Long-term consequences of external intervention in a living organism

Darwin, en uygun olanın rekabetinin ve hayatta kalmasının evrimin temeli olduğunu kanıtlamaya çalışan haklı mıydı yoksa işbirliği ve ortaklığın yaşamın devam etmesinin temeli olduğunu iddia eden Jean-Baptiste de Lamarck teorisi daha aydılatıcı oldu?
Yaşayan bir organizmada, her hücrenin ya da bir kısmının aniden birbirleriyle etkileşime girmeden bağımsız olarak hareket etmeye karar vermesi durumunda ne olacağını hayal edin …
Hepimiz, DNA’yı içeren hücrenin çekirdeğinin onun «beyni» olduğunu ve işleyişi için gerekli olduğunu çok iyi biliyoruz, ancak zarın sürekli değişen çevreye dinamik olarak uyum sağlayarak dış etkilere kesintisiz olarak tepki vermesi, sadece genlerin biyolojimizi kontrol etmesinin değil, çevrenin de hücrelerin davranışını etkilediğini öne süren çok az insan var.
Hayatımız boyunca, karmaşıklıkta şaşırtıcı derecede katmanlı bir mekanizma sistemi, dış faktörlere bağlı olarak, vücudun sağlığı için olumlu veya olumsuz tepkilerinin oluşumunda rol oynayan belirli genlerin ifadesini düzenler ve değiştirir.
Bugün, bu tür Epigenetik düzenlemenin bazı yönleri ortaya çıkmıştır.

https://docplayer.biz.tr/134394625-Endokrin-bozucu-kimyasal-maddelerin-epigenetik-etkileri-ftalatlar.html

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/544563

https://evrimagaci.org/epigenetik-ve-hastaliklar-epigenetigin-hastaliklar-ve-tedaviler-ile-iliskisi-nedir-7352

Epigenetik kalıtım: Kalıtım sadece genlerden ibaret değil!

Genetiğin insan gelişimi üzerindeki etkisi, fiziksel ve zihinsel verileri, yaşam boyu hastalık olasılığı vb. hakkında hepimiz bir dereceye kadar (ve bazıları yeterince eğitilmiş) duyarız (ve bazıları yeterince eğitimlidir).
Çok sık, yukarıdaki listede veya genişletilmiş versiyonunda belirli anormalliklerin tezahürünün nedeni açık veya tartışmalı değilse, o zaman hiçbir şey yazmayacağınızı söylerler, genetik budur.
Ancak, düşünen halkın dikkatini, bu genel görüşü değiştiren meraklı bilimsel kanıtlara sunmak istiyorum ve dahası, belirli bir kişi için pratik sonuçlara da sahipler.
Konu biraz uzaktan gelmeye başlayalım…:
Biraz uzaktan başlayacağım.
Resmi Bilim keşifleri teknoloji dayalı devamlı gelişmekte. Bilimin Teknolojiile ayak uydurması doğal ortak gelişime olarak adlandırılabilinir. Bilim hakkındaki anlayışı bu birlikte Doğa ve Teknoloji gelişimi nasıl değiştirdi?
19. yüzyıl Teknolojik imkanları ile bugün imkanların ışığında bilim doğası hakkındaki Dalga ve Korpusküler teorilerden oluşan bir arsa olup, iki okulun her yöne ait kanıta dayalı deneysel temeli ile çatışmasıdır.

Sonuç, Ana Bilim okuluna ve alternatifler okuluna Nobel ödülüdür. Işığın fiziğini anlamak ikili hale geldi.
Yirminci yüzyıl tıbbı, hücresel ve humoral bağışıklık teorileri.
Benzer bir sonuca sahip benzer bir hikaye. En modern doğa bilimlerinden birinin uzun zamandır alternatif bir görüşü reddettiği bir başka ilginç gerçek. Bu, genetiğin on yıllardır bilim için epigenetiği nasıl tanımadığı ile ilgilidir.
Ancak gerçekler dünyadaki en inatçı şeydir (usta ve Margarita). Artık hepimiz biliyoruz ki birçok gen, hücrenin yapısı ve nasıl işlediği hakkında bilgiye sahiptir ve bir kişinin yaşamı boyunca aktiftir. Bununla birlikte, bilim adamları birçok genin sürekli çalışmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldılar ve bunların dahil edilme şekli dış faktörlere bağlı.
Epigenetiklerin tam olarak bu tür mekanizmalarla uğraştığı şey budur-DNA’nın yapısını etkilemeden gen aktivitesindeki değişimi araştıran bilim. Bu nedenle, insan vücudunun tüm işlevlerinin DNA zincirinin dizisinden kaynaklandığına dair görüş, epigenetik tarafından reddedilir. Başka bir deyişle, epigenetik, çevrenin genlerimizin açılıp kapanmasını nasıl etkileyebileceğini açıklayabilir.

Epigenetik alanındaki keşifler için ilk Nobel ödülü sadece 2006 yılında verildi-bunlar ABD’li bilim adamlarıydı.
Epigenetiklerin moleküler biyolojinin ayrı bir yönü olarak gelişmesi, geçen yüzyılın kırklı yıllarında başladı. Daha sonra İngiliz genetikçi Conrad Waddington, organizmanın oluşum sürecini açıklayan «epigenetik manzara ” kavramını formüle etti.

DNA metilasyonu. Nukleozom yeniden düzenlenmesi. RNA interferans. Histon modifikasyonları. Metilasyon. Asetilasyon. Fosforilasyon. Ubikitinasyon.


KH Waddington ve onun «epigenetik manzara ” çizimi. Üstteki yuvarlak cisim, ilk özel olmayan embriyo hücrelerini gösterir. Genetik ve epigenetik sinyallerin etkisi altında, hücreye ontogenezin (gelişimin) yörüngesi verilecek ve uzman bir hücre haline gelecektir — kalp, karaciğer vb.
Epigenetiklerin yeni bir bilimsel disiplin olarak ciddiye alınmasından birkaç on yıl önce geçti.
Bu durum uzun bir süre devam etti çünkü epigenetikler bulgularıyla genetik temelli dogmaları zayıflattı.
Ancak herkese açık olan gerçekler yadsınamazdı.
Böylece farklı yaşam tarzlarına öncülük eden monozigotik ikizlerin çalışmaları, her biri için açıkça farklı biyolojik sonuçlar göstermiştir.
Kaynaktan dağa eteklerin içinden geçen su katılacağa büyük su ağzına akan nehirlerin bulunduğu coğrafi manzaraya benzer şekilde, organizmanın gelişimini bir nehrin akışı olarak hayal edebiliriz — bu durumda kaynak bir anlayış haline gelecektir ve ağız olgunluğa dönüşecektir.
Bununla birlikte, nehir yatağının üzerinde durduğu rahatlamayı unutmayın: bu metafor, organizmanın gelişimini etkileyen dış koşulları ifade edebilir. Bir çığ, kaya düşmesi veya hatta bir deprem nehrin akışını başka türlü yönlendirebilir. Yeni koşullara uyum sağlayarak organizma, biyolojik evrimin önemli bir parçası olan değişkenliğin temelini oluşturan mutasyonlara uğrar.

Ve örneğin, edinilen özelliklerin mirasıyla ilgili olarak süreli zaman içinde daimi ve ya kısmi mutasyona uğrayabilir.
B. Mcclintock’un, yarım asırdır çok az insanın inanmak istediği genomun mobil unsurlarının keşfiyle durum neredeyse aynıydı.
Ancak geçen yüzyılın 70’lerinde John Gerdon, Robin Hallyday, Boris Vanyushin ve diğerleri tarafından yürütülen bir dizi tanımlayıcı çalışmadan sonra, epigenetik nihayet ciddiye alınmaya başladı.
Ve son zamanlarda, binyılların başında, bir dizi parlak deney gerçekleştirildi, bundan sonra genom üzerindeki epigenetik etki mekanizmalarının sadece vücut sistemlerinin çalışmasında önemli bir rol oynamadığı değil, aynı zamanda birkaç nesil tarafından miras alınabileceği anlaşıldı.
Bir kerede birkaç laboratuvarda, genetikçilerin çok düşünmelerine neden olan kanıtlar elde edildi.
Bilim adamları sansasyonel bir sonuca varmak zorunda kaldılar: DNA nükleotid dizisini etkilemeden strese bağlı epigenetik değişiklikler gelecek nesillere sabitlenebilir ve aktarılabilir!
Mirasla kader
Gen aktivitesinin epigenetik regülasyonunun en çok çalışılan mekanizması, DNA’nın sitozin bazlarına bir metil grubunun (bir karbon atomu ve üç hidrojen atomu) eklenmesinden oluşan bir metilasyon sürecidir. Metilasyon, gen aktivitesini çeşitli şekillerde etkileyebilir. Spesifik olarak, metil grupları, transkripsiyon faktörünün (DNA matrisindeki bilgi RNA’nın sentez sürecini kontrol eden protein) DNA’nın spesifik bölgeleriyle temasını fiziksel olarak engelleyebilir. Öte yandan, metilsitozin bağlayıcı proteinlerle bağlantılı olarak çalışırlar, kromatinin yeniden modellenmesi sürecine katılırlar — kromozomların oluşturduğu madde, kalıtsal bilgi deposu.

Metilasyon, gen ekspresyonunu bastırırken, demetilasyon, tersine, histon asetilasyonunu ve heterokromatinden ökromatine kadar olan ilgili değişiklikleri indükleyerek, gen transkripsiyonunu aktive eder.
Stres birikimi, «epigenetik hafıza ” terimiyle ifade edilen edinilen bilgiler olarak sindirilir ve kalıtsal olarak aktarılabilir.
Önleyici bir bakış açısından, yaşam tarzının ve organizmanın varoluş koşullarının sağlık üzerindeki etkisinin epigenetik mekanizmalarının açıklanması son derece önemlidir.
Metilasyon, insandaki tüm organların ve sistemlerin gelişimi ve oluşumu ile ilgili birçok sürece katılır.
Bunlardan biri embriyoda x kromozomlarının inaktivasyonudur. Bilindiği gibi, dişi memelilerin X kromozomu olarak adlandırılan cinsiyet kromozomlarının iki kopyasına sahip oldukları bilinirken, Erkekler bir X ve bir Y kromozomu içerirler, bu boyut ve genetik bilgi miktarında önemli ölçüde daha küçüktür. Erkekleri ve dişileri üretilen genlerin (RNA ve proteinler) sayısında eşitlemek için, Dişilerdeki X kromozomlarından birindeki genlerin çoğu kapanır.
Bu sürecin doruk noktası, embriyonun 50-100 hücreden oluştuğu blastosist aşamasında gerçekleşir. Her hücrede, inaktivasyon için kromozom (baba veya maternal) rastgele seçilir ve bu hücrenin sonraki tüm oluşumlarında inaktif kalır.
Babaların ve maternal kromozomların bu “karıştırılması” süreciyle, kadınların X kromozomuna bağlı hastalıklardan muzdarip olma ihtimalinin çok daha düşük olduğu gerçeği ile bağlantılıdır.
Metilasyon, hücresel farklılaşmada önemli bir rol oynar «» evrensel ” embriyonik hücrelerin özel doku ve organ hücrelerine dönüştüğü süreç. Kas lifleri, kemik dokusu, sinir hücreleri-hepsi genomun kesin olarak tanımlanmış bir kısmının aktivitesi nedeniyle ortaya çıkarlar. Metilasyonun, çoğu onkogen çeşidinin yanı sıra bazı virüslerin baskılanmasında öncü bir rol oynadığı da bilinmektedir.
DNA metilasyonu, diyet, duygusal durum, beyin aktivitesi ve diğer dış etkenlerle doğrudan ilişkili olduğu için tüm epigenetik mekanizmaların en büyük uygulamalı değerine sahiptir.

Bu bulguyu iyi destekleyen veriler, bu yüzyılın başlarında Amerikalı ve Avrupalı araştırmacılar tarafından elde edildi. Bilim adamları savaştan hemen sonra doğan yaşlı hollandalıları incelediler.
Annelerinin hamilelik dönemi – 1944-1945 kışında Hollanda’da gerçek bir kıtlık olduğunda çok zor bir zamana denk geldi.
Bilim adamları şunları kurmayı başardılar: annelerin güçlü duygusal stresi ve yarı aç beslenmesinin gelecekteki çocukların sağlığını en olumsuz şekilde etkilediğini tespit ettiler.
Düşük kilolu olarak doğduktan sonra, yetişkinlik döneminde kalp hastalığına, obeziteye ve diyabete, bir ya da iki yıl sonra (ya da daha önce) doğan vatandaşlarına göre birkaç kat daha fazla maruz kalma olasılıkları daha yüksekti.
Genomlarının analizi, tam olarak sağlığın korunmasını sağladığı bölgelerde DNA metilasyonunun olmadığını göstermiştir.
Böylece, anneleri açlıktan kurtulan yaşlı hollandalılarda, insülin benzeri büyüme faktörü (IGF) geninin metilasyonu belirgin şekilde azaldı ve bu da kandaki IGF miktarının artmasına neden oldu. Ve bu faktör, bilim adamları tarafından iyi bilindiği gibi, yaşam beklentisi ile ilgili geri bildirimlere sahiptir: vücuttaki IGF seviyesi ne kadar yüksek olursa, yaşam o kadar kısa olur.
Bununla birlikte, başka bir çalışma, «iyi sağlık» In rakam düzeyiyle %50 korelasyonunun olmadığını göstermiştir.

Kromatinin yapısı ve epigenetik modifikasyonların mekanizmaları.
Kromatin, DNA’nın güvenilir depolanmasını ve normal çalışmasını sağlayan bir protein ve nükleotid kompleksidir.
HÜCRELERİMİZDE DNA ambalajı bir mücevher deposuna benziyor.
Aksi takdirde, iki metre uzunluğunda bir DNA sarmalını küçük bir hücre çekirdeğine yerleştirmenin hiçbir yolu yoktur. DNA ipliği, nükleozomlar olarak adlandırılan çok sayıda «boncuk» üzerine bir buçuk turda sarılır.
Bu nükleozomlar sırayla birkaç özel proteinden, histonlardan oluşur. Histonların «kuyrukları ” vardır — özel enzimlerle uzayabilen veya kısaltılabilen protein büyümeleri. Böyle bir “kuyruğun” uzunluğu, ona yakın olan genlerin aktivite düzeyini doğrudan etkiler.
Daha sonra Amerikalı bilim adamı Lambert Lumé, gelecek nesillerde bile, bu hollandalıların ailelerinde doğan çocukların anormal derecede düşük kilolu olduklarını ve ebeveynlerinin oldukça iyi yaşadıkları ve iyi yedikleri halde, yaşla ilgili tüm hastalıklardan daha sık hastalandıklarını keşfettiler. Genler, anneannelerin hamileliğinin aç dönemiyle ilgili bilgileri hatırladı ve onu bir nesil sonra bile torunlara aktardı : kesinlikle bu sonuç, araştırmacıların çalışmalarının bulduğu istatistiksel olarak geçerli bir korelasyona rağmen, mutlak olarak kabul edilemez.
Buna karşılık, eğer bu doğru olsaydı, savaş sırasında ve hemen sonrasında ülkemizde doğan herkesin acı verici cüce olacağı tartışılabilir.) Ancak tüm araştırmacıların genel sonucu yadsınamaz:
“Hücrelerin sadece genomlarını miras aldıkları şey artık bilimsel gerçekliğe cevap vermiyor»

Peter Spork Nörofizyolog
Spork, insan genlerini bilgisayar donanımıyla karşılaştırıyor.
Pahalı bir grafik kartına ve güçlü bir işlemciye sahip olmak iyidir.
Ama ya yazılım?
En temel eylemi onsuz yapmak mümkün mü – metin yazmak, bir görüntü görmek?
Epigenetik, vücudumuzun yazılımıyla ilgilidir.
Gerçek şu ki, gelişimimizi yalnızca dört farklı bileşenden oluşan genom, bir tür “bağlantı şeması” belirleseydi, o zaman hepimiz aynı olurduk. Shpork, “Şempanzeler bile bizden biraz farklı olurdu” diye yazıyor.
Yazarın notu: Bonobolar (cüce şempanzeler) günümüzde insanlara en yakın hayvanlardır. Aynı zamanda bonobolar, adi şempanzelerden daha fazla insani davranış özelliği sergiler.
Ayrıca bonobos genleri grubu, insan genleri grubuyla birden fazla oranda örtüşür.
İnsanlar arasındaki %98 DNA farkı ortalama 1000’de 1 nükleotittir (yani %0,1) ve insanlarla şempanzeler arasında 100’de 1 nükleotittir (yani %1).

“İkinci kod” olan epigenom sayesinde vücudumuz, aynı genoma sahip olmalarına rağmen farklı tipte hücreler – saç, karaciğer, beyin – oluşturabilmektedir.
Bu nedenle epigenom, genomun nasıl manipüle edileceğinin bir göstergesidir. Belirli genlerin aktivasyonundan ve deaktivasyonundan sorumlu olan ve hücre yaşlanma hızını programlayan kişidir. Açıktır ki, her hücre aynı anda tüm genlerini okusa ve olası tüm proteinleri sentezleseydi, vücut işlevini yerine getiremezdi. Okulda bize öğretilen, hücrelerin yalnızca kendi genomlarını miras aldıkları, artık bilimsel gerçekliğe tekabül etmiyor. Aslında, hücreler epigenomu da miras alır.
Genler bir cümle değildir
Stres ve yetersiz beslenmeye ek olarak, fetüsün sağlığı, normal hormonal düzenleme süreçlerini bozan çok sayıda maddeden etkilenebilir. Bunlara “endokrin bozucular” (yıkıcılar) denir. Bu maddeler, kural olarak, yapay bir yapıya sahiptir: insanlık, ihtiyaçları için onları endüstriyel olarak alır.
En çarpıcı ve olumsuz örnek belki de uzun yıllardır plastik ürünlerin imalatında sertleştirici olarak kullanılan bisfenol-A’dır.
Bugün gıda endüstrisinde kullanılan tüm plastik kaplarda bulunur: su ve içecekler için plastik şişeler, yiyecek kapları ve daha fazlası. Bisfenol A, konserve yiyecek ve içecek kutularında (kutuların iç tabakasıyla kaplı) ve ayrıca diş dolgularında bulunur.

“Endokrin bozucuların” etkisi altında anormalliklerin gelişiminin moleküler bileşenleri: bisfenol A (A) ve ftalatlar (B).
Bisfenol A’nın küçük konsantrasyonlarının bile olumsuz etkileri sayısız ve çeşitlidir ve yayılımı o kadar fazladır ki, bugün vücutta bisfenol A’sız bir insan bulmak neredeyse imkansızdır. Sadece kanda değil, anne sütünde ve hamile kadınların göbek kordon kanında da sürekli olarak bulunur.
Ayrıca, amniyotik sıvıda (embriyonu çevreleyen sıvı), bisfenol A konsantrasyonu, annenin kan serumundaki içeriğinden birkaç kat daha yüksektir. 2003-2004’te.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nden Amerikalı araştırmacılar, bisfenol A’nın prevalansı hakkında aşağıdaki sonuçları elde ettiler: incelenen 2517 kişiden %92’si idrarlarında bisfenol içeriyordu ve konsantrasyonu, halen sigara içen çocuk ve ergenlerin vücutlarında önemli ölçüde daha yüksekti. zayıf oluşturulmuş “saflaştırma sistemleri” organizmasına sahiptir.
Gıdanın plastikle temasının bir sonucu olarak şu ya da bu şekilde bisfenolün bir kısmının insan vücuduna girdiği açıktır.
Bu tür “zenginleştirmenin” sonuçları şu anda aktif olarak incelenmektedir.
Ancak endişe verici gerçekler şimdiden ortaya çıkıyor.
Örneğin Harvard Tıp Okulu’ndan biyologlar – Catherine Rakovsky ve meslektaşları – bisfenol A’nın yumurtanın olgunlaşmasını engelleme ve böylece kısırlığa yol açma yeteneğini keşfettiler.
Bisfenol, oositlerdeki kromozomal anormalliklerin sıklığını büyük ölçüde artırdı. Bilim adamlarının vardığı sonuç açıktı: “Bu maddeyle temas her yerde gerçekleştiğinden, doktorların bisfenol A’nın üreme sisteminde önemli rahatsızlıklara neden olabileceğini bilmesi gerekiyor.” – yazarın notu: Geriye bir soru sormak kalıyor – bu mucize ilacı kim icat etti ve kimin sunumundan aktif olarak kullanmaya başladılar. Ve muhtemelen bu bile yeterli görünmedi ve tüm kıtalarda ve dünyada evrensel bir aşı gerekliydi. tüm ülkeler.
Columbia Üniversitesi’ndeki meslektaşları hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerde rahatsız edici bir gerçeği daha ortaya çıkardılar. Bisfenol A’nın cinsiyetler arasındaki farklılıkları bulanıklaştırma ve eşcinsel eğilimlere sahip çocukların doğumunu teşvik etme yeteneğini keşfettiler.
Bisfenolün etkisi altında, östrojen reseptörlerini kodlayan genlerin normal metilasyonu – kadın cinsiyet hormonları – bozuldu. Bu nedenle, erkek fareler “dişi” bir karakterle doğdu – uysal ve sakin.
Erkeklerin ve kadınların davranışlarındaki fark ortadan kalktı.
Profesör F. Schempein ve meslektaşları şunu söylemek zorunda kaldılar: “Düşük dozlarda bisfenol A’ya maruz kalmanın beyinde kalıcı epigenetik bozukluklara neden olduğunu gösterdik, bu da bisfenol A’nın beyin fonksiyonu ve davranışı üzerindeki güçlü etkilerinin altında yatan – özellikle de ilgili konularda – cinsiyetler arası farklılıklara “.
Diğer çalışmalar, bisfenol A’nın çok belirgin bir östrojenik aktiviteye sahip olduğunu “her yerde bulunan ksenoöstrojen” olarak adlandırılması boşuna değildir ve embriyo gelişimi sırasında metilasyon profilini ve dolayısıyla bazı genlerin aktivitesini değiştirebildiğini göstermiştir. örneğin, Hocksa10.
Bunun insan sağlığı için sonuçları en olumsuz olabilir – yetişkinlikte, belirli hastalıkların obezite, diyabet, üreme bozuklukları vb.
Ama neyse ki, bunun tersi örnekler de var. Bu nedenle, düzenli yeşil çay tüketiminin kanser riskini azaltabileceği bilinmektedir, çünkü genleri aktive edebilen epigallocatechin-3-gallate maddesini içerir – tümör büyümesinin baskılayıcıları (bastırıcıları), DNA’larını demetile eder. Son yıllarda epigenetik süreçlerin çok popüler bir modülatörü, soya ürünlerinde bulunan genisteindir. Birçok araştırmacı, Asya ülkeleri sakinlerinin diyetindeki soya fasulyesinin içeriğini, yaşa bağlı belirli hastalıklara karşı daha düşük duyarlılıklarıyla doğrudan ilişkilendirir.
Karakter kader midir?
Epigenetik ayrıca bazı insanların neden psikolojik olarak dirençli ve iyimser olduğunu, diğerlerinin ise panik ve depresyona yatkın olduğunu anlamaya yardımcı oldu. Bilim dünyasında olduğu gibi, önce hayvanlarla deneyler yapıldı. Bu çalışma dizisi yaygın olarak bilinir hale geldi ve adı “yalama ve tımarlama” (yalama ve tımarlama). McGill Üniversitesi’ndeki Kanadalı biyologlar – Michael Meany ve meslektaşları – yavruların yaşamının ilk aylarında farelerde anne bakımının etkilerini incelemeye başladılar. Yavruları iki gruba ayırarak doğumdan hemen sonra yavruların bir kısmını annelerinden aldılar. Yalama şeklinde anne bakımı almayan bu tür sıçan yavruları, istisnasız olarak “yetersiz” büyüdü: gergin, iletişimsiz, agresif ve korkak.
Sıçanlar olarak geliştirilen tam anne grubundaki tüm yavrular: enerjik, iyi eğitimli ve sosyal olarak aktif. Bu kadar çarpıcı bir farkın nedeni nedir? Anne bakımı, yavrularda zihinsel özelliklerin gelişimi üzerinde neden belirleyici bir etkiye sahipti? DNA analizi bu soruların yanıtlanmasına yardımcı oldu.
Bilim adamları, farelerin DNA’sını inceledikten sonra, anneleri tarafından yalanmayan bebeklerin beyninin hipokampus adı verilen bölgesinde negatif epigenetik değişiklikler olduğunu buldular. Hipokampusta stres hormonu reseptörlerinin sayısı azalmıştı. Ve tam da bu nedenle, sinir sisteminin dış uyaranlara yetersiz tepkisi gözlendi: hipofiz bezi aşırı stres hormonları üretimi için bir komut verdi.
Başka bir deyişle, sıradan fareler tarafından sakince tolere edilen bu durumlar, anne bakımı almayan yavrularda yetersiz derecede güçlü strese neden oldu.
Anlaşıldığı üzere, yukarıdakilerin tümü insani gelişme için kesinlikle doğrudur. Erken çocukluk döneminde ebeveyn bakımından yoksun bırakılan veya bir tür şiddete maruz kalan çocuklar üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır. İstisnasız tüm bu çocuklar, daha sonra sinir sisteminin şu veya bu çarpık işleviyle büyüdü. Ve bu çarpıtmalar epigenetik olarak beyin hücrelerinde demirlendi.
Tüm bu çocuklar, normalde başarılı çocuklar tarafından algılanan zayıf uyaranlara bile yetersiz tepki ile karakterize edildi. Bütün bunlar yetişkinlikte alkolizm, uyuşturucu bağımlılığı, intihar ve diğer uygunsuz eylemler için bir eğilim oluşturdu.
Bu nedenle doğumdan sonraki ilk yıllar sosyal davranışın oluşumunda belirleyicidir ve karakterin tüm temellerini atmaktadır.
Ebeveynlerin bu dönemde bebeklerine ne kadar zaman ayırdıkları, tüm geleceğini belirleyecektir: psikolojik olarak istikrarlı mı, sosyal ve başarılı mı yoksa depresyona ve rahatsızlıklara eğilimli mi olacak.
Epigenomun etkisinin yaşlanma ile ilişkili süreçlere kadar uzandığı açıktır. Yaşla birlikte, tüm DNA dizisinin neredeyse yarısını oluşturan genomun gizemli bölgeleri, mobil genetik elementler (MGE) dahil olmak üzere metilasyonda genel bir azalma gözlemlenebilir.
Yarım yüzyıl önce Nobel ödüllü Barbara McClintock tarafından sıradan genlerin aksine DNA’da mucizevi bir şekilde hareket edebilen diziler olarak keşfedildiler *.
Demetilasyon nedeniyle yaşla birlikte aşırı derecede aktive olan MGE, genomu destabilize ederek istenmeyen kromozomal yeniden düzenlemelere neden olur.
Ayrıca, yaşlandıkça belirgin bir değişiklik метилировании gen ile ilişkili yaşa bağlı hastalıklar: damar sertliği, hipertansiyon, diyabet, Alzheimer hastalığı vb. Ayrıca belirlenmiştir doğrudan bir ilişki değişiklikleri эпигенома ürünleri ile reaktif oksijen türleri, yanı sıra fonksiyonu ile bir protein olan gözler çok dikkat геронтологов: protein p66Shc, adlı bir akademisyen Vp Скулачевым «arabulucu programlanmış ölümü, vücut». Bu nedenle, yaşa bağlı değişikliklerin epigenetik temellerini bilmek, yaşamı uzatma ve sağlıklı yaşlılık mücadelesinde bize önemli faydalar sağlayabilir.
Ayarla, o zaman yaşlanma gen ifadesi nedeniyle artmaktadır inversiyon DNA metilasyon kenara гипометилирования dahil olmak üzere katılımı ile histon modifikasyon ne yapar oluşumu yükü bulaşıcı olmayan, kronik hastalıklar, yaşlılık, birçoğu olabilir epigenetik deterministic erken yaşta yaşam anne ve durumu onun sağlık anlayışı ve gebelik hatta alınan miras. Küçük RNA’LARIN düzensizliği, enflamasyonu ve metabolik bozuklukları kontrol eden gen yapılarındaki değişikliklere neden olur ve bu da bulaşıcı olmayan hastalıkların oluşumuna neden olur. Bununla birlikte, birçok faktöre maruz kalmanın epigenetik mekanizmaları tam olarak açıklığa kavuşturulmamış veya hiç araştırılmamıştır.
Yaşa bağlı değişikliklerin önlenmesine bir örnek, yaşlı sağlıklı insanlar tarafından folik asidin uzun süreli alınması ve küresel DNA metilasyonuna neden olabilir .
Dahası, nörogelişimsel süreçlerin beyaz kan hücrelerinde anormal DNA metilasyonu ile bağlantısının önceden belirlenmesine rağmen, yaşlıların bilişsel yetenekleri daha da gelişmiştir (Schiepers O, Van Boxtel M, de Groot R ve ark. DNA methylation and cognitive functioning in healthy older adults. British Journal of Nutrition. 2012;107(5):744-748.)
Olumlu haber, epigenom yaşam tarzlarına maruz kalmanın kısmi telafisi olasılığıdır.
Epigenetiklerin gerontoloji üzerindeki etkisi muazzamdır. Şimdi bilim adamları, değişmeyen bir genomun varlığına rağmen, bir insanın kaderinin büyük ölçüde kendi ellerinde olduğunu biliyorlar.
Spurk,» yaşam tarzınızı değiştirin — ve siz de hem size hem de belki de tüm torunlarınıza Dünya’daki yaşamlarının geri kalanında fark edilmeden, ancak sürekli olarak yardımcı olacak bir biyokimyasal değişim zincirine başlıyorsunuz ” diyor. Ve bu söz, tüm dünya dinlerinin vaat ettiği gibi görünse de, bunun altında katı biyolojik gerekçeler vardır.
Yaşam Tarzı ve Genetik
Çevresel faktörlerin ve yaşam tarzının bazı özelliklerinin DNA metilasyonu ile ilişkili olduğu uzun zamandır gösterilmiştir. Bir kişinin hangi özelliklerinin veya özelliklerinin epigenetik inceleme ile hesaplanabileceğini görelim.
Tesis genelinde. Farklı çalışmalara göre, sigara ile ilişkili CpG adacıkları birçok gende bulunmuştur. Bununla birlikte, metilasyon seviyelerindeki değişiklikler genellikle çok yüksek değildir (çoğu zaman %20’den az). Çalışmaların çoğu kan örnekleri üzerinde gerçekleştirilmiştir, ancak hipermetile CpG adacıkları, akciğerler gibi diğer dokuların hücrelerinin genomunda da bulunmuştur. Sigara içmek, metilasyonla en güvenilir şekilde tahmin edilen özelliklerden biridir.
Alkol ve uyuşturucu. Genel olarak, alkolü kötüye kullananlarda DNA metilasyonundaki değişikliklerin belirgin olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, kısmen bu tür epigenetik değişiklikler tersine çevrilebilir: bir kişi içmeyi bırakırsa ortadan kaybolabilirler.
Ayrıca yukarıda belirttiğimiz gibi, hamile bir kadın tarafından alkol kullanımının (ve genel olarak bu, gebeliğin her onda birinde gerçekleştiğini hatırlamak önemlidir!) fetal hücrelerin metilasyonunu etkiler.
Ayrıca, hayvan modellerinde, çeşitli narkotik maddeler kullanıldığında metilasyon seviyesindeki değişimi araştırıyorlar, ancak şu ana kadar bu konu yeterince incelenmemiştir.
Fiziksel aktivite ve vücut kitle indeksi (BMI). Fiziksel aktivite seviyesi VKİ ve bir kişinin vücudunun genel yapısı ile ilişkili olabilir. Ayrıca spor aktivitelerinin epigenomu etkileyebileceği, ancak farklı yaşlardaki insanlarda, hastalıkların varlığında ve vücudun farklı dokuları arasında farklı şekillerde etkilendiği gösterilmiştir.
Diyet. Diyetteki farklılıklar, Vücuda giren farklı miktarda makro ve mikro element anlamına gelir. Şimdiye kadar, bu alan henüz incelenmeye başlamıştır, ancak en azından folat ve b vitaminlerinin metilasyonla ilişkili olabileceği düşünülmektedir.buna ek olarak, selenyumun in vitro DNA metiltransferazları ile doğrudan etkileşime girdiği ve polifenollerin DNA metiltransferazları, histon asetilazları ve deasetilazları etkileyebileceği gösterilmiştir. Bu nedenle, onları içeren ürünler potansiyel olarak epigenetik durumu da etkileyebilir.
Yeni zelandalı bilim adamları P. Gluckman ve M. Hanson, annenin hamileliği sırasında yiyecek miktarının çocuğun sağlığı ile olan ilişkisi için mantıklı bir açıklama yapmayı başardılar. 2004 yılında Science dergisinde «uyumsuzluk hipotezi» ni (mismatch hypothesis) formüle ettikleri makaleleri yayınlandı. Buna uygun olarak, gelişmekte olan organizmada, doğumdan sonra beklenen yaşam koşullarına epigenetik düzeyde prognostik adaptasyon meydana gelebilir. Prognoz doğrulanırsa-bu, organizmanın yaşayacağı bir dünyada hayatta kalma şansını arttırır, eğer değilse-adaptasyon uyumsuzluğa, yani bir hastalığa dönüşür. Örneğin, intrauterin gelişim sırasında fetüs yetersiz miktarda yiyecek alırsa, «yağmurlu bir gün için»gelecekte kullanılmak üzere gıda kaynaklarını depolamayı amaçlayan metabolik değişiklikler vardır.
Doğumdan sonra çok az yiyecek varsa, vücudun hayatta kalmasına yardımcı olur. Eğer bir insanın içine girdiği dünya tahmin edilenden daha müreffeh görünüyorsa, metabolizmanın bu “depolanmış” doğası yaşamın ilerleyen dönemlerinde obezite ve Tip 2 diyabete yol açabilir. Bugün en çok gözlemlediğimiz bu seçenek budur.
Genel olarak, hamilelik döneminin ve yaşamın ilk aylarının, insanlar da dahil olmak üzere tüm memelilerin hayatındaki en önemli şey olduğunu güvenle söyleyebiliriz. Bugün mevcut olan tüm kanıtlar, bu dönemde sadece fiziksel değil, aynı zamanda bir kişinin zihinsel sağlığının tüm temellerinin atıldığını söylüyor. Ve yaşamın bu ilk döneminin etkisi o kadar büyüktür ki, en yaşlılığa kadar ortadan kaybolmaz, bir şekilde ya da başka bir şekilde insanın kaderini şekillendirir. Alman nörobilimci Peter Spork’un doğru bir şekilde belirttiği gibi, ” ileri yıllarda sağlığımız bazen hamilelik sırasında annemizin diyetinden hayatın şu anındaki yiyeceklerden çok daha fazla etkilenmektedir.” Buna inanmak zor, ama gerçekler açıkça bunun hakkında konuşuyor.
Günümüzde birçok gıda ürününün epigenetik süreçleri belirli bir şekilde etkileyen bileşenler içerdiği zaten bilinmektedir. Hemen hemen tüm kadınlar hamilelik sırasında yeterli folik asit tüketmenin çok önemli olduğunu bilirler. Epigenetik, bu asidin diyetteki olağanüstü önemini anlamaya yardımcı olur: sonuçta, her şey DNA’nın metilasyonuyla ilgilidir. Folik asit, B12 vitamini ve amino asit metiyonin ile birlikte, normal metilasyon için gerekli olan metil gruplarının donörüdür («tedarikçi»). Metilasyon, çocuğun tüm organlarının ve sistemlerinin gelişimi ve oluşumu ile ilgili birçok sürece doğrudan katılır: hem embriyodaki x kromozomunun inaktivasyonunda hem de genomik baskıda ve hücresel farklılaşmada*. Buna göre, alarak, folik asit, anne adayı vardır iyi bir şans vermeye, sağlıklı bir bebek sapma olmadan.
B12 vitamini ve metiyonin, esas olarak hayvansal gıdalarda bulunduklarından vejetaryen bir diyetten elde etmek neredeyse imkansızdır. Hamile bir kadının boşaltma diyetlerinin neden olduğu vitamin B12 ve metiyonin eksikliğinin çocuk için en tatsız sonuçları olabilir. Çok uzun zaman önce, bu iki maddenin yanı sıra folik asidin diyetindeki eksikliğin fetustaki kromozom tutarsızlığının bozulmasına neden olabileceği keşfedilmiştir. Bu da Down sendromlu bir çocuğa sahip olma riskini büyük ölçüde artırır, ki bu genellikle basit bir trajik kaza olarak kabul edilir. Bu gerçekler ışığında, ebeveynlerin sorumluluğu büyük ölçüde artmaktadır ve bir kaza için her şeyi yazmak artık zor olacaktır. (bağlantıdan şok edici istatistikleri bulacaksınız https://cont.ws/@h5n1/1356406 )
Tokoferoller-birçoğu «E vitamini ” adıyla birleştirilen metile edilmiş fenoller olan bir kimyasal bileşik sınıfı – hepatit B virüsü ile enfekte olmuş hastalarda mırna profillerini değiştirerek antiviral aktivite sergilerler (Fiorino S, Bacchi-Reggiani L, Sabbatani S, et al. Possible role of tocopherols in the modulation of host microRNA with potential antiviral activity in patients with hepatitis B virus-related persistent infection: a systematic review. British Journal of Nutrition. 2014;112(11):1751-1768. )
Hamilelik sırasında yetersiz beslenmenin ve stresin anne ve fetüsün organizmalarındaki bir dizi hormonun konsantrasyonunu «daha kötü» olarak değiştirdiği de bilinmektedir: glukokortikoidler, katekolaminler, insülin, büyüme homonu, vb.Bu nedenle embriyoda hipotalamus ve hipofiz bezindeki hücrelerde negatif epigenetik değişiklikler (kromatinin yeniden modellenmesi) meydana gelir. Bu daha doludur? Bebeğin hipotalamik-hipofiz düzenleyici sistemin çarpık fonksiyonu ile doğması gerçeği. Bu nedenle, en farklı doğanın stresiyle başa çıkmada daha kötü olacaktır: enfeksiyonlar, fiziksel ve zihinsel stresler vb. Hamilelik sırasında kötü beslenerek ve deneyimleyerek annenin doğmamış çocuğunu her yönden savunmasız hale getirdiği oldukça açıktır.
Epigenetik çok önemli bir sonuca varmaya yardımcı oldu: annenin hamilelik sırasında ne yediği, hangi psikolojik durumda olduğu ve doğumdan sonraki ilk yıllarda bebeğe ne kadar zaman harcadığı, kelimenin tam anlamıyla çocuğun hayatının sonuna bağlı olacaktır. Bu süre içinde temellerini sadece. Meydana gelen değişiklikleri vücutta tüm aşamalarında anlayışı ve intrauterin gelişme, yaşlılık ve kaza sonucu maruz kalma öğeleri, yaşam tarzı ve çevresel faktörler, aracılık регуляцией genlerin aktivitelerini эпигенетическими mekanizmaları içeren DNA metilasyonu, histon modifikasyonu ve «sessizlik» gen промотеров veya энхансеров küçük RNA.
Toplamlar ve perspektifler
Epigenetik mekanizmaların incelenmesi çok önemli bir gerçeğin anlaşılmasına yardımcı oldu: insan kaderi çoğunlukla astrolojik tahminlerle değil, kişinin kendisinin ve ebeveynlerinin davranışlarıyla şekilleniyor. Epigenetik, hayattaki pek çok şeyin bize bağlı olduğunu ve hayatımızı daha iyi için değiştirebileceğimizi açıkça göstermektedir.
«Kendimiz ve ailelerimize, genomumuzu nereye yönlendireceğimize ve hatta belki de torunlarımızın genomuna karar vermemiz için büyük ölçüde izin veriyoruz.” Peter Spurk Nörobilimci
Epigenetik ayrıca insan ve dış çevre arasındaki sınırları da siler. Açıkçası, tehlikeli kimyasalların büyük ölçekli kullanımı uygulandığı sürece hiç kimse güvende hissedemez. Tarımda kullanılan ve «endokrin bozucular» olarak işlev gören pestisitler vinklosolin ve metoksiklor, endüstriyel atıklardan gelen cıva ve ayrışan plastikten Bisfenol a topraklara ve nehirlerin ve denizlerin suyuna nüfuz eder. Ve sonra yiyecek ve suyla birlikte insan vücuduna girerler. Ve bu insanlık için gerçek bir tehdittir.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy