Hazırlayan ve Kurgu : Hakan Kısa

Kadir gecesi Ramazan ayının hangi gecesidir?
En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: – Kadir gecesi 22sini 23üne bağlayan gecedir!
Yani: 4 Mayıs Salı gecesi…
Biraz açayım konuyu…
Hz. Muhammed Mustafa s.a.a’ya Kadir gecesi sorulduğunda, genele şöyle bir bilgi vermiştir;
-“Onu Ramazan ayının son on gününde tekli sayılarda arayınız…”
İmam Cafer Sadık a.s’ a sorulduğunda
-“19, 21, 23lü ( 22yi 23e bağlayan) gecelerde arayınız” demiştir.
Ama… İmamlar bazı özel tabilerine tam tarih de vermiştir.
İşte o tarih 23.gecedir…
Peki, neden açıklanmadı? Bunun bir sürü sebebi var, başka zamana diyeyim, genele açıklanmayan çok şey var keza…
Ayrıca ayette geçen kelimeleri toplayıp çarpmakla yapılan kimi hesaplamalar yapılsa da kaç harf olduğu değil harflerin değeri önemlidir.
AlKadr’ın “Cifir İlmi”ne göre toplam değeri ise23tür.
-Elif 1, Lam 6, Kaf 4, Dal 4, Ra 8
Şimdi… İslam sanılıyor ki Hz. Muhammed Mustafa’ nın getirdiği bir dindir;
-Değildir…
Hz. Muhammed Mustafa bu/tek dinin son elçisidir.
Ve Kur’an iki şekilde inmiştir; -“Kadr” gecesi Hz. Muhammed Mustafa’nın kalbine “nur” olarak ve nüzul sebepleriyle de 23 yılda tamamlanmıştır.
Tevilini yapacak kişi kimdir? İmam-ı Azam: Hz. Ali a.s’dır.
Bu arada… Al Kadr’in rakamsal toplam değeri de 23dür.
Şimdi…
Yaradılışa döneyim yine, en başa…
Son elçi dedim evet ama aslında Hz. Muhammed Mustafa yaratılan da ilk “nur”dur…
Hz. Muhammed Mustafa’nın “alemlere rahmet”, “güzel ahlakın tamamlayıcısı” olarak gönderildiğini biliyorsunuzdur ama belki bunu duymamış olabilirsiniz…
“Levlake ya Muhammed ma halakta eleflake”
– Sen olmasan feleği yaratmazdım!
Mesela Yasin 82, “İnneme emerehu ize erede şey’en en yakula lehu kun feyekun”
Yani… Allah’ın emri bir şeyin olmasını isterse ona “Kun”- “ol” der.
Kun nurdur, mucizenin kaynağıdır.
Kainatın sırrı Kun’ da saklıdır.
Kainat yaratılmadan önceki ilk söz “kun” dur!
Devam edelim…
Hz. Muhammed Mustafa yaratılan ilk nur ve o nur’dan Hz. Ali yaratılmıştır.
O ve Hz. Ali’nin nurundan Hz. Fatıma’yı; O, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın nurundan Hz. Hasan’ı; O, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hz. Hasan’ın nurunda Hz. Huseyn yaratılmıştır.
Mesela Mübahele ayeti… (Çok detaylı inceleyin onu)
Ve onların sülbünden de diğer dokuz imamı!
Bu yüzden de “12 imam” ve “14 masum” olarak tanımlanırlar.
Öyle ki…
Allah bu nurları kendi isminden isimlendirdi:
Allah – al Mahmud: Muhammed
Allah – el Aliyy: Ali
Allah – el Fatır: Fatıma
Allah – el İhsan: Hasan
Allah – el Muhsin: Huseyn
Cabir bin Abdullah Hz. Muhammed Mustafa’ya soruyor?
“Ali için ne dersiniz? Hasan, Huseyn için ne dersiniz? Fatıma için ne dersiniz?”
Şöyle yanıtlar:
-“Ali nefsimdir, Hasan ve Hüseyin ruhumdur, Fatıma anneleridir, Fatıma’yı üzen beni üzer, ona mutluluk veren bana mutluluk verir. Allah’a şahadet ederim ki onlara kim savaş açarsa ben ona karşı savaştayım, onlara kim selamet sağlarsa ben onun yanındayım. Ey Cabir dualarının kabulünü istiyorsan onların isimleri ile dua et. Onlar Allah’ın en sevdiği isimlerdir.”
Çok ilginç değil mi?
Al Mahmud; el Aliyy, el Fatr, el-İhsan, el Muhsin!
Ve…
Onlara kim niye düşman olur/oldu ve onlar kimdi?
Kimin/kimlerin hizmetindeydi?
Kimin/kimlerin yolundaydı!
Aydınlık bir yol olmadığı kesin…
Peki, esas düşman oldukları nedir? Onu sorgulamanız gerekiyor, bu isimler neyi temsil eder aslında?
Zamanın başlangıcından beri…
Bir tarafta: İyilik, güzellik, merhamet, yardımseverlik, muhabbet, sevgi…
Bir tarafta: Kötülük, zalimlik, bencillik, kibir, gıybet ve nefret…
Esas soru şu: Siz hangisini takip edeceksiniz?
Hangilerinin yolundan gidiyorsunuz/gideceksiniz?
Şimdi… Bu yaradılış ne zaman oldu?
En başta, başlangıçta!
Henüz gök, yer yokken… Henüz hava, su, yokken…
Henüz melekler yaratılmamışken!
Adem/ler çok sonra yani. Bir tane de değil, binlerce Adem yaratıldı; ve yeryüzüne indirildi…
Hani… Geçen gün anlattım ya size; “kalu bela” gününden evvel!
Hatta… Mikdat bin Esved şöyle der: “Azillah gününde gölgeydik sonra fırkalar halinde yollara ayrıldık, sonra ruh olduk, sonra cisim giydik”
Yaradılış konusunda ne demişti İmam Cafer-i Sadık: ““Allah-u Azze ve Celle, 12 bin âlem yaratmıştır; ve o âlemlerin her biri yedi gök ve yedi yerden daha büyüktür. Bir âlemde olanların aklına Allah-u Teala’nın başka bir âlem yarattığı gelmiyor…”
Ve… İmam Bakır, “Allah-u Azze ve Celle bu dünyanın kendisinde onu yarattığı günden itibaren yedi âlem yaratmıştır. Sonra onları yok etmiştir. Onların hiçbiri Âdem’in neslinden değillerdi. Allah-u Teala onların hepsini yerkabuğundan yaratmıştır. Bir nesli başka bir nesilden sonra yaratmış ve her biri için bir âlemden sonra başka bir âlem yaratmıştır. Sonunda Âdem’i yaratmış ve neslini kendisinden çoğaltmıştır”
Kısaca geçeyim yine okumayanlar için: Dünyada Adem’den önce 5 kubbe vardı.
1. Al Hinn
2. Al Binn
3. At Tımm
4. Ar Rumm
5. Al Caan
Al Caan: Cin yani.
Sonra… İnsan yani bizim Adem! Hepsinin cismi farklıdır; “Cin” ateştendir mesela… Kur’an’da da vardır: Bunların iyilerinin hepsi Al Barru, Ar Rahim’e taparlardı. O zaman yüce Yaratanın ismiydi. (Tur, 28)
Elementlere dikkat edin: Ateş, toprak vs.
Şimdi… İlk iniş neydi?
– Hubut!
Sonrası da vardı! Başka indirilmeler yani…
Uzatmayayım: 3 Adem vardır. Bugünkü insanlar biz bu soydanız…
– İyiler…
– Kötüler,
– İyi mi kötü mü daha belli olmayanlar…
Hani Hz. Ali der ya: “Halk vardır batıl vardır, her ikisini de ehli vardır”
Hak değişmez… Batıl da…
Bir de; – e, şimdi bilemedim ki diyenler…
Kararsızlar yani.
Çoğunluk bu, biz yani…
Neydi?
1. Al Mahmud: Makbul olan aydınlıkların Adem’i.
2. El Mezmün: Lanetlenmiş olan karanlıkların Adem’i.
3. El Mühmel: Henüz tarafı belli olmayıp “nötr” olan Adem.
Dikkat edin: Allah’ın sıfatı: Al Mahmud!
-Aydınlık yani…
Mezmün neydi?
–Karanlık!
Hatırlayınız şimdi yine Hz. Ali’nin sözünü; “Akıl, rahman ordusunun komutanıdır; heva ve hevesler ise şeytan ordusunun…”
Onların sözlerinde ne sırlar vardır, ne gizler!
Şimdi biraz daha net anlaşılabilir belki…
Dahası… Neden Hz. Muhammed Mustafa sürekli “Ehl-i Beyt vurgusu yaptı?
Neden Ğadir-i Hum’da Kur’an ve Ehl-i Beyt emanetti insanlara?
Ehl-i Beyt nedir aslında?
Neden Ümmü Seleme ben de “Ehl-i Beyt”ten miyim deyince –hayır dedi.
Ve…
Sırat-ı Mustakim! Çok önemli mesele; dosdoğru yol!
Aydınlık yol…
Fatiha suresi neden “Ehl-i Beyt” ile ilişkilendirilir ve “Sırat-ı Mustakim” onlardır?
O hadisi bilirsiniz, gerçi sonra “ehl-i beyt’i kaldırıp “sahabe “ yaptılar.
Nedenine niçinine girmeyeceğim bugün ama şöyleydi:
“Benim Ehl-i Beyt’im gökteki yıldızlar gibidir, hangisine bakarsanız doğru yolu bulursunuz”
Yani… Sırat-ı Mustakim’i…
Ya da… Neden “Benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer, ona binen kurtulur, kalan helak olur” da dedi.
Mesela… Şura 23, … En yakınlarıma Ehl-i Beyt yani… İyilikle yaklaşmanızdan başka sizden bir ücret/karşılık beklemiyorum ne demektir sizce?
Resullullah aslında sizden ne istiyor bir düşünsenize?
Yani… Ehl-i Beyt sadece zamanın belirli bir döneminde yaşayan bir aileyi mi temsil eder?
Bakınız… Ehl-i Beyt çok daha büyük ve derin bir emanettir.
Hakikaetin özüdür…
Neden kandillerdir? Sütunlardır onlar?
O ki gerçek yoldur, Sırat-ı Mustakim’dir…
Bir de karanlığı var bu yolun elbet…
Seçim sizindir…
Allah öyle istedi, insan iredesi!
Dikkat edin…
Onlar… Her şeyi biliyorlar, nasıl katledileceklerini bile…
Kaçmadılar da, gizlenmediler.
Ne olacağını bile bile devam ettiler yollarına…
İnsanlara da hiç müdahele etmediler…
Uyardılar ama…
Defalarca ve defalarca…
Diyeceksiniz ki neden bazı şeyler sır kalır, gizlenir ya da bekletilir?
İnsanların hazır olmasıyla alakalıdır; Hz. Ali de hep, İnsanlara akılları seviyesince bilgi verin, anlayabilecekleri şekilde anlatın…
İlim bir derya…
Yüzmeyi bilmeden atlayan boğulur öyle değil mi?
Topralarsam…
Bazen soruyorsunuz, işte bunu bilmiyorlar mıydı? Hz. Ali böyle davransaydı; Hz. Hasan şöyle, Hz. Huseyn gitmeseydi vs.
Hatta… Ebu Sufyan’ı şunu bunu öldürselerdi vs
Akıl vermekte üzerimize yok!
-Lakin o iş o kadar basit değil arkadaşlar…
Seçim yapacak olan, hangi tarafta yer alacağına karar verecek olan Mühmeller.
Kafası karışık, bilgisiz, kanan/kandırılan, o tarafa mı gitsem buraya mı diyen, şuursuz, bilinçsiz, kör, sağır Ademler…
Siz şuna bakacaksınız: İslam bu kadar aydınlıkken…
İlim, bilim, iyilik, ışık ama neden bu İslam toplumları kapkaranlık ki?
Acaba “rahmani” değil de “şeytani” bir şeyin mi yolunda aslında?
Aydınlık değil de karanlık bir kule mi inşa edildi de insanlar hapsedildi…
Akıllar iğdiş edildi; yürekler dağlandı! Gözler oyuldu! Kulaklar kesildi…
Müsle uygulandı yani öldürmeden hem de…
Ruhsuz cesetler her yerde… Diri bedenlerde ölü ruhlar mı geziniyor…
Ve korkak, korkutulmuş, köle edilmiş…

Oysa… Allah’ı sevmekle başlar her şey. Niye korkuyorsunuz ki sevin, insan sevince değişir!
Güzelleşir… Işık saçar…
Neden bu kadar sapkın, vicdansız, nankör, habis birileri ve neden kötülük sinmiş her yere…
Bugün… İslam sandığınız, aydınlık sandığınız şey iblislerin hizmetinde mi yoksa?
“Al Mahmud” aydınlık, ışık, nur sandığınız aslında el Mezmünler olmasın?
O lanetlenmiş, şeytani, karanlığın çocukları hani?
Çok uzatmayayım: – Bu ezeli savaş devam ediyor…
Kur’an-ı Kerim’i sadece din kitabı olarak görürseniz eksik olur eksik de sizi yanlışa götürür.
-Kur’an’ı Kerim sembol ve sembollerin şifreleriyle doludur.
Arayan bulur! Ve bilmek muazzamdır!
Hani… Hz. Ali der ya, “Dünya kör gözün işlediği son yerdir, ondan ötesini göremez…”
Velhasıl…
Araf 179, “ Kalpleri vardır anlamayan; gözleri vardır görmeyen, kulakları vardır duymayan. Onlar hayvan gibiler, hatta daha beterler”
Ve selam
İlknur Altıntaş-Alıntı

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy