Grandeur and poverty of the Islamic world – Greater Middle East project
Bütün Hikaye buradan başlar
Thomas Edward Lawrence
https://tr.wikipedia.org/wiki/Thomas_Edward_Lawrence

devamı


Tabi deve yerine Özel uçak …

Sonra

Altından kaplı özel araç

Şato

Koridorlar

Mekke Medina bir Arap evi:

Ve Sonrası …
Haziran 2004’de Sea Island/ABD’deki G-8 Zirvesi’nde ortaya atılan “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi” ya da bilinen adıyla Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), George W. Bush Yönetimi ve neo-conların Ortadoğu’ya yumuşak yöntemler ve yeni aktörlerle ve demokrasiyi destekleme görüntüsü altında hakim olma stratejilerinin parlak sözlerle ifadesinden başka bir şey değildi. Bölgede Afganistan ve Irak işgallerinin daha da arttırdığı ABD aleyhtarlığını dizginlemek, giderek güçlenen radikalizmi kontrol altına almak, ABD-İsrail karşıtı rejimleri çökertmek hedefleniyordu. Proje çerçevesinde; Ortadoğu’da demokratikleşme, insan hakları, ekonomik zenginliğin paylaşımı, gelir adaleti gibi alanlardaki uygulamaların son derece kötü olduğu ve iyileştirilmesi gerektiği belirtiliyor, bu amaçla kredi programları, kadınların toplumsal statüsünün düzeltilmesi, sivil toplumun güçlendirilmesi, gençlere eğitim ve iş imkanı sağlanması, muhalefete söz hakkı tanınması, meşru zeminde siyaset yapmalarına imkan verilmesi gibi demokratik reformlar yapılması öneriliyordu. Kısacası ABD’nin uzun yıllar boyunca uyguladığı, kendisine yakın otoriter rejimleri istikrar uğruna destekleme politikasında değişikliğe gittiğinin işaretleri ortaya çıkmıştı.

Mısır ve S.Arabistan gibi ABD’ye yakın ülkelerin tepkisini çeken BOP, bir süre sonra gündemden düştü ise de 2011’de başlayan Arap Baharı, BOP’un yarattığı bu zeminde gelişti.

Arap Baharı, ortaya çıktığı tüm ülkelerde hemen hemen aynı senaryoyla başladı, önce “kendiliğinden” ortaya çıkan yönetim karşıtı protesto ve gösteriler yaygınlaştı, Batı/ABD halkın meşru taleplerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek bu hareketlere güçlü şekilde destek verdi, Ordu ve güvenlik güçlerinin yönetim/liderin arkasından çekilmesiyle de yönetim değişiklikleri gerçekleşti.
Burada kritik faktör, Ordu ve güvenlik güçlerinin tutumu oldu, Tunus’da Ordu’nun liderin arkasında durmaması, yönetim değişikliğinin daha hızlı olmasını sağlarken, Mısır ve Libya’da bu süreç uzadı, Suriye’de ise Ordu’nun desteğiyle rejim sert bir direnç gösterdi ve 4 yılı aşkın bir süredir de bu direnci sürdürüyor.
Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme sürecinin iki farklı aşamasını teşkil eden ve 2000’li yılların başından beri devam eden BOP ve Arap Baharı’nın bugün itibariyle ortaya çıkan sonuçlarına bakıldığında; “haydut devlet”, “terör destekçisi devlet” sıfatlarıyla anılan ülkelerden Irak ve Libya’nın zor kullanılarak saf dışı edildiği, İran’ın Batı ile uzlaşmasının şimdilik İran dosyasının kapatılmasını sağladığı, Suriye’nin rejimi çökertilemese de derin bir istikrarsızlığa itildiği görülüyor.
Bölgenin radikalizmi besleyen diğer aktörlerine ve Filistin sorunu gibi ana meselelerine ise ABD’nin çıkarları nedeniyle dokunulmadı.
“Arap deniziyle çevrili bir ada” olan İsrail’e güçlü Arap ülkelerinden gelebilecek tehditler ortadan kalktı, etnik ve mezhep temelli çatışmalarla bölünüp zayıflamış istikrarsız Arap ülkeleri ve Arap olmayan yeni müttefikleriyle İsrail için bölgede farklı bir dönem başladı.

Arap Baharı

Ben çok iyi hatırlıyorum 2010’daki Arap Baharı ile başlayan Arap Uyanışı ile içimden İslam ortaçağanda uyanamadı, artık sıra islam dünyası bugünlerde uyandı ve Fransız Devrimi ve Fransız İhtilâli (1789-1799) bağladım ve düşüncelerimde artık İslam Alemi Yeni bir Evre girdi ve gelecek Yüz yıl İslam kendini toparlayacak.
İlim ile birlikte Bilim Akademileri, Araştırma merkezleri, Uzay bilimleri tüm İslam Jeografisinde okullar yollar elektrik tüm muslüman evine gelecek hayalı ile sevindfim… Aslında aklımda Fransa’daki mutlak Katolik Monarşinin devrilip, yerine Cumhuriyetin kurulması ve Katolik Kilisesi Devlet ve Servet işinden elini çekmesi ile Avrupa yeni kıtalar bilim araştırma yönelmesi gibi İslam Devrimi kökten değişiklik yapabilir demiştim. Tabi Çağadaş 2020 21 yüzyıl kansız anlaşmalı Arap şeyhleri tüm varlıklarını devletlerine ve halklarına ,Dünya bankalarında hesaplarını halklarına bilime araştırma uzay evren işlerine verebirler diye düşündüm…
İslam Arap Monarşileri Ülkelerin Zenginikleri Halka inmesi ve Halkın Refah sevyesi artmasını hayal etmiştim. Aklımda Dünya farklı bir çağadaş olacağını ve yeni gelişim olacağını düşünmüştüm. İçimden Batı devletlerine örnek olabilirler düşünceler ile İslam kendi gelişim yolu tercih edebilir ve bugün belki Covit daha farklı gelişirdi.
Nedeni Dünya el birliğile kısa süre içinde her şey normale dönebilrdi. Gerçekten isterseniz Google bakıp bulabilirsiniz sözde Arap baharı neler oldu.
2010’daki Arap Baharı’nda, Müslüman ümmetin coşkulu bir hevesle Yeni Dünya ayak uyduracak ve herkes ile Kardeş olıp Dünya ile kaynaşabilecek durumda idiler…Sonrası Ne olurdu Arapların öncülük edeceği kendi dilini kültürünü Dünya kabul edecek idi ve her kez Arapça öğrenmeyi başlayabilirdi sonrası gerçek ilerleme, özgürlük ve eşitlik için küresel bir kampanya ile Dünya kaynaşabileceklerdi. Yanılmışız demek bugun gerkeceğini baktığımızda Arap Monarşileri Şeyleri altın sandaletli develere asmış çolde yarış yapmakta. Şatolar özel altın kaplı ayakkabılar altın ve ipek karışımı elbiseler – bir düzine eşler ve 50 -60 varisler…İslam böyle bir Reklam yaptılar… Eski tarihe baktığımızda Nemrut ve ya Baalbek bile daha insaflı imiş…nedeni belki İngilizce öğrenemedi Nemrut ve Baalbek.
Bugün Dünya nüfusu arap ihtişamına ve İslam yokluğuna baktığında sade güler geçer… Bir medeni insan bu kadar şatafatlı nasıl yaşar diye düşünür ve hintli filmleri hatırlar: Fakir kız zengin Arap.
Peki bir Müslüman mümin ne diyebilir…hiçbir şey belki Allah Akıl fikir versin der ve geçer gider…
Bu hali ile İslam 21 yüz yılında yok olmaya Mahküm edenler düşünmeli.
İnsanlık Varlığıile gelişir.
Rabbim İslam ümetine verdiği varlığı Hanedan Zenginleri Zevki Sefa Zenginleri sade kendi Güzel Hayat yaşasın diye vermemiş olmalı. Rabbim Eşit dağlımı vermiştir: örn mümin 2 kol 2 ayak 2 göz… her miminde var olan altın sandaletli ve 10 özel altın kaplı pahalı araç sahibinde 2 göz 2 ayak 2 kol …gibi sözün bittiği nokta gelmişiz…


“İslam Kalkınma Bankası (IDB) başkanı Dr. Mahathir, Allah’ın Müslümanları kutsadığı zenginlik ve kaynakların çıkarılması için bile başkalarına bağımlı” olduklarını söyledi.
“Bizim için her şeyi yapmaları için başkalarını işe alıyoruz.
1,5 milyar nüfuslu tüm Müslüman Ümmeti, koruma ve güvenlik taleplerimiz de dahil olmak üzere tüm ihtiyaçlarımızı topluluğumuzun dışından sağlayan devasa bir tüketim toplumudur.Aslında düşünce ve yarınları planyabileme özeliği olmayan tüketici bir toplum ve inanaç.Yarınlar Cennet, bügün Allah Kerim…
Pratikte kendi başımıza hiçbir şey üretmiyoruz, kendimiz için neredeyse hiçbir şey yapamıyoruz, servetimizi bile yönetemiyoruz.Bankaları Yabancı Bankaların kolları…
Paradan da anlamiyoruz.Para çok olunca çok eş alıyoruz. Niye diye soran olmadığından belki…
Bugün İslam Dünyası paradokslar ve çelişkilerle doludur.
Bir takım Müslüman ülkelerin son derece zengin olmasına rağmen, hiçbiri hiçbir kritere göre “gelişmiş” olarak sınıflandırılamaz” Deve çok Para çok varis çok çolde çok kum var ondan dolai olabilir.
Bu konuşma 2006 yılında Kuala Lumpur’da yapıldı.
Muhammed Mahathir’i, İslam’daki durum ve Dört Halife yönetiminin sona ermesinden bu yana içine düştüğü tuzak hakkında konuşmaktan hiç çekinmeyen Malezya’nın birden fazla Başbakanı ve önde gelen İslam düşünürlerinden biri olarak hatırlamalısınız.
Eşarilerin Mutazelîler üzerindeki temel bir zaferi Gazali’nin eseriyle, aslında İslam’ın gelişimini “tutuklayan” ve felsefi yorumu kabul eden Mutazelîleri bir kenara iten Filozofların Mevkilerinin Çöküşü Endonezya’nın eski Cumhurbaşkanı Abdurahman Wahid, barışçıl, cihatçı olmayan İslam’ın en önde gelen vaizi olarak Kuran’ın ve reformların olasılığının tartışıldığını yazdı.
Ama şimdi İslam teolojisinin nüanslarını ve genel olarak hayata bakış açısını analiz etmekle uğraşmayacağım – çok uzun zaman alacak – ama yapmak istiyorum,
Mahathir, en azından, en azından genel ekonomik anlamda yoksul olmayan Malezya’nın Başbakanıydı.
27.000 dallarlık satın alma gücü bakımından kişi başına düşen GSYİH’sı oldukça sağlam olan bu 32 milyonluk ülke için geri kalmışlık ile ilgili lakaplar pek uygun değil. Malezya, dünyanın en büyük yarı iletken, elektronik bileşenler ve elektrikli makine ihracatçılarından biridir.
Ayrıca Malezyalılar araba ve tabii ki hurma yağı üretiyorlar.
Kısacası, geri kalmış bir ülkeyi çekmezler. Onlar. Bunun üzerine, Mahathir ve diğer birçok Müslüman politikacı ve aydının uzun yıllardır bahsettiği, ümmet ve onun geri kalmışlığı hakkındaki tüm bu konuşmayı, bir değilse bile, daha doğrusu iki “AMA” ile bağlamam gerekecekti.
Malezya bir Güneydoğu Asya ülkesidir, Asya’dan dünyanın geri kalanına giden ve oradan dünyanın geri kalanına giden en önemli deniz yolu olan Malak Boğazı’nın tam anlamıyla merkezinde ve Çin, Kore Cumhuriyeti ve Japonya gibi Güneydoğu Asya ve dünyanın ekonomik devlerinin yanında yer almaktadır.
Endonezya, Tayland ve Filipinler’in büyük pazarı.
Bunun için Malezya’nın mükemmel bir ticaret filosu var. Peki, neden yaşamıyorsun, değil mi?
Malac Boğazı’ndaki deniz ticaretinin yoğunluğuna bir bakın.

Ama bir “AMA” daha var – Malezya nüfusunun neredeyse %40’ı Müslüman değil.
Onlar bu insanlar Kuran’ı okumazlar, kesin İslamı kabul etmezler olası şeriatı ve yasalarını reddederler ve dünyayı İslam’dan o kadar farklı değerlendirmeye alışırlar ki, bu farklılıkları tek bir yazıda anlatmak mümkün değildir.
İşte bu yüzden, ilgili literatürü okumaya en az 20 dakika ayırmış herkesin bildiği gibi, değerlere dayalı bir davranış matrisinden başka bir şey olmayan İslam ve İslam kültürünün gerçekten geldiği Arap Doğu’ya taşınacağız. .
Arap Doğusunun Davranışsal Matrisi Şeriat temellidir.
Prensipte şeriatsız gerçek İslam olmaz.
Basra Körfezi’ndeki satraplıkların tatsız taşlı beton uzantıları da dahil olmak üzere Arap Doğu’nun üstünkörü bir araştırması bile Mahathir’in ümmet hakkındaki sözlerini doğrulamamıza izin veriyor.
Bu lağım kamyonları, 800 metrelik tatsız ucubenin doğru şekilde bağlanmadığı kanalizasyon sisteminin kaldıramayacağı dışkıyı dışarı pompalamak için Burj Hayfa’da sıraya giriyor.
Şimdi kanalizasyon sistemi nasıl bilmiyorum, ama aynı Emirates, Dubai ve cehennem bilir cephesinden kolayca etkilenen insanlar için, sizi bilgilendirmek için acele ediyorum – HER ŞEY, kesinlikle gördüğünüz HER ŞEY Gökdelenlerden petrol ve gaz sahalarına, sokaklardaki arabalara, devlete bağlı elektrik santrallerine ve nükleer santrallere kadar tüm insanlığın modernliğiyle bir şekilde bağlantı kuran Arap dünyası, bütün bunlar İslam tarafından yaratılmadı.
Bütün bunlar, İslam DIŞINDA Batı ve diğer medeniyetlerin faaliyetlerinin sonucudur.
Pervez Hoodbhoi (Pakistanlı fizikçi, İslamabad’daki bir üniversitede profesör, 1991 yılında yayınlanan İslam ve Bilim, Dini Ortodoksluk ve Akılcılık için Mücadele adlı kitabında yayınlanan bilim ve İslam arasındaki ilişki üzerine çalışmaların yazarı) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Dünyada Müslümanlar gözle görülür bir şekilde az. bilim, gezegenin her beşte biri Müslüman olmasına rağmen, %1’den az.

Küçük bir İsrail’de, tüm Müslüman ülkelerin toplamından iki kat daha fazla bilim insanı var.

Nasıl oldu da 8. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar 600 yıl boyunca Müslüman dünya görüşü ileri bilgi ile ilişkilendirildi ve şimdi müstehcenliğe gömüldü?
Ortaya çıkan sorunun cevabını ararken, bir sürü makaleyi “küreklemek” ve ayrıca soruşturma gibi bir şey yapmak zorunda kaldım. Birçok ilginç gerçeğin keşfedildiği geçmişimize bir gezi yapmayı öneriyorum.
11. yüzyılın sonunda, zamanlarının en iyi zihinlerinin gelişmiş dünya görüşünün aksine, bilimsel bilginin reddini vaaz etmeye başlayan ve özgür bilimsel düşünceye karşı çıkan din adamlarının etkisi arttı. Bu çizginin en büyük temsilcisi Muhammed el-Gazali’dir (1058-1112).
Rasyonalizm ile ortodoksluk arasındaki amansız savaş, burada ikincisi lehine sonuçlandı.
Sonuç gelmesi uzun sürmedi. Din adamları, özgür düşünceyi, mantığı ve bilimin gelişimini hayal etmenin imkansız olduğu nedensel ilişkiler arayışını yasakladı.
Tüm konuları müfredattan çıkardılar, sadece teolojik olanları bıraktılar.
Rasyonalizmin yerini dini ortodoksiye bıraktığı medreseler fizikçileri, matematikçileri, gökbilimcileri, kimyagerleri ve biyologları serbest bırakmadı.
İslam dünyasında bilime büyük bir darbe vurulmuş, bunun sonucunda bilimsel düşünceye olan hayranlık hızla yatışmıştır.
Din adamları siyasi nüfuz kazanır kazanmaz, bilginlerin kafaları omuzlarından uçtu. Klasik bir örnek Ulugbek’in ölümüdür – sonuçta, onu büyücülükle suçlayarak kafasını kesen azizlerdi.
Akılcılığa karşı mücadelede muzaffer olan dini muhafazakarlık, zamanımızda din adamları arasında hakimdir.
İslam dünyasındaki bilimin mevcut durumuna bakarsanız, yukarıdakilerin hepsinin bu güne kadar gerçekleştiğini çıplak gözle görebilirsiniz.
Din adamlarının ve Müslümanların muhafazakar kesiminin bilime karşı tutumu değişmedi: şizofreni sınırında bir şey.
Modern teknolojiyi kullanmak isterler, ancak çalışmasının ahirette fayda sağlamayacağını savunarak bilime dokunulmasına izin vermezler. Çoğu zaman onların ağzından “Elhamdülillah, kâfirler uydurur, biz ise ibadetle vakit geçiririz” sözlerini işitebilirsiniz.
Muhammed’in Kur’an ayetlerinin ve sözlerinin sadece şeriat bilimlerini ima ettiği şeklinde bir yorum ileri sürdüler. Fundamentalistler bilime isyan ederler çünkü onların gözünde “Batılı”dır, dolayısıyla bilimde Batı’yı takip etme ihtiyacını reddeder.
Bu yol, onların görüşüne göre, geleneksel manevi değerlerin yok olmasına yol açar ve materyalizmi yerleştirir.
Mevcut yöneticiler, bilimin gelişmesini teşvik etmek yerine, eğitim ve bilim dışında her şeye para harcamayı tercih ediyor.
Buna bir örnek, haber akışındaki şu pasajdır: “Geçen yıl, dünya topluluğu Le Bourget hava gösterisinden gelen haberlerle tedirgin oldu. Anonim bir alıcı, Airbus A380’e onu uçan bir saray yapmasını emretti. “Business Style” ın mutlu alıcının adının asla bilinmeyeceğinden pişmanlık duyduğunu hatırlıyorum.
Ne kadar yanılıyoruz!
Araplar, muhteşem harcamalarıyla gurur duyuyorlar, bu yüzden kazanımlarından sır saklamazlar.
A380’in gizemli sahibinin Suudi Arabistan’ın yönetici ailesinden Prens Al-Walid bin Talal bin Abdul Aziz el-Suud olduğu ortaya çıktı.
Prens iki yıl içinde yaldızlı Airbus’a taşınabilecek.
Ama şimdiden dev uçağın ne gibi değişikliklere uğrayacağına dair ilk detaylar var.
Bunlardan en göze çarpan ve ya ilginci – Prensin uçağını gören herkesin ilgisini çekecek, başka hiç bir özeliği yok.
Sade bir özeliği – iyi bulutsuz havalarda gök yüzüne tesadüf bakarsanız yerden bile Al-Walid bin Talal bin Abdul Aziz al-Suud’un başınızın üzerinde uçtuğunu tahmin edebilirsiniz.

Uçak güneş ışınlarında parlayacak – prens, Airbus’ını tam anlamıyla yaldızlamaya karar verdi.Fakat güneşsiz havada onun uçağını göremeyecek o durumda prens havadan uçmaya tercih etmeyecek sade güneşli havada uçağa kulanma talimatı almış oluyor.
Uçağın gövdesini değerli metalle kaplamak Arap lüks sevgilisine 58 milyon dolara mal olacak.
Prens, A380’in kendisi için 300 milyon koydu. Uzmanlara göre, tüm değişiklikleri aynı miktarda mal olacak ”.
Al-Walid bin Talal bin Abdul Aziz al-Suud başınızın üzerinde uçuyor. Uçak güneş ışınlarında parlayacak – prens, Airbus’ını tam anlamıyla yaldızlamaya karar verdi.
Uçağın gövdesini değerli metalle kaplamak Arap lüks sevgilisine 58 milyon dolara mal olacak.
Prens, A380’in kendisi için 300 milyon koydu. Uzmanlara göre, tüm değişiklikleri aynı miktarda mal olacak ”.
Al-Walid bin Talal bin Abdul Aziz al-Suud başınızın üzerinde uçuyor. Uçak güneş ışınlarında parlayacak – prens, Airbus’ını tam anlamıyla yaldızlamaya karar verdi.
Uçağın gövdesini değerli metalle kaplamak Arap lüks sevgilisine 58 milyon dolara mal olacak. Prens, A380’in kendisi için 300 milyon koydu. Uzmanlara göre, tüm değişiklikleri aynı miktarda mal olacak. ”
Ve bu, köleliğin fiili (ve bazen de yure)yaygın bir uygulama olduğu ve Arap dünyasının neredeyse tüm cephesinin dadılardan ve bakıcılara, hizmetçilere, inşaatçılara, en kirli ve en tehlikeli işlerde çalışanlara ödemeler kısıtlı ve ya yok denecek kadar az.
Hiçbir göstergeyle Müslüman Doğu, en “liberal” BM kriterlerine göre bile, ümmetin yalnızca Afrika’da daha yüksek olduğu gelişmiş dünyaya uzaktan bile uymuyor. Bugün Ümmet bitmiş ürün olarak neredeyse hiçbir şey üretmiyor, Arap dünyasında 1000 yılda çevrilen kitapların sayısı İspanya’nın bir yılda çevirdiği kitapların sayısına zar zor ulaşıyor.
Arap dünyası, Dünyadaki patent sayısı gibi istatistiklerde pratikte yeri yok.Niye diye sorarsanız Eğitimsizlik ve Cehalet.
Sadece Arap Dünyasının işlevsizleşmesine ve daha fazla radikalleşmesine katkıda bulunan Batı emperyalizmini suçlamak ne kadar doğru olur bilemiyoruz.
Arap İslam anlayışı bugun Dünya üzerinde Eğitim Bilim ve bu konulara Erişim açık olmasına ramen hiç bir tüm gereksimleri ve araçları uzanamiyor. İhtiyaç duymiyor. Nasılsa Petrol ve Din Onlardan geldi yerinde sayabiliriz mantığı devam etmekte.
Diğer İbrahimi Semavi Dinler : Musevilik ve Hristiyanlık Araplara geldi fakat onlar aldı başını gitti ve bugun Uzay Araştırma geliştirmede ilk sıradadalar.
Katar medreseleri ya da Kahire El-Azharovskiy üniversitesinin mezunlarından olan sözde sütunlardan biridir.
Genel olarak ümmeti, özelde Arapları hem maddi hem de davranışsal olarak bir Orta Çağ durumunda tutmak için başka bir terim olan İslami muhafazakarlık arkasında saklanmak sade yanıltıcı bir arguman olabilir.
Bugün Arap Doğusu, gökdelenlerin dolu. Gökdelenlerin cepheleri yoksulluğu gizleyemediği ve islamda yoksulluğun devasa bir resmidir.
Kuveytli gazeteci, yazar ve düşünür Najim Abd Al Karim’e göre cehalet ve geri kalmışlığın aşırılık ve Siyasal İslam’ın sonuçları olduğu altın bir çerçeveye ne kadar sıkıştırırsanız sıkıştırın kölelik ve geri kalmışlıği saklayamacaksınız.
Ve bir bütün olarak İslam Reform yapılmadan fazla ilerleme olması İmkansız!

Thomas Aquinas’ın yazılarında görüldüğü gibi – sanat ve bilimlerin kilise tarafından finanse edilmesi yoluyla Hıristiyanlığın geçirdiği evrim sonucu ilerlediği gibi İslam dininde benzer bir reform ve dönüşümden geçene kadar değişiklikleri beklemeye gerek yoktur.

Kuveytli gazeteci, yazar ve düşünür Najim Abd Al Karim’e göre, cehalet ve geri kalmışlık, aşırılık ve Siyasal İslam’ın sonuçlarıdır.
Ve bir bütün olarak İslam, hem Thomas Aquinas’ın yazıları yoluyla hem de sanat ve bilimlerin kilise tarafından finanse edilmesi yoluyla Hıristiyanlığın geçirdiğine benzer bir reform ve dönüşümden geçene kadar değişiklikleri beklemeye gerek yoktur.
Nihayetinde tüm insanlığın devrimci dönüşümlerinin ve “Batılılaşmanın” motoru haline gelen Aydınlanma Çağı’na, yani, İslam çok geride bırakan ve medeniyetler yarışında yenilgisine neden olan teknolojik ilerlemeye yol açan insan düşüncesinin özgürleşmesi çok önemli kriter.
Ve bir bütün olarak İslam, hem Thomas Aquinas’ın yazıları yoluyla hem de sanat ve bilimlerin kilise tarafından finanse edilmesi yoluyla Hıristiyanlığın geçirdiğine benzer bir reform ve dönüşümden geçene kadar değişiklikleri beklemeye gerek yoktur.
Nihayetinde tüm insanlığın devrimci dönüşümlerinin ve “Batılılaşmanın” motoru haline gelen Aydınlanma Çağı’na, yani, İslam’ı çok geride bırakan ve medeniyetler yarışında yenilgisine neden olan teknolojik ilerlemeye yol açan insan düşüncesinin özgürleşmesi.

Nihayetinde tüm insanlığın devrimci dönüşümlerinin ve “Batılılaşmanın” motoru haline gelen Aydınlanma Çağı’na, yani, İslam’ı çok geride bırakan ve medeniyetler yarışında yenilgisine neden olan teknolojik ilerlemeye yol açan insan düşüncesinin özgürleşmesi.
Aydınlanma fikirleri Batı tarafından ihanete uğradığında, totaliter ve intihara meyilli bir doktrine doğru kayarken.
Dubai veya Katar’dan hiçbir fotoğrafın, aşırı dinciliğe karşı zaferin hala çok uzak ve sadece sabır olduğu gerçeğini gölgede bırakmaması gerektiğini söyledi. ve kültürüne olan inanç ve sevgi.
İslam ümmetinin meşru – vurgularım meşru – istek ve taleplerinin dürüst bir arabulucusu olarak hem de özgürlüğü sorumluluk ve ahlakla birleştirmenin bir örneği olarak – Aydınlanma’nın en iyi zihinlerinin hayal ettiği şey budur.
Meşur Burj Kalifa’da, özellikle sık sık fırtınalar sırasında neredeyse en tepede bir daire satın almak için nasıl bir mantık ve duygu taşıman gerekir? Tam bir düşüncesiz ve koç olmanız gerekir.

kaynak : https://aftershock.news/?q=node/1012151

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy