlarıyla elbette…
Bunların en büyük yalanıdır; insanların gözlerinin içine baka baka;
-Peygamber miras mı bırakır” dediler, kendi oğullarına kızlarına bağışladılar da bağışladılar…
-Peygamber vasi mi bırakır dediler de kendi yerlerine halefler atadılar…
-Peygamber sanki saraylarda oturmuş gibi, utanmadan saraylar inşa ettiler vs.
Yalanlar, iftiralar gırla…
Aklıyla oynandı insanların yüzyıllar boyunca ve beyinler iğdiş edildi.
Yazıyorum sürekli, biliyorsunuz çok şeyi…
Mesela… Bugün hala birileri derler ki “Hz. Muhammed bir peygamberdir, sıradan bir insandır…” Öyle midir?
-Değildir…
Hatta… İşi abartıp “abese” suresinde olduğu gibi, “yüzünü ekşiten”, “surat asan” kişinin kim olduğunu bilmelerine rağmen Hz. Muhammed Mustafa’yı zan altında bırakmaya dahi utanmazlar…
Kısa geçeyim: Nedir olay?
-Abese Suresi!
Birileri diyor ki: Bu sure Hz. Muhammed’i kınamak için indirilmiştir. O da bir insandır, hata etmiştir ve Peygamber de olsa ayıpları/günahları vardır. Allah onu kınamıştır!
Bak, bak… Hadsizliğe bak!
Yani Allah Hz. Muhammed Mustafa’ya diyecek ki:
-O kör kendisine geldi diye; surat astı ve yüz çevirdi…
Yani Allah Hz. Muhammed Mustafa’ya diyecek ki:
-Kahrolası insan ne kadar da nankördür!
Yani Allah Hz. Muhammed Mustafa’ya diyecek ki:
-Allah’ın ona emrettiğini o yerine getirmedi!
Hayır, öyle demez/demedi; ya ne dedi?
Mesela… -“levlake ya Muhammed ma halakta eleflake” dedi.
Yani: “Sen olmasan feleği yaratmazdım!”
Mesela… Kalem 4, -“inneke lakhulukin aziym “ dedi.
Yani: “ Sen yüce bir yaratılansın”
Örnekler çok hepsini yazmayayım şimdi!
Bir kere bu suresinin nüzul sebebi ne?
Ne oldu ki böyle bir sure indi?
Dahası… Hz. Muhammed’in bu olay yaşandığında konuştuğu kişiler kimlerdi?
Söyleyeyim: Mekke’nin kodamanları; Utbe bin Rabiler, Ebu Cehiller,Ümeyye bin Halefler vs.
-Onlar davet ettiler; konuşalım dediler…
Neden?
-Belki bu kez kandırırız diye…
İstekleri de şuydu: Mekke’yi… “Mustazaf”, yani ezilmiş, alt/aşağı tabaka insanlardan temizlemek…
Meali: Bizim bu düzenimizi bozma dediler bir kez daha… Adaletmiş, eşitlikmiş, ahlakmış, kadınlara hakmış, şuymuş buymuş gibi konulardan bahsetme. -Ne isterse veririz demişlerdi zamanında; mal/mülk, para, kadın ne isterse. El üstünde tutarız, isterse onun Allah’ına da taparız sıkıntı yok ama yeter ki bizim bu düzenimizi bozmasın!
-Tağut yani… Sömürge düzeni; kapitalist, emperyalist sistem!
Yani: Edepsizliğe devam edelim…
Yani: Ahlaksızlığa devam edelim…
Yani: Haraç kesmeye devam edelim…
Yani: Derisinin renginden dolayı bazı insanları hakir görelim, köle edelim…
Yani: Çalalım, çırpalım, biriktirelim, yiyelim de yiyelim.
Ne de olsa biz üstünlerdeniz!
Ebu Cehil’i hatırlayınız; birbirlerini kışkırtmak için ne derlerdi?
-Bu siyahi köle seninle eşit olacak öyle mi?
-Karının senin kadar söz hakkı olacak öyle mi? vs
Ne demişti o zaman Hz. Muhammed Mustafa; “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler de ben bu davadan vazgeçmem; ya yüce Allah dinini zahir eyler, ya da ben bu dava uğruna ölürüm”
Bu arada dertleri de sadece kölelerin değil, Mekkeli gençlerinde Müslüman olmaya başlamasından ve sayılarının her geçen gün çoğalmasından korktukları içindir…
Velhasıl… “Abese” suresinin tefsiri ile ilgili İmam Cafer es-Sadık’dan bir hadis şöyledir:
“ Abese suresindeki kınama ayetleri Beni Ümeyye’den olan bir kişinin hakkında nazil olmuştur. Söz konusu şahıs Resulullah’ın yanında bulunduğu sırada Abdullah bin Ümmi Mektum meclise gelmiş, onu gören Emevi şahıs ondan iğrenerek, yüzünü ekşitmiş, el eteğini toplayarak yüz çevirmiştir. Bunun üzerine Allah’u Teala söz konusu ayetleri indirerek bu olayı ibret olsun diye kınamıştır”
O Emevi’nin de kim olduğunu söyleyeyim, niye onun adını kimler kimler özellikle gizledi ve Hz. Muhammed Mustafa’ya iftira atmaktan bile çekinmediler anlarsınız…
-O kişi: Osman bin Affan’dı!
Aracıydı bu görüşmeye, kapıda bekliyordu. Ummi Mektum’u görünce onu küçümsedi, hakir gördü; aşağıladı…
Allah tarafından kınandı; Hz. Muhammed Mustafa nın ne olduğundan haberi bile yoktu; haber veren Cibril’dir!
Konumuza döneyim: Ehl-i Beyt nedir? “Ev ehli”, ev ahalisi yani?
Buradaki “Beyt”in manası zannettiğinizden, bildiğinizi sandığınızdan çok çok daha derindir…
Mesela dikkat ettiniz mi?
Ehl-i Beyt tabirinde herkes yoktur; mesela Hz. Hatice yoktur, Hz. Zeyneb yoktur?
Peki, kimdir Ehl-i Beyt? Mubahele ayetinde 5 kişiydi;
1. Hz. Muhammed
2. Hz. Ali
3. Hz. Fatıma
4. Hz. Hasan
5. Hz. Huseyn
Ve… Ardından gelen 9 imamdır da…
Yani: Ehl-i Beyt: Toplamda 14 masumdur!
Beyt yani; bu “ev” tarihin bir döneminde bir Peygamberin ailesi değil, başlangıçtan beridir süren gök ehlidir; bahsedilen aslında Allah’ın evidir…
Geçenlerde Allah’ın yarattığı ilk nur Hz. Muhammed Mustafa’dır demiştim, nasıldı?
-Kun!
Kun fe yekun…
Yani: Ol der ve olur!
Yasin 82, “İnneme emerehu ize erede şey’en en yakula lehu kun feyekun”
-Allah’ın emri bir şeyin olmasını isterse ona “Kun”- “ol” der.
Kun nurdur!
Kun mucizenin kaynağıdır!
Kun başlangıçtır!
Kun sırdır!
Kun kainat yaratılmadan önceki ilk sözdür!
Yazdım geçenlerde ama kısa geçeyim yine:
Hz. Muhammed Mustafa yaratılan ilk nur ve o nur’dan Hz. Ali yaratılmıştır.
O ve Hz. Ali’nin nurundan Hz. Fatıma’yı;
O, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın nurundan Hz. Hasan’ı;
O, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hz. Hasan’ın nurunda Hz. Huseyn yaratılmıştır.
Ve… Allah bu nurları kendi isminden isimlendirdi:
Allah – al Mahmud: Muhammed; Allah – el Aliyy: Ali; Allah – el Fatır: Fatıma; Allah – el İhsan: Hasan; Allah – el Muhsin: Huseyn
Ve onlardan da diğer 9 imam!
Bu dünyada “zuhur” ettiler, doğdular demiyorum, bu daha derin bir manadır…
Peki, size neye bakacaksınız?
Siz şuna bakacaksınız? İmamların temsil ettiği değerlere!
Onların sözlerinde:
-Bir tek çelişki bulmazsınız…
-Bir tek yalan yoktur…
Onların sözleri sadece haktır, hakikattir…
Siz şuna bakacaksınız? Onların temsil ettiği değerlere!
-Onlar merhametlidir…
-Onlar aydınlıktır, nuranidir…
-Onlar cesurdur…
-Onlar yardımseverdir…
-Onlar alçakgönüllüdür, tevazu sahibidir…
-Onlara gösterişten uzak yaşarlar…
Yani…
Ehl-i Beyt dosdoğru yoldur, yani sırat-ı mustakimdir…
Onlar… Ahlak sütunlarıdır…
Onlar… Adalet duvarları…
Onlar… Kurtuluş gemisi…
Okuyun, araştırın, düşünün, taşının, hatta tartışın siz de göreceksiniz…
Bileceksiniz…
Çabalamak gerekir; “cihad” budur. Bilmek için çabalayacaksınız…
Bilmek öyle kolay değil; çok zor iş…
Çok meşakkatli, çok sancılı hem de…
Bir başka mesele şu: Hani, 124bin Peygamber var deniyor ya?
Hayır, 63 Peygamber vardır; 54ü nebidir, 9u da resuldür.
O bahsedilen 124.000 sayısı şudur: Onlar, “ilahi nizam”ın görevlileri/vazifelileridir.
Peygamber değildir!
Katlar olarak düşünün… Bir ilahi hiyerarşi!
En üstteki Cibril’dir; Cabrail; Gabriel bir sürü ismi vardır?
Hatta şimdi aklıma geldi: Cibril; “Yaşın kaç” diye sorulduğunda, “130bin yılda bir görülen bir yıldız vardır ben onu 130bin kez gördüm” demiştir…
Dünya zamanı ve gök zamanı farklıdır bu arada.
Çok farklı, onu belki başka bir zamana yazarım!
Ayrıca…
Dünya “keder” ehlidir, marifet ehli vardır; bir de “melekût” alemi vardır!
Dünya alçaktır, Melekut yüksektir!
Burada araya gireyim, geçenlerde bahsetmiştim, “ebdal”lerden bahsetmiştim ya hani…
Sayıları 70di, hiç eksilmezdi. Bir de her Peygamber’e eşlik eden 40lar vardır.
Bunlar da “ebdal”dir…
O zaman bu melekût alemiyle ilgili bir hadis yazayım size:
Mufaddal bin Ömer İmam Cafer es-Sadık’a sorar, der ki;
“Ey Efendim! Müminin ulaşacağı son nokta nedir?”
O da der ki;
“Mümin, bir dereceden diğerine yükselir ve sonunda melekût aleminin bilgisine ulaşır. Bu bilgiye ulaştığında rüştüne ermiş olur ve kah göğe çıkıp kâh yere inen meleklere benzer. Böyleleri, yemekten, içmekten ve dünyevi şeylerle uğraşmaktan azade edilirler.”
Mufaddal:“Onlar, Ademoğullarının suretinde mi, yoksa meleklerin suretinde midirler?”
İmam Cafer es-Sadık: “Allah’ın izniyle, isterlerse bu surette, isterlerse diğer surette görünebilirler.” Mufaddal : “Ey Efendim! Bu zamanda onlardan biri var mı?”
İmam Cafer es-Sadık: “Onlardan çok sayıda kişi var. Onlar size hitap ediyorlar, fakat siz onları tanımıyorsunuz. Onlardan her biri, günün belli bir saatinde doğuda, aynı günün başka bir saatinde batıda görülür. “
Kim bunlar? Ebdaller!
Cisme ve şekle ihtiyaç duyulmayan varlıklar!
Makalelerde, kitaplarda şu dikkatinizi çekmiştir: Hz. Muhammed Mustafa, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Huseyn, İmam Cafer es-Sadık vs.
Hep dünyayı yererler… Dünyadan elini eteğini çekmiştir hepsi.
Neden?
Çünkü: Dünya alttır, alçak, alçaltılmış bir yerdir; “arz” bu demek!
Düşük! Aşağı, aşağılık, aşağıda…
Hani “kalu bela gününden bahsetmiştim ya geçenlerde, Ademler meselesi…
Dünyaya indirilmiştir Ademler; dikkat edin yüksekken alçaltılmıştır Ademoğlu!
Dedim ya hep “dünya”nın hilelerinden, geçiciliğinden, sahteliğinden, çirkinliğinden bahseder hep Hz. Muhammed Mustafa ve Hz. Ali.
Neden acaba?
-Aldanmayın; -Kanmayın denir de…
Görmek gerekir…
Peki, bu görmek göz ile midir?
-Değildir…
Göz yanıltır, esas olan “kalp gözüdür”…
Mesela derin derin düşünün isterim üzerinde:
1) Neden Hz. Muhammed Mustafa “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar” demiştir?
Ya da…
2) İnsan “unutan” demektir mesela; neden?
Konuya döneyim:
Hz. Muhammed Mustafa ne demişti? -“Ali nefsimdir, Hasan ve Hüseyin ruhumdur, Fatıma anneleridir, Fatıma’yı üzen beni üzer, ona mutluluk veren bana mutluluk verir. Allah’a şahadet ederim ki onlara kim savaş açarsa ben ona karşı savaştayım, onlara kim selamet sağlarsa ben onun yanındayım. Ey Cabir dualarının kabulünü istiyorsan onların isimleri ile dua et. Onlar Allah’ın en sevdiği isimlerdir.”
Hangi isimlerdi onlar?
alMahmud; elAliyy, elFatr, elİhsan, elMuhsin!
Bir de evveli var yani, başlangıcı!
Mikdat bin Esved ne demişti? – “Azillah gününde gölgeydik sonra fırkalar halinde yollara ayrıldık, sonra ruh olduk, sonra cisim giydik”
1.Gölgeydik!
2.Ruh olduk!
3.Cisme büründük!
Soru: Peki, ruhtan öncesi nedir?
-Nurdur!
Yani: Ruh cisme girer. Şekil alır…
Soru: Peki, ruh beden, şekil içinde midir? (Bu soru insanlık tarihi kadar eskidir onu söylemeden geçmeyeyim.)
-Hayır, ruh bedende değildir. O özdür, cevherdir…
Asıldır yani. Beden geçicidir; aracıdır…
Bakınız…. Zeyd bin Talha İmam Cafer es-Sadık a sorar:
– “Allah her mekânda mıdır, yoksa yalnızca belirli bir mekânda mıdır?”
İmam Cafer es-Sadık: -“Hayır, O, her mekândadır.”
-“Bu, nasıl olur?”
İmam Cafer es-Sadık: -“O, eşyanın içinde hulul etmiş değildir. Aynı zamanda O, eşyanın dışında ve ondan ayrı da değildir.”
– “Ey Efendim! Bir örnekle bana bunu anlatır mısınız?”
Burayı çok dikkatli okuyun:
İmam Cafer es-Sadık: -“Güneş ışınları leşlerin ve nutfelerin üzerine vurmaktadır. Değil mi?”
-“Evet”
İmam Cafer es-Sadık: -“O da böyledir.”
-“O, perdelenmiş midir?”
İmam Cafer es-Sadık: -“Güneş ışınları, kullardan saklı mıdır?”
-“Hayır”
İmam Cafer es-Sadık: -“O da böyledir.”
-“O, güneş ışınları gibi zâhir midir?”
İmam Cafer es-Sadık: – “Gözler güneş ışığını görüp kuşatır mı?”
-“Hayır”
İmam Cafer es-Sadık: -“O da böyledir.”
-“Zuhur etmesi O’na zarar verir mi?”
İmam Cafer es-Sadık: -“Güneş ışınlarının leşlerin üzerine vurması Güneş’e zarar verir mi?”
– “Hayır”
Bab’lara sıra gelmedi; şu eşsiz anlatımdan sonra başka sefere diyeyim…
Fakat: Şunu biliniz ki…
Hz. Muhammed Mustafa Ğadir-i Hum’da büyük gölgelik gününde, Hz. Ali’yi vasi olarak insanlara duyurduğunda “Sakalayn” hadisinde ne demişti?
Size iki emanet bırakıyorum: -Biri Kur’an diğeri Ehl-i Beyt!
İki emanete de hıyanet edilmesini geçtim; ikisini birbirinden ayıramazsınız!
Ya-pa-maz-sı-nız!
Anca kendinizi kandırırsınız, ya da birileri…
Ayrıca… Bunu bir saltanat olarak görüyorsanız biliniz ki dünyevi ve geçici bir “saltanat” değildir…
Ehl-i Beyt; ezelden ahire çok uzun bir yoldur…
Başlangıçtır ve sondur!
O, Sırat-ı Mustakim’dir…
Ve… Şunu asla unutmayınız: Ne bir “peygamber”, ne bir “vasi”, ne bir “imam” hatta ne de bir “bab” insan tarafından seçilemez, seçilmemiştir…
Bunlar çok yüce makamlardır: Çok derin konulardır:
-“Nübüvvet”;-“Risalet”; -“Vasiyyet” -“İmamet/ Hilafet”
Bunlar Allah’ın takdiridir…
Ve… Bu makamlar insan tarafından verilmediği için de “insan” tarafından da alınamaz…
Ha, doğrudur, çalmışlardır bu unvanları, kandırmışlardır cahilleri vs.
Katletmişlerdir birer birer hatta…
Ama ne der ayette?
Al-i İmran 169, “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri yanında rızıklandırılmaktadırlar”
Velhasıl…
Aslında Allah başlangıçtan beri seçimi insana bırakmıştır!
Siz ne diyorsunuz?
-Hak mı batıl mı?
Ve… Siz neyi seçeceksiniz? Mesele budur: Hangi yoldan gideceksiniz?
-Makbul olan aydınlıkların mı yoksa lanetlenmiş olan karanlıkların mı?
Ve selam
İlknur Altıntaş-ALINTI

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy