kaynak : https://qha.com.tr/haberler/hollanda-nazi-kampindaki-101-ozbek-asker-anildi/102682/


https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/auschwitz
18 Ağustos 1941’de iki yüz Rus kızıl orduya mecburi askeri görev için katılan değişik Sovyet devletlerinde oluşan oluşan grublara dağtılmış esirler ilk grup Hollanda toplama kampı Amersfoort’a ulaştı.
Bir ay sonra Smolensk yakınlarında yakalanan yüz bir Özbek buraya getirildi.
Yakında yirmi dört Özbek şehidi aşırı yorgunluktan öldü ve Naziler hayatta kalan yoldaşlarını kırmızı “barbarların” özünü ortaya çıkaran bir propaganda filminde çekmeye karar verdiler.
“Untermenschler” seyirciye Wehrmacht askerlerinin cephede kiminle ve ne adına savaştığını açıklamak zorunda kaldı.
Kampta Naziler, Özbekleri ayrı ayrı yerleştirdi ve giyisilerini çıkartarak çıplak taş zeminde yerde uyumak zorunda kaldılar.
Kamp komutanı, diğer mahkumlara verilen yetersiz tayın Asyalılar için yarıya indirilmesini emretti.
Aynı zamanda, hasta ve bitkin insanlara en zor iş verildi.
Kamp komutanı SS Obersturmfuehrer Walter Heinrich, kampı koruyan SS muhafızlarına, çekime başlama görevlerinin bu “vahşi hayvanları” insan biçiminde aşırı bir açlık ve yorgunluk hissine getirmek olduğunu söyledi.
Komutan, açlıktan ve soğuktan kıvranan tutsakların bir hayvan durumuna yakın olduğunu düşündüğünde, yüksek rütbeli SS görevlilerini ve Joseph Goebbels’in departmanından bir film ekibini kampa davet etti.

Operatör “MOTOR” komutunu verir vermez, uzun boylu bir SS adamı “Untermensch”e büyük, hala sıcak bir ekmek matı fırlattı.
Açlıktan bitkin düşen insanların bir somun ekmek gördüklerinde birbirlerinin gırtlağına yapışacaklarından Almanların hiç şüphesi yoktu.
Ancak, bir dakika sonra Naziler, Özbeklerin kendilerinin onları gerçek Untermensch düzeyine indirdiğini hissettiler.
Ekmek tören alanına düştüğünde, en yaşlı mahkum ona zar zor yaklaştı.
Diz çökerek somunu dikkatlice kaldırdı, saygıyla öptü ve alnına getirdi.
Kısa bir dua okuduktan sonra, eşit ekmek parçalarını dikkatlice ayırmaya ve yoldaşlarına iletmeye başladı.
Küçükler payını ilk alan oldu, ekmeği bölen en yaşlılar en küçük parçayı aldı. Naziler, Özbeklerin ne kadar onurlu ekmek yediğini görerek aşağılama ile ulumaya hazırdı.

Kina o gün Fritz’ler için çalışmadı. Suratlarına bu çınlayan tokattan kısa bir süre sonra, Naziler komşu ormandaki tüm Özbekleri vurdu. Kahramanlar ölmeden önce Anavatanları hakkında bir şarkı söylediler, bugün Özbekistan’da “Yüz Bir” filmini çekecekler. Her bahar yüzlerce Hollandalı, infaz gününde Kahramanların infaz yerinde toplanır ve cesaretlerinin anısına 101 mum yakar.

Kin

Psikanalitik Teoride Nefret ve Kin



Nefret ve kin gibi duygular ve yaşantılar, diğer her türlü deneyim gibi günlük hayatımızda ve ilişkilerimizde, farkında olarak veya olmadan karşılaştığımız deneyimlerdir. Hatta, Blum’a (1997) göre, tüm ilişkiler, içlerinde çelişkili duygular barındırdığı için nefret de her ilişkide kaçınılmazdır. Fakat, toplum tarafından çeşitli olumsuz yargılara maruz kalması sebebiyle nefret gibi duygular ve bu duyguları yaşantılamak, savunmacı ve inkâr eden bir tutumu da beraberinde getirebilmektedir. Bu duygulara karşı ön yargıların kırılması, ancak bu deneyimlerin bir bağlama oturtulmasıyla gerçekleşebilmektedir. Bağlama oturtmak için de öncelikle duyguların ne dediğini dinlememiz gerekir. Bu açıdan bakıldığında, psikanalitik teori, nefret ve kin duygularının ne anlama geldiğine bir yorum getirerek bu yaşantıların iç dünyasına bir kapı aralamaktadır.

Nefret nedir?

Nefret genelde sevginin tersi veya agresyon ile ilişkilendirilse de Freud’un erken dönem düşüncelerine göre nefret duygusu, sevgiden ve agresyondan bağımsız bir ego durumudur (Blum, 1997). Freud’a göre, nesnelerle olan ilişkide nefret duygusu, sevgiden çok daha eskidir çünkü nefret, “öteki nesneleri yok etme ölçüsünde egonun kendini koruma içgüdüsüdür” (Freud, 1915). Hatta Freud, kuramını geliştirdikten sonra nefret duygusunu ve saldırganlığı, dış dünyaya yöneltilmiş ölüm içgüdüsü ile ilişkilendirmiştir (Blum, 1997). Kernberg’e (1993) göre ise nefret, saldırganlık dürtüsünün gelişmesini ve düzenlenmesini sağlayan bir temel duygudur (akt. Blum, 1997). Kısacası, psikanalitik teoride nefret duygusu, bir ego durumu, ölüm içgüdüsünün bir varyantı ve temel bir duygu olarak kavramsallaştırılmıştır.

Psikanalitik açıdan nefretin gelişimi nasıl olur?

Yaşamın ilk dönemlerinde ilişkiler, ambivalans, yani çelişkili duygular barındırır. Başka bir deyişle, nefret edilen ve sevilen aynı nesnedir. Örneğin, bebek tarafından annenin memesi, sevilen ve ihtiyaç duyulan bir nesne olarak görülürken, oral-sadistik dönemde dişler gelişmeye başladıkça memeyi ısırma ve memeye bu yolla zarar verme davranışları da görülmeye başlanmaktadır (Erikson, 1973; akt. Blum, 1997). Bu da aslında memeye karşı ambivalans, yani hem nefret hem de sevgi gibi duygular beslendiğini göstermektedir.

Başka bir bakış açısından bakacak olursak, nefret duygusunun gelişimi için yaşamın ilk dönemlerinde görülen tümgüçlülük yanılsamasının, yani bebeğin her nesneyi ve dünyayı yönetebildiğine olan bilinçdışı inancının kırılması gerekmektedir (Blum, 1997). Kişi, her şeyi kontrol edemediğini fark ettiğinde bir çaresizlik deneyimler ve bu çaresizlik de beraberinde öfke ve nefreti getirebilir (Mahler vd., 1975/2018). Bu yüzden, nefret duygusunun, tümgüçlülüğün kırıldığı bir süreç olan nesnelerden ayrışma ve bireyleşme sürecinde diğer duygulardan ayrıştığı söylenebilmektedir (Blum, 1997).

Nefret duygusunun sağlıklı gelişimi için ödipal dönem deneyimleri de önemlidir. Ödipal dönemde bireyler, kendi cinsiyetindeki ebeveynleriyle özdeşleşebilmek için karşı cinsiyetteki ebeveyne bilinçdışı bir şekilde romantik duygular beslemeye başlar. Fakat, kişinin kendi cinsiyetindeki ebeveyni, bu romantik aktarımların gerçekleşmeyeceğinin sinyalini verdiği için, ödipal dönemdeki bireyde çaresizlik, engellenmişlik, kıskançlık, öfke ve nefret gibi duygular görülmeye başlanabilir (Blum, 1997).

Psikanalitik Açıdan kin nedir?

Kin deneyimleri psikanalitik bir bakış açısından incelemeye çalışan Wixen’e (1971) göre kin tutmak, kişinin kötü niyetinin duygusal yansımasıdır. Çeşitli ön yargılar sebebiyle kin de nefret duygusu gibi kabullenilmesi zor bir deneyimdir. Hatta, psikanalitik literatürde kin konusu her ne kadar ihmal edilmiş olsa da kin tutan kişiden, savunmacı ve kin duygularını doğrulamaya çalışan bir yapıya sahip biri olarak bahsedilir (Wixen, 1971). Kin duygusunun temelleri oral dönemin başlangıcında görülmeye başlanırken, erken ergenlik döneminde kin tutmaya olan eğilim gözlemlenebilir (Wixen, 1971). Kin tutmak, dünyaya karşı daha şüpheli bir yaklaşımı ve kin tutulan nesneye karşı fobik bir yaklaşımı da beraberinde getirir (Wixen, 1971). Kin tutmak her ne kadar olumsuz bir deneyim olarak görülse de bazı amaçlara hizmet etmektedir. Wixen’e (1971) göre, kişinin narsisistik algısını yıkabilecek her türlü tehdit, potansiyel bir kin nesnesidir. Bu yüzden kin duygusu, özgüveni ve değeri sürdürmeye yarayan bir mekanizma olarak kavramsallaştırılabilir (Wixen, 1971). Bu bakış açısından bakıldığında, diğer her duygu gibi kin ve nefretin de dünyaya uyumsal ve adaptif bir amacı olduğu anlaşılmaktadır.

Yazar: İlayda Akınkoç

Düzenleyen: Gözde Özbek, Uzman Klinik Psikolog

Referanslar:

Blum, H. P. (1997). Clinical and developmental dimensions of hate. Journal of the American Psychoanalytic Association, 45(2), 359–375. https://doi.org/10.1177/00030651970450020501

Freud, S. (2021). Metapsikoloji. Idea Yayinevi (Orijinal çalışma basım tarihi 1915).

Mahler, M. S., Pine, F., & Bergman, A. (2018). İnsan yavrusunun psikolojik doğumu (A. N. Babaoğlu, çev.). Metis Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1975)

Wixen, B. N. (1971). Grudges: A psychoanalytic study. Psychoanalytic Review, 58(3), 333–344.

https://evrimagaci.org/soru/kin-ve-nefretin-ve-bunlarin-asiriliginda-ortaya-cikan-intikamin-evrimsel-surecteki-yeri-nedir-ve-insan-turune-faydalari-ve-zararlari-nelerdir-9562

Kin

Evrim sürecinde intikam duygusu oldukça yararlı bir amaca hizmet eder; öyle ki bu beklenti bile insana zevk verir. Peki intikam duygusu neden vardır?

İntikam hikayeleri hem acı hem tatlıdır. Homeros’un Truva’da geçen İlyada destanını ele alalım. Paris Helen’i kaçırdığında, kocası Kral Menelaus bu adaletsizliğe dayanamaz ve Paris’e saldırmaya karar verir. Troy’a koca bir ordu girer ve binlerce kişinin öleceği uzun bir savaş başlar. Destanda intikamı alınmak istenen başka gelişmeler de olur.

Yeryüzünde var olduğumuz sürece intikam insan davranışının bir parçası olmuştur. Tarih boyunca Yunan tragedyasından Shakespeare’in Hamlet’ine kadar edebiyat da yer vermiştir bu duyguya.

Peki insanı intikam aramaya iten nedir? Araştırmacılar buna dair bazı veriler elde etti ve intikamın umulmadık bazı yararları olduğunu fark etti.

İntikam insanı harekete geçiren güçlü bir duygusal tetikleyicidir. Uzun süredir intikam ve affetme duyguları üzerine araştırma yapan Miami Üniversitesi’nden evrimsel psikoloji uzmanı Michael McCullough “Size zarar veren birine karşı öfke duyma ve acı verme isteği her toplumda anlaşılacak bir durumdur” diyor.

Araştırmalar cinayetlerin yüzde 20’sinin, okuldaki silahlı saldırıların yüzde 60’ının intikam kaynaklı olduğunu gösteriyor. Donald Trump’ın başkan seçilmesini bile “hızla küreselleşen ekonominin kendilerini terk ettiği duygusuna kapılan beyaz işçi sınıfının intikamı” olarak değerlendiren makaleler bile oldu.

Saldırganlık konusunda araştırma yapan Virginia Üniversitesi’nden David Chester, şiddet içeren bir saldırıdan önce başka şeylerin devreye girdiğini gördü. Tetikleyici ile saldırı arasındaki duyguları “psikolojik aracılar” olarak adlandıran Chester, örneğin birinin aşağılayıcı davranışı karşısında saldırgan bir tepki vermenin kaynağını intikam duygusuna bağlıyor.

Chester’ın araştırmaları, aşağılanan veya sosyal bakımdan reddedilen bir insanın duygusal acı çektiğini ve sosyal reddedilme karşısında saldırgan tepki gösterenlerde beynin acı ile bağlantılı bölgelerinin daha aktif olduğunu gösterdi.

Fakat reddedilme duygusu başlangıçta acı verse de intikam alma fırsatı ortaya çıktığında bu acı zevk ile maskelenebiliyordu. Saldırgan bir tutum göstermeleri için provoke edilen insanlar beyinlerindeki ödül bölgesinin harekete geçmesiyle gerçekten de tatlı bir intikam hissine kapılıyor.

“Psikolojinin babası” olarak bilinen Sigmund Freud da saldırganlık ile zevk arasındaki bağlantıdan söz ediyordu; ama intikamın ayrı bir zevk verdiği yeni ortaya çıktı.

Chester’ın ekibiyle birlikte yaptığı bir deneyin sonuçları geçen ay Personality and Social Psychology dergisinde yayımlandı. Bilgisayarda oynanan bir top fırlatma oyununda kasıtlı olarak grup dışı bırakılan kişilerin, intikam göstergesi olarak sanal bir vudu bebeğine daha fazla sayıda iğne batırdıkları görüldü. Aynı deney laboratuvar içine taşındığında ise oyun dışı kalan kişilerin intikam duygusuyla rakiplerini rahatsız edecek şekilde yüksek ses çıkarak bir düğmeye uzun süre bastıkları tespit edildi.

Plasebo bir hapla duygularını bastırdıklarına inanan katılımcılar, dışlanmaları halinde intikam almaya çalışmıyor, intikam zevki hissetmeyeceklerini düşünüp saldırgan girişimlerde bulunmuyordu.

Bundan hareketle araştırmacılar, intikamın sadece zevk vermediği, insanların bu zevk arayışıyla intikama yöneldiği sonucunu çıkardı. Fakat o an iyi duygular veren intikam, tıpkı bağımlılıkta olduğu gibi, bir süre sonra başlangıç noktasından daha kötü bir noktaya çekiyordu insanı.

Belki de bu yüzden intikamın vereceği zevk arayışıyla insanlar bunun doğuracağı sonuçları hesaplamadan hareket ediyor. Örneğin ünlü futbolcu Zinedine Zidane 2006 Dünya Kupası’nda başka bir futbolcuya kafa atmasıyla hatırlanacak hep. Ya da eski ABD başkanı Richard Nixon “düşman listesi” ile bilinir; öyle ki “siyasi rakiplerini mahvetme” isteği ile giriştiği kirli işler yüzünden bir süre sonra istifa etmek zorunda kalacaktır.

Peki bu kadar zarar verebilen yıkıcı bir davranış evrim sürecinde kalıcı olmaya nasıl devam etmiştir?

Bu evrimin bir hatası değil, intikamın çok yararlı bir işlev görmesinden dolayı böyledir. Zira caydırıcı etkisi insanın hayatta kalması bakımından avantajlıdır. Örneğin çete ortamında yanlış insanla dalaşmanın sonucunda intikam saldırılarına maruz kalabilirsiniz.

“İntikam alacağınızın bilinmesi, insanların size sataşmasını veya yararlanmasını önleyici bir etken olacaktır” diyor Chester. Leonardo DiCaprio’nun Oscar ödüllü Diriliş (The Revenant) filminde başkahraman, oğlunu öldürenlerden intikam alma hırsıyla hayata tutunur.

İntikam tehlikesi bazı saldırıları önleyebilir. 2006’da yapılan bir araştırma erkeklerin intikama daha yatkın olduğunu, intikam duygusundan daha fazla zevk aldığını gösteriyor.

2008’de California Üniversitesi’nden Özlem Ayduk’un yaptığı başka bir araştırmada ise belli kişilik özelliklerine sahip kişilerin reddedilme karşısında daha saldırgan tepki göstermeye yatkın olduğu görüldü. Bunlar “reddedilme duyarlılığı” yüksek olan, geçmiş deneyimlerine bakarak reddedilme ihtimali daha yüksek olan insanlardı.

Bunlar nevrotik davranışın yanı sıra anksite ve depresyona da daha yatkındı. “Bunlar olmayan yerde bile reddedilme hissine kapılır. Reddedilme varoluşsal bir tehdittir ve reddedilme beklentisi kişiyi hem düşünsel hem de fizyolojik olarak kendini savunmaya hazır hale getirir” diyor Ayduk. İntikam saldırısı da onlar için reddedilme karşısında doğal bir reflekstir.

Fakat “reddedilme duyarlılığı” yüksek olan herkes şiddete yönelmez. Kimi kendi kendine zarar vererek başa çıkmaya çalışır bu duyguyla. “Böylece kendilerini kontrol sahibi olarak görürler. Saldırı tepkilerden sadece biridir” diyor Ayduk.

Bazı psikolojik taktikler sayesinde intikam saldırısına yatkın kişiler de bağımlılık hastaları gibi saldırı isteklerini kontrol altında tutabilir. Chester’in deneylerinde, bu insanların beyninde, fevri hareketlerin bastırılması ve mantık yürütmede önemli işlevi olan kısmın aktif olduğu görüldü.

Yani intikam güdüsüne kapılmak zorunda değiliz. Bize yanlış yapan kişiye karşı intikam duygusuyla tutuşurken, bu duygunun o an için iyi gelebileceğini, ama uzun sürmeyeceğini bilelim. Bu duygunun varlık nedeninin atalarımızı kullanılmaktan ve yanlış davranılmaktan koruduğunu unutmayalım.

By Aydınlık Luminous

Bilim kurgu Araştırma Güncel yaşam Tarih Gelecek Ekonomi Science fiction Research Current life History Future Economy